2010 Güney Afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010 Güney Afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Mayıs 2010 Salı
Deneme atışı
Güney Afrika 2010'un başlamasına günler kaldı ve hazırlık maçları da yavaş yavaş hepimizi Dünya Kupası havasına sokmaya başladı. 11 Haziran'a kadar da bir Dünya Kupalık maç izlemiş olacağız sanırım.
Dün akşam kupanın iki iddialı takımının 2 farklı mesaj verdiği maçlar oynandı. İngiltere ve Arjantin bu kupanın birçok favorisinden sadece ikisi. İngiltere kupaya belki de tarihinde olmadığı kadar kuvvetli bir rüzgarı arkasına alarak geliyor. Premier Lig'in kalitesinin milli takıma bir ivme kazandırdığı bir gerçek. Bu kupaya sadece Chelsea ve Manchester endeksli bir takımdan ziyade tüm ligden faydalandığını gösteren bir kadro ile geliyorlar. Zaten bu kadar kaliteli bir ligde de mantıklı olan bu idi. James Milner, Ashley Young, Defoe gibi geçen sezonun öne çıkan oyuncuları kadrodalar. Şu an sakatlıktan dönüp dönmeyeceği ve 23 kişilik kadroya girip giremeyeceği soru işareti olan Gareth Berry de aslında bu isimlerden belki de en önemlisi. Capello'nun oyun planında onun çok önemli bir yeri var. Gerard ve Lampard'ı daha önde kullanabilmesi için Berry'nin varlığına acilen ihtiyacı var.
Dün akşamki Meksika maçı birçok eksikle çıktıkları, kazanmalarına rağmen parlak bir görüntü vermedikleri bir prova oldu. Belki taktik gereği belki de Lampard ve Berry gibi oyuncuların eksikliğindendir bilinmez ama İngiltere'nin dün sahada topa sahip olma gibi bir kaygısı yoktu. Benim için İngiltere'ye oranla daha büyük bir hayalkırıklığı yaratan Meksika neredeyse tüm maç boyunca pas yapan ya da yapmaya çalışan takımdı. Ancak İngilizlerin bu kadar pasif görüntüsünün altında belki de Capello'nun ciddi rakipler karşısında oyunu geride kabul eden ve kontratak oyun oynayacak bir sistemi denemesinin etkisi vardır. Ancak şunu da gördük ki İngilizler özellikle Güney Amerikalılara karşı fizik olarak oldukça üstünlük sağlayacaklardır.
Meksika ise topla oynamasına müsaade edilmesine rağmen organize bir takım görüntüsü çizmediler. Aguirre oyun liderlerliğini belki Dos Santos'a vermeye çalışıyor ancak o şimdilik bu sorumluluğu almada pek başarılı olacak gibi gözükmüyor. Bir diğer anektot ise orta sahada organizasyon görevini üstlenecek olan Rafael Marquez oldukça formsuz bir görüntü çizdi. Özellikle arka arkaya yaptığı pas hataları onun takımı organize etmek bir yana, ani ataklar yemesine olanak verdi. Bu da sistem deneyişi içinde olan Capello'nun ekmeğine yağ sürdü.
İngiltere dün iyi değildi. Ama kadro kaliteleri, ligden gelen bir fiziksel dirilik ve Rooney gibi faktörler onları çok bilinmeyenli bu Dünya Kupası'nda favorilerden biri yapıyor.
16 Mart 2010 Salı
Aşil'in Akhilleus'a ihaneti!
Milan-Chievo maçını izleyenler bir kez daha futbolun hüzünlü anlarından birine tanık oldular. Son dakikalarda David Beckham'ın topla yalnız başına ilerlerken aniden durup bileğine doğru eğilmesi önce tüm İngilizlerin, sonra Beckham'ın gözyaşları ile beraber tüm futbolseverlerin o dramatik ana tanık olmasına sebep oldu. Sakatlığının boyutunu anında farketmiş olacak ki sekerek saha kenarına gelmesinin ardından, belki de birkaç ay sonra tarihe geçme fırsatını kaçırdığını farkederek gözyaşlarını bırakıverdi yeşil çimlere. Aşil tendonun yırtılması ile 5-6 ay sahalardan uzak kalacak ve dolayısı ile uğruna düzenli oynama fırsatı yakalamak için Milan'a geldiği Dünya Kupası'nda da yer alamayacak Beckham. Böylece Dünya Kupası'na 4. kez katılacak olan ilk İngiliz futbolcu olma fırsatını da kaçırmış olacak.
Daha önce 2002 Dünya Kupası öncesi ayağının kırılmasına rağmen 3 ay gibi bir süreçte iyileşip geri dönebilmesi ve ardından 2006 Kore'de çeyrek final maçının ardından yine ciddi bir aşil tendonu sakatlığı sonrası 2 ay gibi bir sürede Real forması giyebilmiş olması, onun tüm medyatikliğine ve starlığına rağmen kendine çok iyi bakan büyük bir profosyonel olduğunu göstermişti. Belki Beckham bu kez aynı mucize geri dönüşü gerçekleştiremeyecek ama kimse onu 2 sene sonra Avrupa Şampiyonası'nda sahada görürse şaşırmasın. Çünkü o halen bu kadar büyük bir kariyere rağmen, başardıklarına rağmen, elinden kaçırdıklarına ağlayabilen gerçek bir profosyonel. O yüzden içimden bir ses İngiliz futbolunun "Akhilleus" u Beckham'ı son bir kez daha uluslararası bir turnuvada izleyebileceğimizi söylüyor.
28 Şubat 2010 Pazar
Fildişi ve Hiddink


Beklenildiği gibi Vahid Halilhodzic'in görevine son verildi Fildişi Sahilleri'nde. Federasyon başkanları ise sebep olarak Afrika Uluslar Kupası'nı kazanamamalarını gösterdi. Çok net ve anlaşılır...Dünya Kupası öncesi alınması zor bir karar olmasına rağmen tereddüt etmediler. Drogba, Yaya Toure, Kalou'lu kadrosu ile yazın sürpriz yapması en muhtemel ekiplerden. İhtiyaçları olan şey ise bu turnuvayı onlara en iyi oynatabilecek teknik adamı en kısa zamanda bulmaları. Burada hemen herkesin aklına gelen ilk isim Hiddink oluyor tabii. Gerek geçen seneki Chelsea macerasından Drogba ile olan iyi ilişkileri, gerekse de bu seviyeleri en iyi oynayabilen teknik adamlardan biri olması onu "istenen adam" haline getiriyor. Bizim de kendisini 4 yıllığına Milli Takım'ın başına getirmemiz tamamen bu ikinci sebebe dayanıyor.
Hiddink'in bizimle kontratı 2010 Ağustos'ta başlayacak. Kabul etmesi durumunda bu zamana kadar tüm mesaisini Fildişi'ne harcayacaktır. Bu da demektir ki hazırlık döneminde kafaca ve fiziken aramızda olmayacak. Hiddink yazımda belirtmiştim bizi bekleyen en büyük handikaplardan birinin bu olduğunu. Hollandalı'nın tecrübesi ise bu şüpheleri azaltan en büyük etken. Yine de olması durumunda en azından yeni teknik adamımızı Dünya Kupası'na göndermiş olacağız biz gidemesek de. Fildişi Sahilleri'ne, isimleri dışında sempati duymak için başka bir bahane daha edineceğiz kendimize...Ayrıca kambersiz düğün de olmaz dimi!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)