Son haftalardaki yüz ifadesinden de anlaşılacağı gibi Elano İstanbul'da daha fazla kalmak istemiyordu ve beklenen haber de az önce geldi. Santos ile Galatasaray 2.9 milyon Euro karşılığında anlaşmış Elano için. Yanlış hatırlamıyorsam 7 milyon Euro civarı bir paraya gelmişti Galatasaray'a. Her ne kadar resmi web sitesinde oyuncunun alacaklarından vazgeçtiği ve böylece kulübün 12-13 milyon Euro'ya yakın bir tasarrufa gittiği anlamına gelen haber yayınlansa da bu düz mantık sadece Elano'dan verim alınamama suçunu ört bas etmeye yaramaktan öteye geçmez bana kalırsa. Sonuçta oyuncunun almaktan vazgeçtiği bu rakamlar Galatasaray'ın daha 1.5 sezon önce ona biçtiği değerdir. Yani zararın neresinden dönülse kardır anlayışı bu. Kimsenin gözünü boyamaya gerek yok. Ancak buradaki "zarar" kelimesi sadece Elano'da aranmaması gereken bir kabahatin hafifletilmiş nitelendirilmesidir. Daha günler önce sezonun en iyi bir kaç transferinden biri olması beklenen Misimovic'i komik bahaneler ile göndermişken şimdi de ellerinde kalan son "değer" den de vazgeçtiler.
Elbette bu transferde Elano'nun istekleri de göz ardı edilemez. Ama bu oyuncuların bu kadar kısa zamanlarda ülkeden kaçarcasına uzaklaşması normal değil. Elano'nun Türkiye'ye gelmesindeki en önemli motivasyonu geçtiğimiz yaz Güney Afrika'da bir Brezilya forması kapabilmekti. Çok da verimli geçmeyen bir sezonun ardından bu amacına ulaştı ama ardından gelen bir türlü düzelmeyen bir sakatlık ve Rijkaard/Hagi değişikliği ile onun da ömrü kısa sürdü bu ülkede.
Rijkaard/Hagi değişikliği Galatasaray'da sabıkalı da olsalar iki yıldız ismin takımdan kopması ve 6 maçta alınan sadece 1 galibiyet ile umutsuz bir tablo çizmişe benziyor. Belli ki bu takım da dağılacak ve tekrar bir transfer taarruzuna geçilecek. Polat yönetimi ömrünü doldurdu bu kesin ancak bu yeni yapılanma da büyük ihtimalle onların kumandasında gerçekleşecek. Eldeki yerlilerden de oldukça şikayetçi olunduğu bilindiğine göre bu takımın yeniden kurulması ya ciddi bir para ya da ciddi bir gençleşme ve küçülme felsefesi gerektiriyor. Mevcut yönetim böyle ciddi bir operasyonu yönetecek kadar güven vermiyor kimseye. Şimdi de ismi duyulmadık Rumen oyuncuların haberleri geçmeye başladı medyada. Doğru mudur değil midir bilemeyiz ama bu değişiklik sadece ekonomik anlamda değil zihinsel anlamda da bir küçülmeye gidileceğinin göstergesi olur Galatasaray'da.
Türk futbolu ve Galatasaray bu zihniyetten kurtulalı çok oldu. Hatta bu zihinsel devrimi ilk yapan takımdır Derwall ile Galatasaray. Ancak bu kaos yüzünden 10 yıl önceki anlayışa geri dönmek felaketlerin en büyüğü olur. "Kiralık yıldız" felsefesi belli ki tutmadı kulüpte çeşitli sebeplerle. Yanlış isimler seçilmesi ya da bu oyuncuların yönetilememesi olası sebepler...Dos Santos, Jo, Misimovic kontratları kiralık olarak, Elano'da ruhen kiralık geldiği kulüpten neredeyse sıfır verim ile gidiyorlar. Bu saatten sonra bu yoldan medet ummayacaktır hiç kimse ancak acele edip de ne idüğü belirsiz Rumen pazarına yelken açmak da reçete olmamalı. Kayıp olarak gözüken bu sezon futbol takımının değil asıl yönetimin kendini toplaması gerektiği sezondur.
Kulüpler bütçe olarak küçülür, kadro olarak küçülür ama zihin olarak küçülmemelidirler. Galatasaray bu eşiğin yanıbaşında duruyor hemen. "Kiralık" felsefelere bel bağlamadan doğru bir yol haritası seçmeleri lazım ki aşağı düşmesinler.
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Aralık 2010 Çarşamba
28 Kasım 2010 Pazar
Sen bunu haketmedin Ali Sami Yen!
Ne gariptir ki Schuster, takımını oynatmak istediği felsefe ile kaybederken, gelecek planlarında olmayan bir sistem ile oynarken kazanıyor. Bunun en son 2 örneği Gençlerbirliği ve bu akşamki Galatasaray deplasmanlarında alınan galibiyetler olarak gösterilebilir. İçerde oynanan Kasımpaşa ve Konya maçları da kağıt üzerinde kolay gözükürken, oturtulmaya çalışılan sistemde verilen açıklar yüzünden puan kaybedilen maçlar olmuştu.
Olması gereken elbette Schuster'in bu sistemde ısrar etmesi. Ancak bu geçiş döneminde de bazı maçlarda macera aramayıp, ligden kopmamak için felsefesinin dışına çıkmak zorundadır. Aynen bu akşam olduğu gibi. Daha önce de değinmiştim oynanmak istenen oyuna tezat oluşturan faktörlerin neler olduğuna dair. Bunlar aslında sadece bu sistemin değil, saha içindeki herhangi bir sistemin düzenini bozacak kadar büyük açıklar. Bu akşam da skor üstünlüğü Beşiktaş'a erken geçmesine rağmen, ileri bölgede yine pas yapamadı, yine top tutamadı Beşiktaş özellikle ilk yarıda. Yani Galatasaray'ın diri olduğu anlarda Beşiktaş kendi oyununu kabul ettiremedi rakibe. Tabata-Holosko-Nobre 3'lüsü ile bunu becerebilmek çok zor. Çünkü bu oyuncuların doğasında yok pasa dayalı futbol anlayışı. Nobre ikinci yarıda attığı gol ile pozitif bir oyun oynamış gibi gözükse de bunun en büyük sebebi Galatasaray'ın temposunun giderek düşmesi ve Servet'in oyundan alınmasıdır. Özellikle ilk yarıda pas trafiğinin içine girmeye çalışınca Nobre rakip takımın stoperi gibi oynadı. Holosko ve Tabata ise bilindiği gibi sırtı dönük oyunda yoklar. Hiç bir zaman da olmadılar ve bu saatten sonra da olamazlar. Holosko'nun bu akşam iyi gözükmesinin tek sebebi onun futbol oynama becerilerine hitap eden bir anlayış ile sahada olunması idi. Hagi de Holosko'ya iyilik borcu varmış gibi o kanada Ali Turan'ı koyunca maçı çözen en büyük faktör olan erken gol, Holosko'nun 30 metrelik deparı ve akabinde Ali Turan'ın hamle hatası yüzünden geldi.
Beşiktaş'ın bu kadrosu geleceğin kadrosu değildir. Ama bir geçiş dönemi kadrosudur. Guti önümüzdeki sene de burada ve ardından muhtemelen takım elbisesini giyip Madrid'e gidecektir. Bu sistemin de tek işleyen parçası o ve onun pozisyonu şu anda. Şayet Schuster ve felsefesini sahipleniyor ise Beşiktaş yönetimi acilen mantıklı arayışlara başlamalı. Guti burada iken bu oyunun nasıl oynanması gerektiğini anlayacak parçalar bulunmalı. Kadro sıfırlansın, sil baştan yapılsın demek değil bu. Sadece eksik parçalar, doğru ve mantıklı hamleler ile tamamlansın. Elde Cenk gibi bir kaleci var, Ersan gibi hamleli ve topla arası nispeten iyi bir savunma adamı bulunmuş, Necip ve Onur gibi altyapı olarak daha dolu ve işlenmeye müsait iki orta saha oyuncusu, 2-3 sene daha verim alınabilecek Ernst, sezon başındaki görüntüsüne dönmesi ve takımın bir parçası olması durumunda Quaresma ve yine yerli kontejyanı şansı oluşan Bobo var. Eksik parçaların neler olduğuna girmeye gerek yok ama hangi özelliklere sahip olmaları gerektiği biliniyor artık bu 5-6 aylık tecrübe sayesinde. İlk hamle, daha resmi olarak açıklanmasa da Valencia'dan Manuel Fernandes ile geldi gibi gözüküyor. Resmi olarak açıklandıktan sonra ayrı bir yazı ile değineceğim ama olursa 2 sene önceki Ernst etkisini yapacaktır bu takımın orta sahasına. Ve pek tabi ki 24 yaşında olması da uzun vadeli bir projeye doğru bir eklenti olacağını düşündürebilir bize.
Beşiktaş özeline çok girdim maç değerlendirmesinde ancak Beşiktaş'ın bu akşamki oyununun analizi gereksiz olacaktı çünkü bu oyun değil oynanmak istenen. Sadece puan almak için ve mevcut kadrodaki eksikler yüzünden gidilen bir anlayış değişikliği idi gördüklerimiz. Yani haftaya içerdeki Bursa maçında Beşiktaş yine saçma sapan pozisyon hataları yapıp komik goller yiyebilir. Bu akşam kimseyi aldatmasın.
Galatasaray ile devam edelim. Daha önceki maçlardaki gibi Hagi yine tempo yaparak başlamak istedi maça ve doğru da yaptı. El bombası misali Beşiktaş savunmasını hataya zorladı ve kimi zaman da başardılar bunu. Ancak erken gelen gol Beşiktaş'ın o meşhur açıklar veren savunmasını daha da geriye itti ve oyun merkezinin böyle arkaya kayması, normal şartlar altında sürekli pozisyon hatası yapan Hilbert ve İsmail'in ve hatta Toraman'ın işine yaradı. Bildikleri oyunu oynadılar bundan sonra. Hagi de açıkçası Ali Turan takıntısının cezasını çekti bu akşam. Olması gereken düzen ikinci yarıdaki Sabri'nin bekte olduğu düzendi. Belki bu golü bu kadar erken yemeselerdi o tempodan bir gol çıkarıp öne geçebilirlerdi ve oyunun hikayesi bambaşka olurdu. Yine de bu düzende dahi Pino Beşiktaş stoperlerini zorladı ama onun bu dinamik oyunu o boşluklara girmesi gereken adamların olmaması yüzünden verim vermedi. Hem Elano hem Kewell savunmanın içine sızamadılar. Oysa Beşiktaş'ın savunmadaki yumuşak karnı ortası, kenarları değil. İkinci yarı ise doğru bir değişiklik ile başladı Hagi ancak temposu da ilk yarıdaki seviyelere çıkamadı takımının.
Devre arası Hagi'yi de yoğun bir mesai bekleyecek. Öncelikle Misimovic sorununu çözmesi lazım. Eğer bu sorunu Bosnalıyı takımdan göndererek çözecekse bu sefer de kalite sorunu başgösterecek ve mutlak suretle Arda ve Baros'un yanına transferler gerecektir. Ayrıca Elano'nun bu ruh halinde ne kadar yararlı olacağını düşünmeliler. Bu da ayrı bir denklem Hagi için.
Maç öncesi derbinin kalitesi sorgulandı iki takımın da puan cetvelindeki yerleri gösterilerek. Derbiler futbol kaliteleri yüzünden bu kategoriye girmiyorlar elbette. Zaten akıllara kaç tane futbol kalitesi inanılmaz yüksek derbi gelir ki düşününce. Bu takımlar 17. ve 18. olsalar da merak edilen ve heyecanla beklenilen maçlara çıkarlar her zaman. Bu yüzden bu derbinin değil Türkiye'deki genel futbol kalitesine bakmak lazım. Ama yine de Ali Sami Yen son derbi maçında hakettiği gibi uğurlanmadı.
Not: Maç içinde ve sonunda 3 Türkiye resmi vardı akıllarda kalan. Futbolcuya lazer tutan ve bu esnada geviş getirerek gülen tribündeki yaratık, maç sonu hamile eşi ile kameralara "mazlum" şov yapan Galatasaray taraftarı ve yine sökülen koltuklar ama bu sefer Ali Sami Yen hatırası bahanesi ile...Bunlar da futbol kalitesizliğimize saha dışından örnekler.
Olması gereken elbette Schuster'in bu sistemde ısrar etmesi. Ancak bu geçiş döneminde de bazı maçlarda macera aramayıp, ligden kopmamak için felsefesinin dışına çıkmak zorundadır. Aynen bu akşam olduğu gibi. Daha önce de değinmiştim oynanmak istenen oyuna tezat oluşturan faktörlerin neler olduğuna dair. Bunlar aslında sadece bu sistemin değil, saha içindeki herhangi bir sistemin düzenini bozacak kadar büyük açıklar. Bu akşam da skor üstünlüğü Beşiktaş'a erken geçmesine rağmen, ileri bölgede yine pas yapamadı, yine top tutamadı Beşiktaş özellikle ilk yarıda. Yani Galatasaray'ın diri olduğu anlarda Beşiktaş kendi oyununu kabul ettiremedi rakibe. Tabata-Holosko-Nobre 3'lüsü ile bunu becerebilmek çok zor. Çünkü bu oyuncuların doğasında yok pasa dayalı futbol anlayışı. Nobre ikinci yarıda attığı gol ile pozitif bir oyun oynamış gibi gözükse de bunun en büyük sebebi Galatasaray'ın temposunun giderek düşmesi ve Servet'in oyundan alınmasıdır. Özellikle ilk yarıda pas trafiğinin içine girmeye çalışınca Nobre rakip takımın stoperi gibi oynadı. Holosko ve Tabata ise bilindiği gibi sırtı dönük oyunda yoklar. Hiç bir zaman da olmadılar ve bu saatten sonra da olamazlar. Holosko'nun bu akşam iyi gözükmesinin tek sebebi onun futbol oynama becerilerine hitap eden bir anlayış ile sahada olunması idi. Hagi de Holosko'ya iyilik borcu varmış gibi o kanada Ali Turan'ı koyunca maçı çözen en büyük faktör olan erken gol, Holosko'nun 30 metrelik deparı ve akabinde Ali Turan'ın hamle hatası yüzünden geldi.
Beşiktaş'ın bu kadrosu geleceğin kadrosu değildir. Ama bir geçiş dönemi kadrosudur. Guti önümüzdeki sene de burada ve ardından muhtemelen takım elbisesini giyip Madrid'e gidecektir. Bu sistemin de tek işleyen parçası o ve onun pozisyonu şu anda. Şayet Schuster ve felsefesini sahipleniyor ise Beşiktaş yönetimi acilen mantıklı arayışlara başlamalı. Guti burada iken bu oyunun nasıl oynanması gerektiğini anlayacak parçalar bulunmalı. Kadro sıfırlansın, sil baştan yapılsın demek değil bu. Sadece eksik parçalar, doğru ve mantıklı hamleler ile tamamlansın. Elde Cenk gibi bir kaleci var, Ersan gibi hamleli ve topla arası nispeten iyi bir savunma adamı bulunmuş, Necip ve Onur gibi altyapı olarak daha dolu ve işlenmeye müsait iki orta saha oyuncusu, 2-3 sene daha verim alınabilecek Ernst, sezon başındaki görüntüsüne dönmesi ve takımın bir parçası olması durumunda Quaresma ve yine yerli kontejyanı şansı oluşan Bobo var. Eksik parçaların neler olduğuna girmeye gerek yok ama hangi özelliklere sahip olmaları gerektiği biliniyor artık bu 5-6 aylık tecrübe sayesinde. İlk hamle, daha resmi olarak açıklanmasa da Valencia'dan Manuel Fernandes ile geldi gibi gözüküyor. Resmi olarak açıklandıktan sonra ayrı bir yazı ile değineceğim ama olursa 2 sene önceki Ernst etkisini yapacaktır bu takımın orta sahasına. Ve pek tabi ki 24 yaşında olması da uzun vadeli bir projeye doğru bir eklenti olacağını düşündürebilir bize.
Beşiktaş özeline çok girdim maç değerlendirmesinde ancak Beşiktaş'ın bu akşamki oyununun analizi gereksiz olacaktı çünkü bu oyun değil oynanmak istenen. Sadece puan almak için ve mevcut kadrodaki eksikler yüzünden gidilen bir anlayış değişikliği idi gördüklerimiz. Yani haftaya içerdeki Bursa maçında Beşiktaş yine saçma sapan pozisyon hataları yapıp komik goller yiyebilir. Bu akşam kimseyi aldatmasın.
Galatasaray ile devam edelim. Daha önceki maçlardaki gibi Hagi yine tempo yaparak başlamak istedi maça ve doğru da yaptı. El bombası misali Beşiktaş savunmasını hataya zorladı ve kimi zaman da başardılar bunu. Ancak erken gelen gol Beşiktaş'ın o meşhur açıklar veren savunmasını daha da geriye itti ve oyun merkezinin böyle arkaya kayması, normal şartlar altında sürekli pozisyon hatası yapan Hilbert ve İsmail'in ve hatta Toraman'ın işine yaradı. Bildikleri oyunu oynadılar bundan sonra. Hagi de açıkçası Ali Turan takıntısının cezasını çekti bu akşam. Olması gereken düzen ikinci yarıdaki Sabri'nin bekte olduğu düzendi. Belki bu golü bu kadar erken yemeselerdi o tempodan bir gol çıkarıp öne geçebilirlerdi ve oyunun hikayesi bambaşka olurdu. Yine de bu düzende dahi Pino Beşiktaş stoperlerini zorladı ama onun bu dinamik oyunu o boşluklara girmesi gereken adamların olmaması yüzünden verim vermedi. Hem Elano hem Kewell savunmanın içine sızamadılar. Oysa Beşiktaş'ın savunmadaki yumuşak karnı ortası, kenarları değil. İkinci yarı ise doğru bir değişiklik ile başladı Hagi ancak temposu da ilk yarıdaki seviyelere çıkamadı takımının.
Devre arası Hagi'yi de yoğun bir mesai bekleyecek. Öncelikle Misimovic sorununu çözmesi lazım. Eğer bu sorunu Bosnalıyı takımdan göndererek çözecekse bu sefer de kalite sorunu başgösterecek ve mutlak suretle Arda ve Baros'un yanına transferler gerecektir. Ayrıca Elano'nun bu ruh halinde ne kadar yararlı olacağını düşünmeliler. Bu da ayrı bir denklem Hagi için.
Maç öncesi derbinin kalitesi sorgulandı iki takımın da puan cetvelindeki yerleri gösterilerek. Derbiler futbol kaliteleri yüzünden bu kategoriye girmiyorlar elbette. Zaten akıllara kaç tane futbol kalitesi inanılmaz yüksek derbi gelir ki düşününce. Bu takımlar 17. ve 18. olsalar da merak edilen ve heyecanla beklenilen maçlara çıkarlar her zaman. Bu yüzden bu derbinin değil Türkiye'deki genel futbol kalitesine bakmak lazım. Ama yine de Ali Sami Yen son derbi maçında hakettiği gibi uğurlanmadı.
Not: Maç içinde ve sonunda 3 Türkiye resmi vardı akıllarda kalan. Futbolcuya lazer tutan ve bu esnada geviş getirerek gülen tribündeki yaratık, maç sonu hamile eşi ile kameralara "mazlum" şov yapan Galatasaray taraftarı ve yine sökülen koltuklar ama bu sefer Ali Sami Yen hatırası bahanesi ile...Bunlar da futbol kalitesizliğimize saha dışından örnekler.
27 Kasım 2010 Cumartesi
Elano vs. Niang / Hagi vs. Kocaman
Geçen haftaki Kayserispor-Galatasaray maçı ile bu akşam oynanan İBB-Fenerbahçe maçında benzer iki görüntü ama farklı iki reaksiyon gözüme takıldı. Geçen hafta oyunun sonlarına doğru Elano, değişikliğin ardından direk soyunma odasına gitmek istedi ancak menajer Cenk Ergun araya girerek kulübeye gitmesini istedi. Elano ise hasta olduğunu söyleyerek ısrar etmişti içeri girmek için ama nafile...Hagi'nin dediği oldu ve Elano maçı kulübede tamamladı.
Bu hafta ise Niang, Elano'nun başaramadığını Olimpiyat Stadı'nda başardı. Kendisine müdahele etmeye çalışan kimse de yoktu. Gerçi maçın son dakikası idi ancak yine de kural kuraldır denilebilirdi eğer Aykut Kocaman oyuncularına böyle bir dayatma yapmış olsa idi. Alex ise 70'de kenara gelmesine rağmen maçı kulübede izlemeyi tercih etti.
İki farklı uygulama, iki farklı reaksiyon...Sporcu sağlığının önemini göz önüne alarak Hagi'nin koyduğu bu kuralın basit bir disiplin gösterisinden öteye gitmeyen bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Bir hafta önceki Misimovic'in tepkisine karşı alınmış bir önlemdi belki de. Ancak fazla basit ve sığ bir anlayış bana kalırsa. Aynı maçta saha içinde Ayhan ve Hakan Balta birbirlerinin boğazına sarılacak kadar maçın atmosferinden çıkmışlarken, kenarda Elano üzerinden gösteri yapmanın bir anlamı yok. Oyuncunun kendi tercihine bırakılmalı. Hatta bana kalsa zorla soyunma odasına yollarım sağlıkları açısından.
Saha içindeki birliği ve disiplini sağlamak lazım önce. Kenarda 5 kişi oturmuşsun 6 kişi oturmuşsun fazla önemi yok.
Bu hafta ise Niang, Elano'nun başaramadığını Olimpiyat Stadı'nda başardı. Kendisine müdahele etmeye çalışan kimse de yoktu. Gerçi maçın son dakikası idi ancak yine de kural kuraldır denilebilirdi eğer Aykut Kocaman oyuncularına böyle bir dayatma yapmış olsa idi. Alex ise 70'de kenara gelmesine rağmen maçı kulübede izlemeyi tercih etti.
İki farklı uygulama, iki farklı reaksiyon...Sporcu sağlığının önemini göz önüne alarak Hagi'nin koyduğu bu kuralın basit bir disiplin gösterisinden öteye gitmeyen bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Bir hafta önceki Misimovic'in tepkisine karşı alınmış bir önlemdi belki de. Ancak fazla basit ve sığ bir anlayış bana kalırsa. Aynı maçta saha içinde Ayhan ve Hakan Balta birbirlerinin boğazına sarılacak kadar maçın atmosferinden çıkmışlarken, kenarda Elano üzerinden gösteri yapmanın bir anlamı yok. Oyuncunun kendi tercihine bırakılmalı. Hatta bana kalsa zorla soyunma odasına yollarım sağlıkları açısından.
Saha içindeki birliği ve disiplini sağlamak lazım önce. Kenarda 5 kişi oturmuşsun 6 kişi oturmuşsun fazla önemi yok.
19 Kasım 2010 Cuma
Misimovic hasta mı?
Galatasaray'ın resmi sitesinden Misimovic'in A2 takımına gönderilmesi ile ilgili açıklama şöyle: "Oyuncumuz Zvjezdan Misimovic’in kulübümüzün arzuladığı performans taleplerine karşı, tamamen olumsuz davranışlarından; antrenman ve maçlarda sergilediği tavırlar, azimli çalışmaması, konsantrasyon eksikliği, dikkatsizliği ve teknik-taktik disiplinsizliğinden dolayı; A Takım kadrosunun dışında bırakılmasına karar verilmiştir"
Kulüp elbette mantıklı bir açıklama yapmak zorunda kağıt üstünde en değerli oyuncularını neden kadro dışı bıraktığına dair. Ama bu açıklama ile öyle çok günah yüklenmiş ki Misimovic'in üzerine insanın "hadi ordan" diyesi geliyor. Teker teker bakalım...
Kulübün arzuladığı performans taleplerine karşın takınılan "olumsuz tavırlar"'dan bahsedilmiş. Yani bu kulübün yöneticileri ve teknik adamı kötü performans sergileyen bir oyuncusuna bunun sebeplerini sorunca karşılığında olumsuz tavırlar görmüşler. Bahsi geçen oyuncu yıllarca Bundesliga'da oynamış ve nispeten iyi bir kariyere sahip. Bayern Münih altyapısında yetişmiş ve futbol hayatının tamamı Almanya'da geçmiş. Yani onu yarı-Alman olarak da nitelendirebiliriz. Almanlardan çürük elma çıkmaz demiyorum tabi ama ben Misimovic'in Bundesliga'da herhangi bir olumsuz tavrı yüzünden kadro dışı kaldığını ya da cezalandırıldığını duymadım. Lincoln'den bu tavırları beklersiniz, vakti zamanında Trabzon'a yolu düşen Marcelinho'dan bunu beklersiniz ancak Misimovic'in yukarıda teker teker sayılan günahlarının hepsini birden bu kısa sürede işlediğine inanmak biraz zor açıkçası.
Saha içi ve antrenmanlardaki isteksiz hareketler, yeteri kadar hırslı ve azimli olmamak, dikkat eksikliği, vs.vs...Bunların hepsini artarda sıralayınca Misimovic'in bilinmeyen bir hastalığı varmış hissine kapılıyor insan değil mi! Her şeyden önce madem bu adam geldiğinden beri bu kadar isteksiz neden tüm maçlarda sahada idi? Arada dinlendirilmesi ya da sorgulanması gerekmez miydi? Ayrıyeten basından takip ettiğim kadarı ile Misimovic de Galatasaray'a gelmek için istekli idi bu transfer söylentileri ilk çıktığında. Onu çok isteyen Schalke'ye gitmek istemediğini kendi ağzından duymuştuk. 3-4 aylık kısa bir süreçte bu kadar çabuk pes etmesi de sadece onun günahı olamaz.
Son olarak da teknik-taktik disiplinsizlikten söz edilmiş. Misimovic'i transfer ederken mutlaka bu transfere karar verenler oyuncunun en etkili sezonunu nasıl oynadığını ya da kısaca oyuncunun teknik analizini, kulübe hangi şartlar altında neler verebileceği hakkında beyin fırtınası yapmıştır elbette (yapmış mıdır?). Gerçi bir kulübe bu derece maliyetli bir oyuncunun, bu derecek beklenti içine girilecek bir oyuncunun ve takımın başaktörü olması istenen bir oyuncunun transfer edilme zamanı transferin son günü olmaması lazım. Oyuncunun maliyetini düşürme, pürüzleri giderme gibi bahaneler bana çok inandırıcı gelmez hiç bir zaman. Neyse ilk cümlelerimize dönersek bu teknik-taktik disiplinsizlikte de ben kulübe hak veremiyorum. Çünkü Misimovic geldiğinden beri takım da hiç bir zaman iyi olmadı. Yanında oynayabileeği bir Arda, önünde pas atabileceği bir Baros bulamadı. Yani oyuncunun performansını bir bütün içinde değerlendirmek lazım. Misimovic bu teknik-taktik disiplinsizlik içinde iken arkasındaki Sarp-Ayhan-Barış acaba ona ne kadar yardım ettiler. Ya da Misimovic önünde pas atacak bir santrfor neden bulamadı? Ya da en gerideki Servet'in şahsi hatalarından kaybedilen bir kaç maçın faturası da mı bu yukarıdaki paragrafın içine gömüldü? Hagi döneminden hiç bahsetmek istemiyorum çünkü futbol hayatının herhangi bir döneminde sol çizgide ve üstelik defansif görevler yüklenen bir pozisyonda oynamamış bir oyuncuyu taktik disiplinsizlik ile suçlamak mantıksızca bir hareket olmuş. Bu kararda Hagi'nin de parmağı olduğu bilindiğine göre, bu mazeret silsilesinin içinde bu son cümleler tamamiyle saçmalıktan ibaret olmuş bana göre. Hatta Misimovic'in en iyi maçını da Hagi'nin ilk maçı olan Fenerbahçe maçı olarak hatırlarız. Yine sol çizgiye yakın oynadığı ve buna rağmen normalin üstünde bir mücadele ve azim gösterek oynadığı bir maçtı.
Bütün bu olaylar içinde Misimovic'in kontratı ile ilgili detaylar ise hala sır. Hagi'nin geçen hafta demecinde kullandığı "kiralık" kelimesi mecazen yani "emaneten oynayan" anlamında mı kullanıldı yoksa gerçekten kontratın detaylarında iddia edildiği gibi Mayıs ayında Galatasaray'ın tek senelik ücreti karşılığında herhangi bir bonservis ödemeden kontratı feshedebilme hakkı var mı o da muamma.
Sonuç olarak Türkiye'ye yine büyük beklentiler ile bir yıldız gelmişti ama yine yönetici-teknik adam beceriksizlikleri ile verim alınamadan yollanıyor ve biz yine mahrumuz böyle bir yıldızı ağız tadı ile seyretmekten. Tıpkı Ailton gibi, tıpkı Ortega gibi, tıpkı Anelka gibi, tıpkı Marcelinho gibi...
Kulüp elbette mantıklı bir açıklama yapmak zorunda kağıt üstünde en değerli oyuncularını neden kadro dışı bıraktığına dair. Ama bu açıklama ile öyle çok günah yüklenmiş ki Misimovic'in üzerine insanın "hadi ordan" diyesi geliyor. Teker teker bakalım...
Kulübün arzuladığı performans taleplerine karşın takınılan "olumsuz tavırlar"'dan bahsedilmiş. Yani bu kulübün yöneticileri ve teknik adamı kötü performans sergileyen bir oyuncusuna bunun sebeplerini sorunca karşılığında olumsuz tavırlar görmüşler. Bahsi geçen oyuncu yıllarca Bundesliga'da oynamış ve nispeten iyi bir kariyere sahip. Bayern Münih altyapısında yetişmiş ve futbol hayatının tamamı Almanya'da geçmiş. Yani onu yarı-Alman olarak da nitelendirebiliriz. Almanlardan çürük elma çıkmaz demiyorum tabi ama ben Misimovic'in Bundesliga'da herhangi bir olumsuz tavrı yüzünden kadro dışı kaldığını ya da cezalandırıldığını duymadım. Lincoln'den bu tavırları beklersiniz, vakti zamanında Trabzon'a yolu düşen Marcelinho'dan bunu beklersiniz ancak Misimovic'in yukarıda teker teker sayılan günahlarının hepsini birden bu kısa sürede işlediğine inanmak biraz zor açıkçası.
Saha içi ve antrenmanlardaki isteksiz hareketler, yeteri kadar hırslı ve azimli olmamak, dikkat eksikliği, vs.vs...Bunların hepsini artarda sıralayınca Misimovic'in bilinmeyen bir hastalığı varmış hissine kapılıyor insan değil mi! Her şeyden önce madem bu adam geldiğinden beri bu kadar isteksiz neden tüm maçlarda sahada idi? Arada dinlendirilmesi ya da sorgulanması gerekmez miydi? Ayrıyeten basından takip ettiğim kadarı ile Misimovic de Galatasaray'a gelmek için istekli idi bu transfer söylentileri ilk çıktığında. Onu çok isteyen Schalke'ye gitmek istemediğini kendi ağzından duymuştuk. 3-4 aylık kısa bir süreçte bu kadar çabuk pes etmesi de sadece onun günahı olamaz.
Son olarak da teknik-taktik disiplinsizlikten söz edilmiş. Misimovic'i transfer ederken mutlaka bu transfere karar verenler oyuncunun en etkili sezonunu nasıl oynadığını ya da kısaca oyuncunun teknik analizini, kulübe hangi şartlar altında neler verebileceği hakkında beyin fırtınası yapmıştır elbette (yapmış mıdır?). Gerçi bir kulübe bu derece maliyetli bir oyuncunun, bu derecek beklenti içine girilecek bir oyuncunun ve takımın başaktörü olması istenen bir oyuncunun transfer edilme zamanı transferin son günü olmaması lazım. Oyuncunun maliyetini düşürme, pürüzleri giderme gibi bahaneler bana çok inandırıcı gelmez hiç bir zaman. Neyse ilk cümlelerimize dönersek bu teknik-taktik disiplinsizlikte de ben kulübe hak veremiyorum. Çünkü Misimovic geldiğinden beri takım da hiç bir zaman iyi olmadı. Yanında oynayabileeği bir Arda, önünde pas atabileceği bir Baros bulamadı. Yani oyuncunun performansını bir bütün içinde değerlendirmek lazım. Misimovic bu teknik-taktik disiplinsizlik içinde iken arkasındaki Sarp-Ayhan-Barış acaba ona ne kadar yardım ettiler. Ya da Misimovic önünde pas atacak bir santrfor neden bulamadı? Ya da en gerideki Servet'in şahsi hatalarından kaybedilen bir kaç maçın faturası da mı bu yukarıdaki paragrafın içine gömüldü? Hagi döneminden hiç bahsetmek istemiyorum çünkü futbol hayatının herhangi bir döneminde sol çizgide ve üstelik defansif görevler yüklenen bir pozisyonda oynamamış bir oyuncuyu taktik disiplinsizlik ile suçlamak mantıksızca bir hareket olmuş. Bu kararda Hagi'nin de parmağı olduğu bilindiğine göre, bu mazeret silsilesinin içinde bu son cümleler tamamiyle saçmalıktan ibaret olmuş bana göre. Hatta Misimovic'in en iyi maçını da Hagi'nin ilk maçı olan Fenerbahçe maçı olarak hatırlarız. Yine sol çizgiye yakın oynadığı ve buna rağmen normalin üstünde bir mücadele ve azim gösterek oynadığı bir maçtı.
Bütün bu olaylar içinde Misimovic'in kontratı ile ilgili detaylar ise hala sır. Hagi'nin geçen hafta demecinde kullandığı "kiralık" kelimesi mecazen yani "emaneten oynayan" anlamında mı kullanıldı yoksa gerçekten kontratın detaylarında iddia edildiği gibi Mayıs ayında Galatasaray'ın tek senelik ücreti karşılığında herhangi bir bonservis ödemeden kontratı feshedebilme hakkı var mı o da muamma.
Sonuç olarak Türkiye'ye yine büyük beklentiler ile bir yıldız gelmişti ama yine yönetici-teknik adam beceriksizlikleri ile verim alınamadan yollanıyor ve biz yine mahrumuz böyle bir yıldızı ağız tadı ile seyretmekten. Tıpkı Ailton gibi, tıpkı Ortega gibi, tıpkı Anelka gibi, tıpkı Marcelinho gibi...
11 Kasım 2010 Perşembe
5N 1K
Nerede: NTV Maslak stüdyoları, %100 Futbol
Ne zaman: 03.09.2010
Ne (demiş): "Geçen Nisan ayında Rijkaard'a 2 senelik sözleşme uzatma teklif ettim. Bana "aldığım parayı hak etmem gerekiyor. Önce bunu yapmalıyım" dedi. Sezon sonuna kadar Rijkaard ne olursa olsun takımın başında kalacak ve isterse sözleşmesini uzatacağız."
Neden: Alınan sonuçlar üzerine Rijkaard'ın geleceği hakkında sorulan sorulara cevap vermek için...
Nasıl: Gayet kendinden emin bir dil ile...
Kim: Adnan Polat
SONUÇ: 20.10.2010 tarihinde Rijkaard kovuldu.
-----------------------------------------------------------------
Nerede: NTV Maslak stüdyoları, %100 Futbol
Ne zaman: 15.10.2010
Ne (demiş): "En büyük hatam olarak her zaman Del Bosque’yi söylerim keşke göndermeseydim diye. O zamanlar yeniydik.........Mühim olan aynı hataları tekrar yapmamak."
Neden: Ben değiştim mesajını camiaya verebilmek için...
Nasıl: Hatalarından pişman olduğunu gösteren bir dil ile...
Kim: Yıldırım Demirören
SONUÇ: ???
Yukarıdaki iki olay arasında basit bir korelasyon kurarsak Schuster'in ipinin de 3 Aralık'ta çekileceğini söyleyebiliriz. Ya da kaba bir tahminle Aralık'ın ilk haftası diyelim. 28 Kasım'da da Beşiktaş Ali Sami Yen deplasmanına gidiyor. İronik değil mi?
Türkiye siyasette, sporda, sanatta, medyada ve hatta sokakta "ben değiştim" diyen insanlar ile dolu olan bir ülke...Bazı sonuçlara varmak ya da bazı olayları önceden kestirmek çok da zor olmuyor bu yüzden.
NOT: Beşiktaş'ı yenmek isteyen takım isminin sonuna "Belediye" eklesin, 3 puan garanti...
Emenike Galatasaray'a iyi gelir
Karabük tarafından açıklama geldi Emenike'nin resmi olarak Adnan Sezgin tarafından kendilerinden istendiğine dair. Sezonun en popüler oyuncusunun, sezonun santrafora en çok ihtiyaç duyan takımı tarafından istenmesinden daha doğal birşey olamaz. Emenike için mutlaka başka kulüpler de nabız yoklayacaklardır ancak Galatasaray'ın bu takımlar arasında en isteklisinin olacağını tahmin etmek zor değil. Her ne kadar Karabük başkanı bu transferin en iyi ihtimalle sezon sonu olabileceğini söylese de, ihtiyaçlar ve zorunluluklar bu tarihi öne çekecektir. Emenike Galatasaray'a ne verir kısaca bakalım.
Öncelikle bu transferin astronomik rakamlara gerçekleşmesi durumunun en büyük sorumluları, 2 seneden beri bu takımın santrafor sorununu çözmek bir yana bu sorunu yaratan insanlar olan Polat ve Sezgin olacaktır. Bakınız Nonda vakası, bakınız Baros'un durumunu bile bile sezon başı riske girilmesi...Galatasaray'ın bu zaafının da farkında olan Karabük de bu transferi en karlı bir şekilde kapatmayı isteyecektir doğal olarak. İşin ekonomik boyutu bir yana Emenike futbol olarak Galatasaray'a fayda sağlayacaktır. Her ne kadar Pino oradaki açığı şu an kapatıyormuş gibi gözükse de ileri uca takviye yapılması herkesin beklentisi. Geçen sene devre arası yapılan Jo ve Dos Santos operasyonları kağıt üzerinde iyi hamleler olarak gözükse de her iki oyuncunun tabiri caizse "ununu elemiş, eleğini asmış" tipler olması yüzünden saha içinde katkı yapamamışlardı. Nereden mi belli? Birisi Manchester City'de diğeri Totthenam'da yedek kulübesini dövüyorlar bu sezon. Hatta çoğu zaman kadroya dahi giremiyorlar. Devre arası transferleri her zaman risklidir. Ama Emenike tarzı, uyum sürecini çabuk aşacak, kendini gösterme ve geliştirme fırsatı arayan ve en önemlisi oyun yapısı olarak takıma uyacak ama takımı bölmeyecek bir oyuncunun transferi bu riskleri en aza indiriyor bana göre. Patlayıcı gücü olan, hızlı, güçlü, ortalama üstü gol vuruşlarına sahip ve en önemlisi kendini göstermek için sebepleri var. İsminin geçtiği Türk Milli takımı için, Avrupa için...
Baros'un sakatlık hikayesi belli iken buna rağmen sadece Mehmet Batdal ile yola çıkılması yönetimin büyük yanlışıydı. Şimdi ellerinde Emenike gibi bir opsiyonları oluştu. Mutlak suretle devre arası transferi yapılmalı eğer Galatasaray bu sezonu halen gözden çıkarmadıysa.
Öncelikle bu transferin astronomik rakamlara gerçekleşmesi durumunun en büyük sorumluları, 2 seneden beri bu takımın santrafor sorununu çözmek bir yana bu sorunu yaratan insanlar olan Polat ve Sezgin olacaktır. Bakınız Nonda vakası, bakınız Baros'un durumunu bile bile sezon başı riske girilmesi...Galatasaray'ın bu zaafının da farkında olan Karabük de bu transferi en karlı bir şekilde kapatmayı isteyecektir doğal olarak. İşin ekonomik boyutu bir yana Emenike futbol olarak Galatasaray'a fayda sağlayacaktır. Her ne kadar Pino oradaki açığı şu an kapatıyormuş gibi gözükse de ileri uca takviye yapılması herkesin beklentisi. Geçen sene devre arası yapılan Jo ve Dos Santos operasyonları kağıt üzerinde iyi hamleler olarak gözükse de her iki oyuncunun tabiri caizse "ununu elemiş, eleğini asmış" tipler olması yüzünden saha içinde katkı yapamamışlardı. Nereden mi belli? Birisi Manchester City'de diğeri Totthenam'da yedek kulübesini dövüyorlar bu sezon. Hatta çoğu zaman kadroya dahi giremiyorlar. Devre arası transferleri her zaman risklidir. Ama Emenike tarzı, uyum sürecini çabuk aşacak, kendini gösterme ve geliştirme fırsatı arayan ve en önemlisi oyun yapısı olarak takıma uyacak ama takımı bölmeyecek bir oyuncunun transferi bu riskleri en aza indiriyor bana göre. Patlayıcı gücü olan, hızlı, güçlü, ortalama üstü gol vuruşlarına sahip ve en önemlisi kendini göstermek için sebepleri var. İsminin geçtiği Türk Milli takımı için, Avrupa için...
Baros'un sakatlık hikayesi belli iken buna rağmen sadece Mehmet Batdal ile yola çıkılması yönetimin büyük yanlışıydı. Şimdi ellerinde Emenike gibi bir opsiyonları oluştu. Mutlak suretle devre arası transferi yapılmalı eğer Galatasaray bu sezonu halen gözden çıkarmadıysa.
24 Ekim 2010 Pazar
Diriliş
Maç sonu hem çevremdeki hem de ekranlardaki Galatasaraylıların yüzleri gülüyor. En azından Hagi'nin yüzü gülüyordu. 10 yıl sonra Kadıköy'de alınan puan değil bunun sebebi, sahada ortaya koyulan "karakterli" oyun. Maç öncesi kamuoyundaki yaygın görüş Fenerbahçe'nin oyunu domine edeceği yönündeydi ancak özellikle ilk yarı boyunca bunun tam tersi yaşandı Kadıköy'de.
Öncelikle Galatasaray'dan başlayalım. Açıkçası yukarıda bahsettiğim bu karakterli oyunun önceki haftalarda neden sergilenmediği ya da en azından çaba gösterilmediği konusunda kafamda soru işaretleri oluştu. Sistem, taktik ve teknik bunları bir kenara bırakalım, futbolcuların o uyuşuk tavırlarından eser yoktu bu maçta. Rijkaard gitti artık ondan hesap sorulacak bir durum kalmadı ama ya geride kalan oyuncular? Bence oyuncuya dayalı düzene de bir çomak sokmak açısından bu durumun yönetim tarafından sorgulanması gerekir. Ancak ben Adnan Polat yönetiminin tereyağından kıl çeker gibi kendilerini sıyırdıkları bu kaostan sonra bir süre bu süt liman ortamı bozmak için bir hamle yapacaklarını sanmıyorum. Bu yüzden de Mehmet Helvacı'nın sinyalini verdiği operasyonun gerçekleşmesi şu an için çok da olası gözükmüyor. Ama bu karakterli oyunu daha önce ortaya koymak için çaba göstermeyen bazı isimlerin karakterleri de sorgulanmalı.
Teknik açıdan bakarsak sahaya 4-2-3-1 düzeninde çıkmış gibiydi Hagi'nin takımı. Ancak Misimovic'in sol çizgiye daha yakın oynadığını gördük oyundan çıktığı ana kadar. Ayhan da Misimovic'in çizgiye yaklaştığı anlarda içeriyi kapattı ve böylece ilk yarıdaki oyun iştahları ile beraber orta sahada bariz bir üstünlük kurdular rakiplerine karşı. Defans hattını da beklendiği gibi fazla öne çıkarmadı arkada boş alan bırakmamak adına Hagi. Daha önce neredeyse hiç verim alamadıkları 3 oyuncu vardı bugün sahada. Elano ve Misimovic en iyi maçlarını oynadılar belki bu forma altında. Ya da en istekli demeliyim...Özellikle Elano'nun bugüne dek görmediğimiz şekilde, oynama arzusu ve oyun konsantrasyonu üst düzeydi. Kanatta adam takip etti, ataklarda içeriye doğru katetti, şut denedi. Eğer tek maçlık bir iştah değilse bu, Hagi döneminde yeniden doğan isimlerin başında gelecek Brezilyalı. Diğer fark yaratan isim ise ileri uçta görev yapan Pino idi. Özellikle hücumda çoğalamadıkları bir kaç pozisyonda fizik gücünü de kullanarak tek başına top kullandı ve etkili de oldu Pino.
Fenerbahçe'de ise Galatasaray'ın oyuna agresif bir şekilde başlamasının verdiği bir ürkeklik vardı maç boyunca. Topuz ve Emre ikilisi fizik olarak rakiplerinin gerisinde kaldılar. Ayhan'ın da orta göbeğe yardıma gelmesi ile Emre geçen hafta Konya maçındaki gibi sık sık ileri çıkamadı. Bu da Fenerbahçe orta sahası ile Niang arasındaki bağlantıyı kesti. Kanatlarda da Elano'nun beklenmeyen iştahlı oyunu ve Misimovic'in topun arkasına geçip Ayhan'ın defansif görevlerini paylaşması sonucu yine etkisiz kaldılar. Etkili oldukları bir iki pozisyonda Niang'ın şahsi becerisi ile geriye gelip, top alıp kaleye gitmesi yatıyordu. Fenerbahçe'nin kenardaki adamları da Semih dışında hazır isimler olmayınca oyuna müdahale etme konusunda yetersiz kaldı Kocaman. Açıkçası o kulübeden kiminle nasıl bir müdahalede bulunabilirdi sahaya muamma.
Futbol adına çok olumlu şeyler olmasa da Galatasaray'ın beklenilenin üstündeki direnişi ve dirilişi maçı bizim adımıza ilginç hale getiren en önemli etkendi. Galibiyet ile ayrılamasalar da sahadan, Kadıköy'deki o tılsıma bir dur dediler. Ama skordan fazlası oyun iştahlarının yerine gelmesi idi herkesi mutlu eden.
Fenerbahçe-Galatasaray: Maç öncesi
Önce maçın psikolojik boyutu ile başlayalım. Hafta içi Rijkaard'ın gidişi, yerine kimin geleceğinin tartışmaları ve Hagi ile sonlanan süreç biraz da derbinin taktik ve teknik tartışmalarının önüne geçti. Ama şu bir gerçek ki Galatasaray'daki bu hareketli gündem sayesinde, derbi de bir hafta boyunca Türkiye'nin gündeminde kaldı. Fenerbahçe'nin son 10 yıldır süregelen bariz üstünlüğüne rağmen, hiç bu kadar "ağır favori" gösterilmediği de bir gerçek. Galatasaray'daki değişim uyuyan bir adamı omuzunda tutup şöyle bir sarsmak gibi birşey oldu aslında. Rijkaard neden gitti, neden Hagi geldi tartışmalarına girmeye lüzum yok şu anda. Ama şu bir gerçek ki gelen teknik adamın isminin Hagi olması, haklarında "bilerek oynamıyorlar" ve "takımı sabote ediyorlar" gibi türlü türlü dedikodularun yapıldığı futbolcu kadrosunu silkeleyecektir. Türkiye'de işin bu psikolojik boyutunun ne kadar önemli olduğunu biliyoruz futbolda. Dolayısı ile şu an Florya'da kendilerine çamur atılmış hissedilen, ezildiklerini hisseden ve bu maçın ardından kameralara "işte biz buyuz, gösterdik" demeyi hırsla bekleyen bir grup var. Muhtemelen Hagi ve Tugay da bu 2-3 günlük süreçte futbolculara taktikten çok bu psikolojiyi aşılamışlardır. Ve tahminimce Hagi bu maçta, Mehmet Helvacı'nın dün veya önceki gün bahsettiği olası operasyonda kafası koparılacak oyunculardan yararlanacaktır. Misal Servet...Misal Mustafa Sarp...
Fenerbahçe'de ise Aykut Kocaman son 10 yılın en zorlu derbisi diyerek ekibinin dikkatini ve konsantrasyonunu maça odaklamasını sağlamaya çalıştı. O da Galatasaray da bu yukarıda bahsettiğim havanın nasıl olduğunun farkındadır kesinlikle. Fenerbahçe'de ise yeni isimlerin derbi tecrübesine sahip olmaması bence dezavantaj değil, avantajdır. Niang, Dia, Stoch ve Yobo gibi isimler bu çalkantılı ve kritik derbide "puslu havadan" ziyade oyuna konsantre olacaklardır. Dolayısı ile gündemden etkilenip bunu oyunlarına yansıtacaklarını düşünmüyorum.
İşin taktik yanına gelirsek Galatasaray'da bir mentalite değişikliği olacaktır elbette. Bu kısa süre içinde Hagi'nin oynatmak istediği sistemi yerleştirmesi imkansız olduğuna göre ameliyat yerine kanamayı durduracak bir tampon uygulayacaktır yaraya. Bu yüzden de Türk futbolcusuna yaptırması daha kolay olan savunmayı tercih edecektir Kadıköy'de. Hagi bu maçı kaybetse dahi kendisinin şimdilik birşey kaybetmeyeceğinin farkında. Dolayısı ile Kadıköy'de Fenerbahçe'yi zorlaması bile bu kadar olumsuz bir havanın etkisinde olan camiaya iyi gelecektir. Bu maçta taraftarlar onlardan skor değil, son maçlarda hiç göremedikleri o savaşı vermelerini istiyor. Bütün bu psikolojik ve teknik etkenler bir araya gelince Hagi'nin bu maça, yerli oyuncuların ağırlıkta olduğu bir kadro ile ve Fenerbahçe'nin en iyi olduğu yeri, kanatları kapatarak daha defansif bir kurgu ile çıkması beklenebilir. Benim beklediğim diziliş kanatları iki hızlı adamla kapatacağı (Sabri ve Ayhan) 4-4-1-1 dizilişi. Göbeği de Barış-Sarp-Cana 3'lüsünden ikisi ile kapatacaktır. Önde Baros'un eksikliği yüzünden Pino ve arkasında Misimovic/Elano ikilisinden birini kullanacaktır. Bu maçta olur mu bilmem ama uzun vadede Hagi'nin üstüne titreyeceği adamlardan biri Emre Çolak olacak. Bu maç onunla başlarsa sürpriz olur ama beni şaşırtmaz.
Fenerbahçe'de ise son 3 maçtır oturmuş bir sistem ve kadro söz konusu. Bu maçta da merak edilen tek şey Alex mi Semih mi başlayacak sorusu. Ama ben Alex problemini çözme konusunda büyük aşama kaydeden Kocaman'ın onu kenarda tutma riskini göze alacağını sanmıyorum. Topuz ve Emre, Galatasaray'ın fizik olarak kuvvetli olmasını beklediğim orta sahası karşısında zorlanabilirler. Hele ki son yıllarda gördüğümüz gibi, bu oyun da taktikten çok güç ve iktidar kavgasına dönerse...Stoch ve Dia'nın devamlılık problemleri bu tarz fiziksel mücadelenin üst düzey olacağı bir maçta sırıtabilir. Bu yüzden bu iki süratli ve delici adamın maçın başındaki performansları belirleyici olabilir. Eğer skoru erken bulmaları halinde Galatasaray'ın mevcut psikolojisinde buna reaksiyon vermesi zor olacaktır. Golün gecikmesi Galatasara'ın direncinin artmasına sebep olur. Yani terazi maçın başında Fenerbahçe'den yana ağır iken, sonlara doğru Galatasaray'a doğru yön değiştirecektir.
23 Ekim 2010 Cumartesi
Paar ne yahu!
Mustafa Yücedağ NTVSpor'da idi bu akşam. Mustafa Yücedağ kim? Rijkaard'ın tercümanlığını yapan eski futbolculardan. Geçen sene röportajlarda ve maç sonu açıklamalarında İngilizce kullanan Rijkaard'ın bu sene yönetim zorlaması ile Felemenkçe'ye dönmesi sonucu işe alındı. Şimdi Rijkaard'ın gidişinin ardından bu süre zarfında iş tanımı "tercümanlık" olan Yücedağ'ın bu akşamki açıklamaları ise sanki eski bir antrenörün ya da teknik adamın ağzından çıkma tarzındaydı. Rijkaard'ın istediği transferlerin yapılmadığını ve kendisinin de bazı transferlerde devreye girdiğini falan anlattı.
Türkiye hep birşeylerin peşinde koşan insanların vitrinde olduğu ilginç bir ülke gerçekten. Tercüman çıkar, tercümanlıktan fazlasını yapar. Ekranda bir kaç ay önce yaşanmış bir olayın hesabını kapatmaya çalışır. Ona saydırır, buna mesaj gönderir...Kendini mağdur gösterir. Herkesin kariyer yapma isteğine saygı duyulmalıdır elbet ama bu şekilde değil. Dejenere futbol gündeminin güzel bir örneği idi bu röportaj...
NOT: Başlıktaki mevzu da tercümandan daha fazlası olduğunu söyleyen ama kendisine tercümanlık konusunda ders verilemeyeceğini iddia eden Yücedağ'ın ikide bir söylediği cümle ile ilgili. "Bana Paar'ı öğretmeyin kardeşim"...Bu nedir ki!!!
Türkiye hep birşeylerin peşinde koşan insanların vitrinde olduğu ilginç bir ülke gerçekten. Tercüman çıkar, tercümanlıktan fazlasını yapar. Ekranda bir kaç ay önce yaşanmış bir olayın hesabını kapatmaya çalışır. Ona saydırır, buna mesaj gönderir...Kendini mağdur gösterir. Herkesin kariyer yapma isteğine saygı duyulmalıdır elbet ama bu şekilde değil. Dejenere futbol gündeminin güzel bir örneği idi bu röportaj...
NOT: Başlıktaki mevzu da tercümandan daha fazlası olduğunu söyleyen ama kendisine tercümanlık konusunda ders verilemeyeceğini iddia eden Yücedağ'ın ikide bir söylediği cümle ile ilgili. "Bana Paar'ı öğretmeyin kardeşim"...Bu nedir ki!!!
20 Ekim 2010 Çarşamba
Doll, Rijkaard ve "Bizim Oğlancılık" felsefesi

Geçen sene ligimizde 34 haftada 18 teknik adamdan sadece 7 tanesi görevlerinden alındı ya da istifa etti. Bu oran, bir önceki sene daha ilk 9 haftada 10 teknik adamın işini kaybetmesine kıyasla gayet mantıklı bir orandı. Bugüne gelirsek eğer, bu haftakilerle beraber ilk 8 haftada 5 teknik direktör istifa etti ya da ettirildi. Yakın zamanda Yılmaz Vural cephesinden de bir istifa haberi duyarsak şaşırmayalım. Böylece biraz zorlama ile 08-09 sezonundaki istatistiği yaklaşacağız.
Bülent Uygun'un Buca'dan Eskişehir'e geçişi dışında diğer işini kaybeden teknik direktörler herhangi bir takım ile anlaşmadı. Muhtemel bir Rıza Çalımbay/Gençlerbirliği anlaşması da izleyebiliriz yakında. Kimbilir belki Rijkaard/Liverpool bile olabilir.
Bu hafta ise benim açımdan biraz hüzünlü ayrılıkların yaşandığı bir hafta. Bu topraklarda çalışması taraflı tarafsız herkes tarafından sevinçle karşılanan Rijkaard ve benim fikrime göre iyi işler yapmakta olan Thomas Doll görevlerinden alındı. Üstelik hiç haketmedikleri bir üslup yanlışlığı ile...
Thomas Doll olayına bir önceki yazıda değindim. Rijkaard hakkında bir kaç cümle etmem gerekir ise Galatasaray yönetiminin kendi ipini çektiği haftadır bu hafta. Futbolun dünü yok lafı çok klişedir ve bazen maalesef doğrudur. Ancak dünden kastımız da daha bir kaç ay öncesi olmamalıdır. Bu bir kaç ay öncesi de Adnan Polat'ın "her ne olursa olsun" Rijkaard ile yola devam edeceklerini biraz da popülist bir dille açıklama yaptığı tarihlere tekabül eder. Sözüm ona Rijkaard'a 2 yıl daha uzatma teklif etmişler ama Hollandalı bu teklifi "önce aldığı parayı haketme" sebebi ile geri çevirmiş. Bir kere Avrupalı ve bu kadar profosyonel insanlar bu tarz olaylara bizdeki gibi bakmazlar. Rijkaard'ın gözünde o sözleşmeye imza attığı gün o parayı haketmiştir zaten. Öyledir de zaten...Siz sözleşmeleri yaparken boşuna oraya tazminat ya da prim gibi ayrıntıları koymuyorsunuz. Birisini işten kovarsanız ona tazminat ödemek zorundasınız onu mağdur etmenizden ötürü. Prim ise adamın kazandığı başarı sonucu hakettiği, sizin onun işin yapmanın ötesine geçme durumuna ve başarısına biçtiğiniz değerdir. Yaptığınız mukavele, yani bu çalışanın maaşı, sigortası vs.vs. ise onun hakettiği paradır. Yani Rijkaard, Adnan Polat'a "dur başkan ben şunu bi hakedeyim, sonra helalleşiriz" diye birşey dememiştir. Düşüncesi bile komik!
Şimdi yönetimi sopalamaya devam etmeden evvel bir konuda da haklarını vereyim. Bu ayrılış şeklinin üslubu kötü olsa da en azından tazminat konusunda işin suyunu çıkarmadan (bildiğim kadarı ile pazarlıksız, Rijkaard ve yardımcılarına toplamda 6 milyon Euro'ya yakın bir para vererek) bu işi bitirdiler. FIFA'da 5 insan boyuna ulaşmış vukuat dosyalarımıza bir yenisi eklenmeyecek, buna sevinebiliriz. Velhasıl işin geri kalan kısmı hem Galatasaray adına hem de Rijkaard adına hoş olmadı.
Sportif başarı elbette önemli. Hele bizde hayati derecede önemli. Galatasaray'ın bu sene içinde bulunduğu durum da tam anlamı ile bir "başarısızlık". Türlü türlü sebepleri var. Rijkaard da bu sebeplerden biridir mutlaka. Ama tek suçlu değildir. Hele bu yönetimin olduğu yerde hiç değildir. Pazar akşamı malum Manisa maçının ardından statta toplantı yapan bir yönetim kurulunun verdiği manzaradan belliydi Rijkaard'ın gönderileceği. Hatta o akşam bir çok programda Rijkaard'ı gönderip, Karaman'ı getirip, onun takımı nasıl oynatacağına dair tartışmalar bile vardı. Neyse, işin şık olmayan tarafı, gönderileceği belli bir teknik adam, hele beğenirsiniz beğenmezsiniz Rijkaard (ve Neeskens) kariyerinde iki teknik adamı hafta ortasına kadar bekletmek&oyalamak kısmıdır. Çok bariz ki Galatasaray yönetimi, dağılan camiayı toparlama ve kendilerini aklama adına "biz dağıttık, bizim oğlan toplasın" mantığı ile camiadan birini getirecekti takımın başına. Bu tarz hamleler, yönetimlerin "kendini temize çıkarma" hamlelerinden başka bir şey değildir. Misal Tigana sonrası Rıza, misal Daum sonrası Aykut...Elbette ki Fatih Terim düşünüldü öncelikle. Konuşuldu, edildi ve belli ki Terim de önce Rijkaard'ın gitmesini şart koştu kendisinin gelmesi için (Milli Takım'a ikinci gelişinde de önce Ersun Yanal'ı gönderin demişti). Ama planlar bugün öğlen ters tepti. Araya belki bizim de bilmediğimiz hesaplar ve egolar girdi ve bu iş olmadı.
Şimdi ne olacak? Muhtemelen ihale Tugay'a kalacak gibi gözüküyor. En azından bu haftasonu oynanacak Fenerbahçe maçı için. Yönetim bombayı satacak birini bulamayınca en uygun aday o bence. Fener maçında alınacak olası iyi bir sonuç ile de "bakın biz seçtik mi böyle adam seçeriz" diyip onunla yola devam edilir. Hakan Şükür'lü, Hagi'li bir senaryo da olabilir. İşin gerçeği, seçim ne olursa olsun camianın içinden birini bu karmaşadan çıkmak için maşa olarak kullanacaklar. Fatih Terim blöfü gördü ve yemedi bana kalırsa. Benim yanacağım kısım ise Tugay'ın bu karmaşada harcanma olasılığıdır. Yıllarca Premier Lig'de oyuncu olarak ve ardından kısa da olsa antrenör olarak yaptığı saygın kariyeri umarım bu toz duman ortamda heba etmez. Bana kalırsa Ada'dan Türkiye'ye dönmesi de tamamen hataydı ama oldu.
Toparlamak gerekirse Doll ve Rijkaard özelinde kulüplerimizin yönetim anlayışı yine göçük altında kalmıştır. Görüldüğü üzere İstanbul veya Anadolu farketmiyor. Küçük hesapların peşinde koşan yöneticiler ve kendi pisliklerini başkalarına temizletme adına her daim sarıldıkları "bizim oğlancılık" zihniyeti. Olan da bu ateşten gömleği giymeyi kariyerlerinin fırsatı olarak gören ve kariyerlerini başlamadan bitiren teknik adam adaylarına oluyor.
NOT: Galatasaray taraftarları arasında güzel bir oluşum başlamış. Ben de diğer bloglardan gördüm. Yönetime tepki olayı değil, Rijkaard'ı hakettiği gibi uğurlama amaçları...Link altta...Umarım yeterince toplanabilirler ve ezerek, döverek, sevgi manyağı ederek karşıladığımız bu yıldızlardan birini bu sefer yanında sadece menajeri ya da tercümanı olmadan, binlerle ve yine tezahüratlarla uğurlarlar. Böylece Türkiye'de daha önce hiç görmediği bir resmi görmüş olur hayatında...
http://www.footballove.com/2010/10/20/rijkaardimizi-ugurluyoruz/
17 Ekim 2010 Pazar
Cumartesi'nin kopyası
Kewell yok, Arda tribünde ve Elano yedek kulübesinde olsa da sezon başından beri neredeyse hiç kullanılmadı. Bu yüzden mecburen Sabri'yi önde kullandılar ve aslında bu tercih kötü de olmadı Galatasaray adına. Kanatlardan ilk yarıda fena gelmediler. Sabri de uzun zamandır oynamamanın verdiği hırs ile temposunu arttırdı ve sık sık içeriye girerek seken toplarda gol aradı. Ancak sorun şu ki Galatasaray sezon başından beri topu öne aktarmakta zorluk çekiyor. Defanstan topu oyuna sokmakta problem yaşadıkları biliniyor zaten ama buna bir de önde Sarp ve Ayhan'ın dikine oyunda arıza göstermeleri hücum gücünü zayıflatıyor Galatasaray'ın. Evet, Misimovic en formda sezonlarından birini geçirmiyor ama Bosnalı'dan beklenilen katkının alınamamasının temel sebeplerinden biri de bu. O topla buluştuğunda rakip çoktan yerleşmiş oluyor ve top kullanmakta zorluk çekiyor.
Ümit Özat'ın oyun planları içerisinde Metin Akan'ın çok önemli bir yeri var. İlk yarıda attığı gol bir yana Ankaragücü'nün tüm hücum aksiyonları içinde onun adı vardı. Sestak ile savunma ve hücumda değişmeli oynadılar. Hücumlarda Metin Akan kendini orta sahaya atıp pas alışverişinin merkezinde yer aldı. Savunmada ise Sestak daha geride bir rol ile sahadaydı. Akıllı ve top kullanma becerisi yüksek bir oyuncu Metin Akan. Manisa yıllarında da bu özelliğini bilirdik ama Ankara'da daha verimli ve etkili oynuyor.
İkinci yarının başında ise Rijkaard'ın defans hattını öne çıkarmasının cezasını çekti Galatasaray. Golün geldiği o 5-6 dakikalık sürede Ankaragücü oradaki madeni çoktan keşfetmişti. Buradan bir kaç atak yaptılar ve en sonunda golü buldular. Ufuk'tan dönen topun ise takip edilmemesi bu orta göbekteki problemin savunma yanını gözler önüne serdi. Bence Rijkaard'ın Cana kompleksinin sonucudur burdaki problemin temel sebebi. Şu an kadroda bu bölgede kullanılabilecek en önemli oyuncu o. Gerek savunmayı gerekse hücumu diğerlerinden daha iyi yapıyor. Cana sezon başında o bölgeye iyi ya da kötü monte edilmeliydi.
Ufuk'un atılması da onun kaleciliği adına büyük bir soru işareti oldu. Tamam bire bir kaldı rakiple ama yanında gelen kendi arkadaşını gördüğü halde ayakta kalıp açıyı kapatmak yerine yere yatarak topa elle müdahale etmesi Galatasaray'ın gardını düşüren hareket oldu. İlk yediği golde de yine öne gelip açıyı kapatmalıydı. Bu tarz golü bu hafta Beşiktaşlı Hakan yedi (ilk gol), Kasımpaşa'dan Murat yedi. Son olarak da Ufuk...Elbette genç kaleciler ile yola devam edilme kararı saygı duyulacak, anlaşılabilir bir karardır ama siz Ufuk'un arkasına istikrarlı ve tecrübeli bir yedek koymazsanız o zaman Ufuk'u da kaybedersiniz. Galatasaray'ın yanlışı bana göre burada oldu. Mutlak suretle 3. bir kaleci transfer edilmeliydi.
Rijkaard'ın Elano'yu hala düşünmemesi de çok ilginç. Aydın'dan sezon başından beri verim alamadığı halde oyunu döndürme adına hamlesi bu maçta da o oluyor. Bu ana kadar ne oynadığı meçhul olan bir oyuncu Elano ama ne oynayabileceğini de biliyoruz. En azından bu maçta, üstelik Ankaragücü orta sahası oyundan düşmeye başlamışken şut tehditi olan ve araya paslar atabilen böyle bir oyuncu neden tercih edilmez anlamadım.
Galatasaray'ın bu akşam saha içinde yaşadıkları dün gece Beşiktaş'ın başına gelenlere tıpatıp benziyordu. Schuster'in de Rijkaard'ın da takıma ne oynatmak istedikleri belli ama bu sistemde ellerinde buna uygun ya da bu oyunu becerebilen savunma ve savunma önü oyuncular yok. Bu yüzden de iyi kontratak yapan biraz dirençli takımlara karşı inanılmaz zor durumlara düşüyorlar. İki takımın da oynadığı ikinci yarılar biraz ağır olacak ama kendilerinden utanmaları gerekecek kadar kötüydü.
Ümit Özat ikinci yarıda Galatasaray'ın defans zaafını hemen gördü ve bunu değerlendirdi. Hürriyet hamlesi de doğruydu. Ancak buna rağmen bence fazla rahatladılar maçın sonlarına doğru. Belki Özgür'ü sakatlanmadan önce oyundan alabilse o bölgeden verdikleri açıkları vermezlerdi.
Haftaya Fenerbahçe derbisi var. Baros'un oyundan çıkarken görüntüsü hoş değildi. Adale sakatlığının derecesi önemli ama oynamama ihtimalinde çok zorlanacaklardır Kadıköy'de. Sezon başında iki kritik mevkiyi (kaleci ve santrafor) yedeklememelerinin faturasını pahalıya ödeyecekler bu gidişle.
NOT: Sanırım Galatasaraylı taraftarlara bu gidişatı değiştirmek için neler yapılmalı diye sorsalar, yukarıdaki resimdekilerden sağdakini tribünden sahaya, soldakini ise tribünden dışarıya göndererek işe başlarlar.
1 Ekim 2010 Cuma
Güçlü, özverili, üretken...
Galatasaray 61.dakikada ilk gol pozisyonunu bulduğunda maçı neredeyse kafasında bitirmek üzereydi. Bu pozisyonun saniyeler öncesinde Cernat&Hakan Özmert&Emenike üçlüsü Galatasaray'ın sağ kanadında adeta cirit atıyordu. Defansın ortası geçen hafta hiç kimsenin aklında olmayan Gökhan Zan ve Ali Turan'ın nezaretine verilince zaten ilk yarıda fiziksel olarak fazlasıyla yıpranmış olan takım ikinci yarıda çok pozisyon verdi. Bu fiziksel yıpranmadan en çok nasibini alan isimse Lucas Neill idi. Emenike Avustralyalıyı öylesine hırpaladı ki ikinci yarıya Ali Turan ile başlamak zorunda kaldı Rijkaard.
Karabük ise aynen Beşiktaş maçında olduğu gibi oyuna çok hızlı ve tempolu başladı. 3 büyük takımın da defanslarının göbeği öylesine yumuşak ve sorunlu ki Emenike gibi fizik gücü üst düzeyde olan oyuncular karşısında çaresiz duruma düşüyorlar. Aslında Beşiktaş maçının kopyası gibiydi bu ilk 10 dakika. Schuster de o maça sakatlıktan yeni çıkmış, fizik olarak hazır olmayan Toraman ile başlamıştı ve onun hatası ile aynı dakikalarda golü yemişti Beşiktaş. Üstüne de birkaç net pozisyon vermişlerdi. Rijkaard da hafta içi yaşanılan Servet probleminden dolayı bu sene neredeyse hiç maç oynamamış Gökhan Zan ile başladı. Her iki oyuncu da deyim yerindeyse "Emenike çarpmış" gibi oldular bu 10 dakikada. Bu kısa sürede skor üstünlüğünü ele geçirince tam da Karabük'ün istediği gibi bir tablo oluştu sahada. Özellikle Cernat kaynaklı bir çok da pozisyon buldular. Beşiktaş'ın o maçta bugünkü Galatasaray'ın durumuna düşmemesinin en büyük sebebi skoru çabuk dengeleyerek o aradığı ortamı Karabük'e vermemesi idi.
Rijkaard ilk dakikadan beri sol kanatta gezinen Pino'yu kendine getirmek için, Cana/Aydın değişikliğini yaptı 25.dakikada ve Kolombiyalıyı sağa çekti. Bu şok da pek işe yaramadı çünkü son 3 maçta Galatasaray'a oyunu getien o orta sahadaki dirençli yapının mimarları Ayhan/Cana ikilisi kötü bir akşam yaşadılar. İlerde Baros'un olmayışı da kanatları işlevsiz hale getirdi. Onun gibi kanatlara giden, içeri giren çıkan bir hücumcu olmayınca ileride çok durağan bir yapıya büründüler. Aynı şekilde Misimoviç'ten bu akşam da katkı alamadılar. Boşnak oyuncu hala takım içinde rolü tanımlanmamış gibi etkisiz ve ne yaptığını bilmeyen bir görüntüdeydi.
Galatasaray geçen sene devre arası Nonda'yı gönderdiğinde düştüğü hata ne ise şu anda da aynısını yapıyor. Sene başında sağlık açısından istikrarsız Baros ve tecrübesiz Mehmet Batdal ile yola başlamalarının faturasını ödüyorlar şu anda. Rijkaard'ın acil durumlarda Kewell ve Arda'dan bu bölgede yararlanma düşüncesi Karabük gibi fizik gücü yüksek ve kapanan takımlara karşı işe yaramıyor. Kewell da maç boyunca defansın arasında kayboldu zaten. Rijkaard devre arası alışverişe çıkarken mutlaka bu bölgeden başlamayı düşünmeli.
Karabük ise Cernat'ı alarak bu senenin en iyi transferlerinden birini yapmış. Bu sisteme uygun, ileride Emenike'nin boşalttığı alanlara girebilen ve gerektiği anlarda tempoyu düşürebilen çok iyi bir orta saha oyuncusu gerçekten. Cernat'ın yanına da fizik gücü yüksek, topla da arası fena olmayan Tozo ve Hakan Özmert de gelince dirençli ve tempolu bir takım ortaya çıkmış. İleride de güçlü, yıpratan, boğuşan ve topu taşıyabilen bir Emenike olunca tam anlamıyla bir sistem takımı izledik. Yücel İldiz'i tebrik etmek lazım. Geçen senenin Bank Asya gol kralı Yasin'i de devreye sokabilirler ise hem Emenike'nin yükünü biraz hafifletecekler hem de daha çok skor üreteceklerdir. Ama bu haliyle de bu ligin en tehlikeli takımlarından belki de birincisi şu anda Karabük. Bu sade ama güçlü, fakir ama özverili, üreten ama boşa harcamayan sendika takımını ligin sonunda herkes ayakta alkışlayacaktır bundan eminim.
19 Eylül 2010 Pazar
Bucaspor:0 - GS:1
Stadlar bu sene hangimizin zemini daha kötü diye birbirileri ile yarışıyorlar adeta. Atatürk Stadı'ınınkine zemin bile denmez. Hakikaten içler acısı bir halde. Yani bu zeminleri iyi hale getirmek bu kadar mı zor? Dünyanın her yerinde, her iklimde gayet güzel zeminlere sahip stadlar var iken neden Türkiye'de her sene aynı konuyu konuşmak zorunda kalıyoruz bilmiyorum. Vurdumduymazlıktan başka birşey değil...
Galatasaray geçen hafta Antep maçındakina benzer bir oyun ortaya koydu. Geçen hafta sadece 45 dakika dayanabildiği Ali Turan/Elano ikilisine bu hafta dakika bile vermedi Rijkaard. Beke hızlı Mendy'nin önüne Serkan'ı koyarak, onun önüne de "yeni Keita" Pino'yu koyarak sağ kanadı işler hale getirmiş. Ama ilginç bir şekilde sol kanatta aynı canlılığı son iki maçta göremedik. Üstelik hücumcu bir bek olan Insua'nın katılmasına rağmen. İlk yarıda Kewell'in birebir zorlamaları dışında rakip kaleye gidemedi Galatasaray. Bunda tipik Bülent Uygun felsefesi olan "rakibe boş alan bırakma" yı her hafta daha da iyi uygulayan Buca'nın da etkisi büyüktü. Nerdeyse maçın tamamında rakibe oynayacak boş alan bırakmadılar.
Rijkaard orta saha kurgusunu henüz istediği seviyeye çekemedi. Misimovic henüz daha o pas bağlantısının merkezi durumuna gelmedi. İki maç ile de gelmesi beklenemezdi zaten. Oyun içinde çok kayboluyor. Bunda arkasında oynayan Sarp/Ayhan ikisilinin öne doğru oynamadaki isteksizliklerinin etkisi de çok büyük. Wolfsburg'da iken top alışverişini iyi yapabilen Josue zaman zaman Gendtner ile oldukça iyi anlaşıyordu. Önünde de iki yetenekli ve hızlı forvet (Dzeko ve Grafite) varken topu öldürücü noktalara hızlı ve etkili bir biçimde atabiliyordu. Şu iki haftada benim gördüğüm top aldığında bu alışverişi yapabilecek kimse bulamıyor yanında ve fizik gücü de yerinde olmadığı için çoğu zaman top kaybediyor. Belki bazı maçlarda, 90 dakika olmasa da maçın belli bölümlerinde Elano'nun arka ikiliden birinin yerine kullanılması ile onun da verimliliği arttırılabilir. Arda'nın dönüşü de elbette onun işine de yarayacaktır.
Bucaspor ise ilk haftalara göre daha iyi duruma gelmiş. Bülent Uygun'un kafasındaki oyun planı savunma kısmı için tamam gibi ama rakip kaleye gitmekte çok zorlanıyorlar. Manucho, Mehmet Yıldız gibi önde çok top tutabilen bir oyuncu olarak gözükmedi bana. Yetenek açısından kısır olan Dağaşan/Ragıp ikilisi de fazla çıkamıyorlar öne. Dolayısı ile bütün hücum planları Manucho'nun topu tutup kanatlardan Mendy ve Dahmane/Erkan ikilisinin destekleri ile yaratacakları pozisyonlar üstüne kurulu. Zamanla daha iyi olabileceklerinin sinyallerini verdiler. Bu takım o zamanki Sivas'a göre daha yaratıcı ve yetenekli ama sertlik olarak o seviyede değiller. O sertliği biraz kazanırlar ise ilk 8'i zorlayabilecek yenmesi zor bir takım haline gelebilirler.
21 Şubat 2010 Pazar
Maç sonu yazısı: Beşiktaş-Galatasaray

Oyunun iki takım arasında gidip geldiği, sistemlerin çarpıştığı bir mücadele oldu İnönü'de bu akşam. Rijkaard'ın Jo'yu kenarda tutma tercihi, oyunu Beşiktaş'ın sahasına yığamamasına neden oldu. Özellikle 30. dakikadan sonra Beşiktaş rakip sahada çok iyi yerleşti. Muhtemelen Denizli'de bu bölümde skor avantajını ele geçirip, ikinci yarıda arkadaki 6'lı ile oyunu tutma yoluna gidecekti. Ancak gol gelmeyince, ikinci yarıda Galatasaray oyunu dengelediği gibi, Jo'nun oyuna girmesi ve Arda'nın kanada geçmesi ile de oyunda üstünlüğü ele geçirdi. Rijkaard'ın maçın başında yaptığı, Sarp'ın yerine Barış tercihi kağıt üstünde hücuma yönelik bir hamle gibi gözükse de, Barış bu beklentileri yerine getiremedi.
Beşiktaş yine "kadro istikrarsızlığı" konusundaki istikrarını bozmadı bu maçta da. İleri 4'lüde yapılan tahminleri bu kez Nobre ve Tello sürprizleri bozdu. Denizli haklı olarak yabancı sınırlaması yüzünden bir seçim yapmak zorundaydı. İlerde formsuz olmasına rağmen Nobre tercihi, maç içinde uzun topların çok denenmesi açısından tutarlı bir tercihti. Özellikle ilk yarıda hava toplarında iyiydi Brezilyalı. Yukarıda bahsettiğim, Beşiktaş'ın oyunda baskıyı arttırdığı dakikalarda Nobre'nin payı büyüktü.
İkinci yarıda ise beklenilenden önce değişikliğe gitti Denizli. Bobo-Nihat'ın oyuna girişi kazanmaya yönelik bir hamleden öte, var olanları yedekleri ile yer değiştirmekti. Sistemde ya da yerleşimde herhangi bir değişiklik olmadı. Daha dinç olması beklenen Bobo-Nihat ikilisinin fizik güçleri ve temposu Holosko-Nobre'ye yaklaşamadı bile. Zaten bu dakikalar, Galatsaray'ın oyundaki üstünlüğü ele geçirdiği dakikalar ile çakışıyordu. Arda'nın golü ise Beşiktaş savunmasının rakibe, tehlikeden uzak bölgede ısrarla basmamasının ürünüydü. Bu kadar yaratıcı oyuncuları kalenizin önüne bu kadar getirirseniz golü yemeniz kaçınılmazdır. Bu dakikadan sonra Beşiktaş'ın gol bulabilmesinin tek yolu da duran toplardı. Her ne kadar duran topları kullanmada sıkıntı yaşasa da gol de böyle bir akında geldi.
Sonuçta Galatasaray'a yarayan, Beşiktaşlıları mutlu etmeyen bir skorla bitti maç. Galatasaray zorlu Atletico-Beşiktaş-Atletico üçgeninin ilk iki ayağından istediğini aldı. Beşiktaş ise bundan sonra rakiplerinin maçlarına daha da çok bakacak bir hale geldi.
28 Ocak 2010 Perşembe
Dos Santos'un uçağı...
Uçağının inmesiyle bildiğimiz manzaralar eşliğinde başlıyor Meksikalı Dos Santos'un Türkiye serüveni. Türkiye'ye gelen birçok ismi büyük oyuncuyu yüzler,binler karşılar ama pekçoğuna sadece tercümanı veda eder dönüş yolculuğunun öncesinde. Dos Santos'unda kaderini önümüzdeki 6 ay çizecek.
Galatasaray'ın devre arasında yaptığı ve herkesi kıskandıran transfer hamleleri, sanki ilk yarıyı başarısızlıkla kapatan bir takımın başkanının takımı sil baştan yaratması gibi algılanabilirdi. Ama gerçek öyle değil tabi. İlk yarı karnesi, arada sekteye uğrasa da oldukça başarılıydı.
Devre arasında özellikle bu kadar kariyerli oyuncuları alabilmek tam anlamıyla bir "yönetim" başarısıdır. Ama kahraman yaratmaya çok meraklı olduğumuzdan bunu bir "yönetim" değil "yönetici" başarısı olarak gösterenler de az değil. Vitrinde gözüken adam Haldun Üstünel ama nokta atışı denilebilecek bu transferleri hem de minimum risk/maksimum kazanç ilkesiyle yapmak arkasında ciddi bir "scouting team" in olduğunun işaretlerini veriyor bana. Elle tutulur bir bilgim olmasa da, eğer Galatasaray bu scouting hamlesini yaptıysa, ciddi anlamda bunun meyvelerini yiyor şimdi. Devre arası kariyerleri düşüşte olsa da çok değil 2-3 sene evvel, avrupa'nın isminden bahsedilen yıldızları idi bu oyuncular. Her transfer gibi bu transferler de risk taşıyor ama okuduğumuz kadarı ile harcanan paranın miktarı, oyuncuların kiralık olması ve Dos Santos'un satın alma opsiyonlu alınması riski minimuma indiriyor.
Şöyle de bir gerçek var Galatasaray'ın özellikle bu son iki senede yapmış olduğu yabancı transferler herkesin içine siniyor ki, sinmediği zaman neler olabileceğini Tabata transferinde gördük, görüyoruz.
Bu transferler ile kağıt üstünde oldukça zengin bir hücum gücü oldu Galatasaray'ın. Şimdi çimler üstünde izleyeceğiz onları ve bu yıldızlar takım olabilecek mi sorusuna cevap arayacağız. Transfer başarılarını sportif başarılar tamamladığı sürece devamlılık ve istikrar gelir. Galatasaray'ın önünde hayati önem taşıyan bir 6 ay var şu anda. Başarı gelirse, o başarının üstüne yeni hamleler yapmak çok daha kolaylaşacaktır.
Galatasaray'ın devre arasında yaptığı ve herkesi kıskandıran transfer hamleleri, sanki ilk yarıyı başarısızlıkla kapatan bir takımın başkanının takımı sil baştan yaratması gibi algılanabilirdi. Ama gerçek öyle değil tabi. İlk yarı karnesi, arada sekteye uğrasa da oldukça başarılıydı.
Devre arasında özellikle bu kadar kariyerli oyuncuları alabilmek tam anlamıyla bir "yönetim" başarısıdır. Ama kahraman yaratmaya çok meraklı olduğumuzdan bunu bir "yönetim" değil "yönetici" başarısı olarak gösterenler de az değil. Vitrinde gözüken adam Haldun Üstünel ama nokta atışı denilebilecek bu transferleri hem de minimum risk/maksimum kazanç ilkesiyle yapmak arkasında ciddi bir "scouting team" in olduğunun işaretlerini veriyor bana. Elle tutulur bir bilgim olmasa da, eğer Galatasaray bu scouting hamlesini yaptıysa, ciddi anlamda bunun meyvelerini yiyor şimdi. Devre arası kariyerleri düşüşte olsa da çok değil 2-3 sene evvel, avrupa'nın isminden bahsedilen yıldızları idi bu oyuncular. Her transfer gibi bu transferler de risk taşıyor ama okuduğumuz kadarı ile harcanan paranın miktarı, oyuncuların kiralık olması ve Dos Santos'un satın alma opsiyonlu alınması riski minimuma indiriyor.
Şöyle de bir gerçek var Galatasaray'ın özellikle bu son iki senede yapmış olduğu yabancı transferler herkesin içine siniyor ki, sinmediği zaman neler olabileceğini Tabata transferinde gördük, görüyoruz.
Bu transferler ile kağıt üstünde oldukça zengin bir hücum gücü oldu Galatasaray'ın. Şimdi çimler üstünde izleyeceğiz onları ve bu yıldızlar takım olabilecek mi sorusuna cevap arayacağız. Transfer başarılarını sportif başarılar tamamladığı sürece devamlılık ve istikrar gelir. Galatasaray'ın önünde hayati önem taşıyan bir 6 ay var şu anda. Başarı gelirse, o başarının üstüne yeni hamleler yapmak çok daha kolaylaşacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










.jpg)