Uruguaylı Luis Suarez kariyerinin en parlak dönemini yaşıyor bilindiği üzere. Şu an tek eksiği belki de bir lakap idi ancak o, dün bu eksiğini PSV önünde rakibini ısırarak giderdi ve başlıktaki lakabı sonuna kadar haketti bana kalırsa.
Olay, maçın uzatma bölümlerinde yaşandı. Görüntüleri izleyince hareketin garipliğinden donakalıyor insan. Saha içinde tükürme, tekme, tokat ve hatta elle tacize kadar uzanan vakaları çok gördük ama ısırmaya çok ender rastlamıştık. Şöyle bir geçmişe "google" yapınca yıllar önce Jermain Defoe'nin Mascherano'yu ısırması dışında yeşil sahalarda bu tarz başka bir olaya rastlamadım. Tabii Galatasaraylı Vedat'ın Ankaragücü'nden Faruk'un sırtını ısırmasını da unutmak mümkün değil. Fatih Terim'in son senesi idi yanlış hatırlamıyorsam ve akabinde kadro dışı kalmıştı Vedat.
Bir de ringlerden unutulmaz bir andır, ağır siklet ünvan mücadelesinde Mike Tyson'ın o zamanın kralı Evander Holyfield'ın kulağını ısırması.
Mağdur adam PSV'li Ottman Bakkal ise hakeme diş izlerini gösterse de inandıramadı ısırıldığına. Muhtemelen hakem de böyle "ucube" bir ihtimali aklının ucuna dahi getirmemiştir. Velhasıl hakem cezayı kesemese de Ajax Suarez'e anında 2 maç ceza vererek ile kendi evladının kulağını çekti.
Bu gariplikler silsilesi maç sonunda Suarez ile Bakkal'ın birbirlerine sarılarak sahayı terketmesi ile son buldu. Tamam spor, dostluk ve kardeşliktir ama 2 dakika önce seni ısıran bir adama da bu tolerans şaşırttı beni doğrusu. Dirtytackle'da yapılan şu yorum da oldukça hoş olmuş.
"After the final whistle, Suarez and Bakkal peacefully left the pitch arm in arm, presumably because Bakkal's infection had already reached his brain."
http://www.youtube.com/watch?v=8_4jioyxn6k
Eredivisie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eredivisie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Kasım 2010 Pazartesi
4 Kasım 2010 Perşembe
Diego Forlan/Luis Suarez: FACE/OFF

Geçen yaz Güney Afrika'da belki de son yılların en uyumlu hücum ikilisini izledik Uruguay forması altında. Diego Forlan ve Luis Suarez sadece Uruguay'ı yarı finale taşımak ile kalmadılar, kendi piyasalarını da arttırdılar ve bütün dünyaya modern futbolda bir hücumcunun nasıl olması gerektiğini adeta ders verir gibi gösterdiler.
Aslında oyun karakterlerinin gelişimi açısından Forlan ve Suarez birbirlerine oldukça benziyorlar. Belki Suarez yaş/gelişim itibarı ile Forlan'ın bir adım önünde bile sayılabilir. Forlan Avrupa'ya ilk adımlarını Sir Alex'in meşhur Latin Amerika mucizelerinden biri olarak atmıştı Manchester United forması ile. Ancak 2002 yılında başladığı Ada macerası sadece 2 sene sürdü. Forlan'ın Manchester kariyerinin kısa sürmesinin sorumlusu Alex Ferguson değil Ruud Van Nistelrooy'dur bilinenin aksine. Yoksa Sir böyle bir yetenek karşısında 2 senede asla pes etmezdi. Hollandalı o kadar muhteşem sezonlar geçirdi ki o yıllarda, Forlan'ın henüz kariyerinin başında ve gelişim göstermesi gereken yıllarda bu denli büyük bir golcünün gölgesinde kalması kaçınılmazdı. İşin aslı Forlan da beklenen çıkışı hiç bir zaman gösteremedi orada ve belki de toprağına, havasına, suyuna daha aşina olması muhtemel bir yer olması yüzünden ve tabii ki sahada olabilmek için Ada'nın griliğinden İspanya'nın maviliklerine yelken açtı. İspanya'daki ilk durağı küçük bir köy takımı olan La Liga'nın o zamanki çaylaklarından Villareal idi. Burada tamamen farklı bir Forlan izlemeye başladı herkes. Manchester'daki toy Forlan gitmiş yerine tam anlamı ile bir gol makinası gelmişti. 3 senede 106 maçta tam 54 gol! Ardından daha büyük hedefler uğruna Madrid yollarına düştü Uruguaylı yıldız ve kendisi gibi yıldızlar topluluğu olan Atletico'nun da zamanla en büyük yıldızı olmayı başardı. Geçen sene UEFA Kupası'nı kazandırdığı takımına 3 senede tam 87 gol de kazandırmayı başardı.
Burada asıl dikkat çekmek istediğim şey ise Forlan'ın oyun karakterinin nasıl değiştiğidir. İlk yıllarında son vuruşları konusunda kafalarda soru işaretleri bırakan, bencil ve yetersiz bir santrafordan, önce bir gol makinasına ve ardından liderlik özelliklerinin de ön plana çıktığı komple bir hücum oyuncusuna dönüştü. Özellikle Atletico'daki son senesinde ve yazın Güney Afrika'daki şampiyonada, gerektiğinde oyun kuran, gerektiğinde gol atan, yeri geldiğinde takımını savunmada organize eden ve skorerliğine rağmen her duran topun arkasına geçip zekasını ve tecrübesini takıma yediren bir oyun karakterine büründü. Onun bu çok yönlülüğü ve kariyerinin ilk yıllarının tersine paylaşımcılığı Atletico Madrid'e UEFA'yı, Uruguay'a yıllar sonra yarı finali, kendisine de Dünya Kupası'nda Altın Top ödülünü ve en önemlisi artık hakettiği saygınlığı kazandırdı.
Suarez'e gelirsek, "yeni Forlan" kariyer basamaklarını selefine oranla daha hızlı ve emin adımlar ile tırmanıyor. 3 seneden beri nispeten kolay bir ligde, Hollanda'da Ajax forması altında tam 108 gol kaydetti. Bu inanması zor istatistik uluslararası arenada takımına somut birşeyler kazandırmasa da Suarez'in kendine çok şeyler kazandırdı. Henüz 23 yaşında (Forlan'ın Manchester'a geldiği yaş) olmasına rağmen özellikle geçen yazki performansının ardından tüm dünyada kendini kabul ettirmiş ve aynen Forlan gibi "komple" bir hücumcu olma yolunda da ciddi adım atmış bir oyuncu Suarez. Her ne kadar Ajax eski Ajax olmasa da Hollanda'da başa oynayan ve ŞL'de yer alan bir takımın herşeyi pozisyonunda. Aynen Forlan gibi o da artık bir gol makinasından daha fazla anlam içeriyor takımı ve ülkesi için. Yine her duran topun ardında o var Ajax'ta. Hücum organizasyonlarında bir orta saha oyuncusu gibi sorumluluk alıyor ve gol atmaya da devam ediyor. Ve belirttiğim gibi bu niteliklerin hepsine Forlan'ın Avrupa'ya adım attığı yaşta erişti.
Elbette Suarez'in son durağı Ajax olmayacak. Mutlaka Avrupa'nın büyük takımlarına gidecektir. Ben onun stil ve karakter olarak Real Madrid'de iş yapacağını düşünüyorum. Forlan kariyerinin sonlarına doğru gelirken bayrağı Suarez devralıyor. Bakalım bu ikili Forlan emekli olmadan Uruguay'a bir zafer daha yaşatabilecek mi?
24 Ekim 2010 Pazar
"Erişilemez" Feyenoord!
Hollanda'nın Ajax ve PSV'den sonraki en başarılı kulübüdür Feyenoord. 2002'de Pierre Van Hooijdonk'lu kadrosu ile UEFA kupasını kazanmışlardı. En son kayda değer başarıları bu. Ancak o kadronun dağılmasının ardından (geride kalan tek isim Tomasson) hızla çökmeye başladılar ve bugün de dibi gördüler PSV'den tam 10 gol yiyerek. Efsane kulüp şu an sondan 3. durumda ligde. Eğer toparlanmazlar ise sezon sonunda büyük bir hezimet onları bekliyor olacak.
İronik bir şekilde resmi web siteleri de aynen takımları gibi "erişilemez" durumda şu anda. Umarım hem web sitelerini hem de takımlarını düzeltmeyi başarırlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpg)