Premier League etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Premier League etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2010 Pazar

Ferguson'un kumarı: Anders Rosenkrantz Lindegaard

Alex Ferguson artık kariyerinin sonuna gelmiş olan Van der Sar'ın alternatifini Danimarka'da bulmuş gözüküyor. Odense takımının kalecisi olan Anders Rosenkrantz Lindegaard ile 3.5 yıllık sözleşme imzaladı Sir. Anlaşma Ocak ayından itibaren geçerli olacak. Ferguson'un Lindegaard için düşündüğü kariyer planı nedir bilemiyorum ama Van der Sar gelecek sezon yüksek ihtimalle emekliliğini açıklayacak ve bu da Danimarkalı kaleci için Manchester'da yapacağı 3.5 yıllık sözleşmenin buçuğu olan önümüzdeki 6 aylık staj dönemininin onun kaderini çizeceğini gösteriyor.

İlginç olan ise Ferguson döneminin en istikrarlı ve uzun soluklu kalecisi olan efsane Peter Schmeichel'ın Lindegaard için Manchester'da sadece ikinci kaleci olabilir açıklaması yapması. Schmeichel haklı olabilir çünkü uluslararası piyasada adı duyulmadık bir kaleci. 84 doğumlu olmasına rağmen ilk kez bu sene Milli Takım forması giyebildi. Kariyerinde ise parlak diyebileceğimiz bir başarı yok ama Ferguson onu tercih ettiğine göre birşeyler görmüş olmalı. Hoş onca başarısına rağmen eğer zorlayıp Ferguson'un bir açığını bulmak isterseniz onun kaleci tercihleri ilk aday olabilir. Van der Sar ve Schmeichel dışındaki tercihlerinin neredeyse tamamı hayal kırıklığı idi. 90'lı yılların başında Mark Bosnich, post-Schmeichel döneminde 1. kaleci olarak alınan İtalyan Massimo Taibi (4-5 maç oynadıktan sonra gönderilmişti yanlış hatırlamıyorsam), ardından Fabian Barthez (ilk dönemleri fena olmasa da çok fazla basit hatalara dayanan goller yemişti), öze dönüş projesi Roy Carroll ve Amerika'dan ithal Tim Howard...Van der Sar küllerinden yeniden doğmasa Ferguson'un bu kaleci seçimlerindeki bahtsızlığı alay konusu olmaya yakındı İngiltere'de.

Şimdi onu ipten alan Hollandalı emekli oluyor ve Ferguson yine riskli bir transfere imza atıyor. Tabii Sir, bu yeni ismi 1. kaleci mi yoksa yedek olarak mı düşünüyor şu anda bilmiyoruz ama Schmeichel'dan iyi referans almaması başlangıç için çok umut vermedi bana. Schmeichel, ManU kalesi için en uygun adayların Liverpoollu Pepe Reina ve CSKA'lı Igor Akinfeev olduğunu söylemiş ayrıca. Akinfeev yaş, tecrübe ve yetenek olarak şu an belki Avrupa'nın en iyi 5 kalecisinden birisi. Ancak hala o büyük transferini yapamadı. Bir kaleci için hala çok genç denilebilecek bir yaşta Rus kaleci. Manchester kalesi de ona çok yakışacaktır ama böyle bir transfer şu an gündemde yok. Lindegaard ise şimdilik kapalı kutu. Bekleyip göreceğiz...

23 Kasım 2010 Salı

Deliler koğuşundan ilk firar

Emmanuel Adebayor, Manchester City'nin transfer pazarını birbirine kattığı harekatın ilk hamlelerindendi. Geçen sene takımın ileri uçtaki ilk adamı iken bu sene Mancini'nin rotasyonunda giderek geri plana düşmeye başladı. Manchester United maçında aldığı 1 dakikalık sürenin üstüne son 3 maçta kadroya girmekte dahi zorlandı. Zaten Mancini'nin sistemi de temelde tek santrafor ve iki forvete dayanıyor. İleri uçtaki banko tercihi de Carlos Tevez İtalyan teknik adamın. Sağlıklı olduğu (fiziken ve ruhen) takdirdeTevez her zaman sahada olacaktır, gözüken o. İlginçtir, City'nin hücum silahları isim olarak çok fazla ama hepsi disiplin ve devamlılık yönünden sabıkalı adamlar. Tevez, Santa Cruz, Adebayor, Balotelli ve Jo rotasyonda yer bulan isimler bu sene. Düşünün bu grubun arasında sezon başında Craig Bellamy de vardı. Santa Cruz dışında tüm bu isimlere klinik vakalık olarak bakarsak yanlış olmaz sanırım. Ama Mancini bu tarz oyuncular ile oynamayı seviyor ve yaz döneminde gözünü karartıp Balotelli gibi bir el bombasını bile bu grubun arasına koymakta sakınca görmedi. Velhasıl bu kadar istikrarsız bir hücum hattında dahi Adebayor 3 ya da 4. tercih durumuna düşmüş iken onun City'deki günlerinin sayılı olduğunu tahmin etmek zor değil. Zaten o da kenara itilmeyi kabullenebilecek tipte bir karakter değil. Ön planda olmayı ve yıldız gibi davranılmayı seven, egosu yüksek bir kişilik Adebayor. Bugün, Ocak ayında Juventus'a gideceğini kendi ağzından söylediği iddia edilen haberler vardı. Juventus'un Adebayor'a çok ihtiyacı var burası kesin. Ama o Torino'ya ve İtalya futboluna ne kadar adapte olabilir orası bilinmez.

Sonuç olarak City'nin deliler koğuşuna benzeyen hücum hattından firar edecek Adebayor er ya da geç. Ama gideceği takım Juventus değil de Premier Lig'in başka bir ekibi olursa da hiç şaşırmam doğrusu. John Henry ile kış pazarının en önemli müşterisi olacak Liverpool aday olabilir mi?

7 Kasım 2010 Pazar

Ada havası...

Haftanın maçını bir önceki yazıda değerlendirdikten sonra, haftasonunu kapatırken Ada'da neler olmuş kısaca göz atalım...

Bu sezon beklentilerin üstüne çıkan iki takımın maçı vardı Emirates'te. Geçen hafta Sunderland'ı 5'leyen ve Steve Bruce'u neredeyse ipe gönderen Newcastle bugün de Wenger'in canını sıktı. Sezonun en göze batan isimlerinden Andy Carroll, son maçlarda fena performanslar sergilemeyen Lukas Fabianski'nin hatalı çıkışını iyi değerlendirdi. Arsenal'de herkes hala Fabianski'den umutlu olsa da ne o ne de Almunia bu kaleyi doldurabilecek isimler değiller. Atletico'lu David De Gea ismi geçiyor transfer piyayasında Arsenal kalesi için ki olumlu bir hamle olur bence. Arsenal'de eksikler geri döndükçe takım daha iyiye gideceğine işler kötüleşiyor. Geçen sene kendi evlerinde sadece 2 kere kaybetmişlerdi. Bu rakama bu sene daha şimdiden ulaştılar.

Manchester City ise 3 maçlık mağlubiyet serisini WBA deplasmanında, diz sakatlığından geri dönen ve Premier Lig kariyerinin ilk maçını oynayan Balotelli'nin 2 golü ile bozdu. Aslında onun adına ne kadar güzel bir başlangıç olması lazım değil mi? Ama hayır...Adam alamet-i farikasını burada da gösterdi ve Mulumbu'ya attığı dirsek ile direk kırmızı kart görerek atıldı. Muhtemelen 3-4 maç da ceza alacak. Mancini ise maç sonrası yaptığı açıklamada Balotelli'nin kırmızı kart görmesini engellemek için değişikliğe gitmek üzere olduğunu ama yetişemediğini söyledi. Bu sahneleri daha çok yaşayacak, alışması lazım. Zira bu adamı Mourinho bile adam edemedi ki Mancini'ye bir gömlek büyük gelir Balotelli.

Cumartesi maçlarında ise, bir önceki haftanın gazisi Sunderland, Stoke'u 2-0 ile geçti ve Steve Bruce da üzerindeki baskıyı biraz olsun hafifletti. Tuncay da Stoke City'de son 3 maçta kadroya girmeye başladı. Manchester'a attığı gol Pulis'in onu hatırlamasına yardımcı oldu. Bu maçta da fena oynamadı. Mücadelesi her zamanki gibiydi, farkı ise eskiye oranla gelişen pas yüzdesi idi.

Manchester United ise Bursa dönüşü son dakika golü ile geçti Wolverhampton'ı. Her iki gol de ilk görüşte herkesin "bu adamın bu takımda ne işi var" dediği Park Ji Sung'dan geldi. Manchester ismi ile kadrodaki bazı isimlerin klasları kağıt üzerinde uymuyor gibi gözükse de o kadar değerli "takım" oyuncularına sahip ki Ferguson hepsinden de aynı verimi her zaman alabiliyor. Fletcher, Gibson, Scholes, Park, Carrick gibi adamlar ile yine sonuna kadar varolacaklardır bu sene de yarışta.

Son olarak da sezonun iyi top oynayan takımlarından Bolton ile bitirelim. Owen Coyle'un ekibi bu sene çok formda ve bu hafta da Inter fatihi Totthenam'ı geçtiler 4-2 ile. Zirvenin hemen altında 5.sıradalar şu anda. Özellikle kendi evlerindeki performansları bu şekilde devam ederse sezonu sürpriz bir yerde bitirebilirler.

Mavi'yi görünce azan boğa: Fernando Torres


İkinci yarısının bir kısmını Trabzon-Galatasaray maçı için feda ettiğime sonradan pişman olduğum bir maç oldu bugün Anfield'da. Liverpool nihayet kendine gelmeye başladı ve bunda en büyük pay da bu takımın ruhu olan Gerrard ve Torres'in sezon başındaki tutuk görüntülerinden kurtulup şöyle bir silkinmeleri oldu. Özellikle Torres'in Güney Afrika sendromu, yaşadığı sakatlıklar ile birleşince takımın hücum gücünü yarı yarıya azaltan en büyük etkendi.  Liverpool'un kadro kalitesindeki düşüş malum...Alonso ve Benayoun gibi bileği iyi adamlar yerine artık Meirelles ve Lukas gibi daha düz adamlarla oynamak zorundalar. Üstüne üstlük bu seneki orta saha kurgusu için biçilmiş kaftan olan Alberto Aquilani'yi de Juventus'a kiralık göndermişlerdi sezon başında. Ama bu düz adamlar bugün tribünlerdeki isyan eden ruhu sahaya taşıyan isimlerdi. Ağır favori gösterilen Chelsea karşısında inanılmaz bir mücadele verdiler.

Chelsea'de Ancelotti hafta içi Torres transferi dedikodularına "iyi oyuncu ama düşünmüyoruz" şeklinde bir cevap vermişti. Mavi Chelsea formasını görünce tam bir İspanyol boğasına dönüşen Torres bu açıklama ile daha da motiveydi bugün sahada ve yine 2 gol ile imzasını attı Chelsea kalesinde. Bunun üstüne Ancelotti'nin Drogba ile başlamama gibi garip bir tercihi de eklenince ilk yarı tamamen Liverpool'un istediği gibi geçti. Anelka en uçta oynayacak bir hücumcu olmadı hiç bir zaman. Zaten ikinci yarı Drogba'nın girişi, Anelka'nın serbest adam olarak arkaya geçmesi Chelsea'nin hücum gücünü arttırdı. Ancak belki de Avrupa'nın en dominant orta sahalarından olan Chelsea orta sahası Essien'i ve Lampard'ı çok aradı bugün. Sebebi ise Liverpool'un çok dirençli bir oyun oynaması idi bu bölgede.

Liverpool'un bu kadro yapısı ile bu sezon yukarıyı zorlaması gerçek bir futbol mucizesi olur. Ama yeni sahip John Henry'nin transfer hamlesi sezon arasına kayar ise bu ivme ile beraber "bir ihtimal var" diyebiliriz. Ben Roy Hudsgon'ın Liverpool kariyerinin uzun olacağını düşünmüyorum. Seneye muhtemelen yollar ayrılacaktır yeni yapılanmada. Ayrıca bu takımın gelecek planlarında bu sene Juventus'a kiralık verilen Aquilani'nin düşünülmesi gerekir.

5 Kasım 2010 Cuma

Steven Gerrard

Carragher maç sonrası onun için "Liverpool tarihinin en iyisi" gibi iddialı bir nitelendirme yaptı. Carragher'ın kendisi de şimdiden kulübün efsane isimleri arasına adını yazdırmış durumda ancak Kenny Daglish, Kevin Keegan, Ian Rush ve Robbie Fowler gibi efsaneleri bünyesinden çıkaran Liverpool'da bu tarz bir benzetmenin yapıldığı bir futbolcunun hakikaten sıradışı bir futbolcu olması lazım ki bunu haketsin. Steven Gerrard ise belki yetenek olarak yukarıdaki bazı isimlerin gerisinde olabilir ama Fowler sonrası üzerine ölü toprağı serpilmiş bu takımı ayağa kaldıran adamdır. Bu takımın ruhudur, isyanıdır ve tarihe kazınmış duruşunun simgesidir. Tıpkı onu "en iyi" yapan Carragher gibi...

Dün gece de Carragher'a bu cümleleri söyletecek kadar büyük bir etki yaptı takımının ve oyunun gidişatına Gerrard. Napoli için işler onun oyuna girişine kadar yolunda gidiyordu. Bu sene kaptan ve Torres dışında iyice sıradanlaşan takımın dün akşam sahada olan oyuncuları bu maçı çevirmekten çok çok uzaktılar. Gerrard ise bu takımın asıl sahibi benim dercesine kenarda bile kaptanlık pazubantını kolunda tutuyordu ve oyuna da bu şekilde girdi. Attığı ilk gol onun hiç bir zaman pes etmeyen inatçı karakterini, ikinci gol en zor anlardaki soğukkanlılığını ve sorumluluk alışını, son gol ise ne kadar zeki bir oyuncu olduğunun ispatı gibiydi.

Gerrard için belki "en iyi" sıfatını kullanmak biraz iddialı olabilir şahsi fikrime göre ama kulüp tarihinin en etkili ve lider oyuncularından biri olduğunu sanırım herkes kabul edecektir.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Ferguson'un yeni "tetikçisi": Javier Hernandez


Geçen hafta içinde Wayne Rooney'nin isyanına yol açan Manchester United kadrosuna bu sene katılan ve Güney Afrika'dan önce çok fazla kişinin de ismini duymadığı Meksikalı Javier Hernandez, nam-ı diğer Chicharito, Premier Lig'e ve bu seviyedeki futbola çok hızlı alıştı. Berbatov'un üstün formu bu sene ManU'nun kurtarıcısı oldu çünkü Rooney'in kafasının başka yerde olduğunu geçen hafta gördük. Michael Owen ise kariyerinin "Real Madrid ve sonrası" dönemini sürekli sakatlıklarla geçirdi. Geçen sezonun büyük kısmını kaçırdı ve bu sene yine sakat. Haftasonuna dönmesi beklenirken antrenmanda yine o meşhur dizinden sakatlanmış ve bir kaç hafta daha ona futbol yok gibi gözüküyor. Macheda ise yıllardır beklenen ama bir türlü yapamadığı o patlamayı bu sene de yapacağa benzemiyor. İşte bu gri tablonun içinde Alex Ferguson'un keşfi "Chicharito" bu senenin parlayan ismi oldu.

Her ne kadar Rooney isyan etse de Alex Ferguson'un bu tarz oyuncuları bulup çıkarması ve daha da önemlisi onlardan yararlanmanın bir şekilde yolunu bulması bambaşka bir iş. Bu hakikaten saf ve su katılmamış tecrübe! Çünkü oyuncu ne kadar yetenekli olursa olsun, hem teknik hem de fizik anlamında seviyenin bu kadar farklı olduğu bir lige bu kadar kısa zamanda uyum sağlaması tamamen onu bulup çıkaran ve ona güvenen teknik adamlara bağlı. Sir de yaz döneminde herkeste soru işaretleri oluşturan bu transferde ne kadar haklı olduğunu yine cümle aleme göstedi.

İlginç bir futbol stili var Hernandez'in. Modern futbolun hücum oyuncularından olmadığı kesin. Bir kere fizik olarak o Premier Lig'in sertliğine nasıl dayanabilir sorusu geliyor insanın aklına ilk görüşte. Ancak inanılmaz bir gol sezgisi var onda. Maç içinde kaybolsa da öyle imkansız pozisyonlarda öyle yerlerde duruyor ki işte bu zor pozisyonlardan kolay goller buluyor. Ferguson onu bir zamanlardaki gözdesi Norveçli "bebek suratlı katil" Solksjaer'e benzetiyor. Ve aslında onunla neden sözleşme imzaladığını da bize anlatıyor bu cümleleri. Hızlı ve her iki ayağına hakim...Zekası ile fiziksel dezavantajını kapatmasını çok iyi biliyor. Maç kazandıran adamlardan...Maç içinde tahammül etmesi zor olabilen ama size her an skoru getirebilecek bir golcü.

Geçen sene Meksika'da Guadalajara'da (Meksika'nın Chivas ile beraber en başarılı takımı ki bünyesinden Omar Bravo ve Depotivo'lu Guardado gibi isimler çıkardı son yıllarda) 29 maçta 21 gole ulaşıp dikkatleri çekmişti. Bu sene ise Premier Lig'de oynadığı 5 maçta 3 golü var ve yanılmıyorsam hepsi de maç ya da puan kazandıran goller. ŞL'de de 1 golü var. En son dün akşam Lig Kupası'nda son dakikada Wolves'un canını yaktı ve turu getirdi ManU'ya. Uzun vadede United'ın golcüsü olur mu bilinmez ama bir gerçek var ki Sir bu tarz adamları seviyor ve onlardan bir tanesi zamanında kendisine Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu getirmişti. Evet Solksjaer'den bahsediyorum...Ve yeni Solksjaer'ini de bulmuş gözüken Ferguson'un onda ısrar edeceğini de biliyorum.

24 Ekim 2010 Pazar

Giggs'in gözü arkada kalmayacak!


Hafta içi, son 3 senedir Inter'in herhangi bir maçında şahit olamadığımız kadar gol gördük Guiseppe Meazza'da. Fırtına gibi girdikleri maçta Totthenam'ı 4-3 mağlup ettiler. 40 dakikada 4 gol birden buldu ilk yarıda Benitez'in takımı. Ancak bu 4 gollük takım performansından daha etkileyici bir solo performans geldi ikinci yarıda. Sanatçının ismi ise Gareth Bale idi! Totthenam'ın Galli sol beki (ona sadece bek demek de haksızlık olur aslında) birbirinden güzel ve zor 3 gol birden attı bu devrede. Golleri aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. İlk golde topu metrelerce sürüp aynı anda 3 kişi ile fiziksel bir mücadele verip ardından o topa, o hız ve akıl ile vurabilmesi, onu bence önümüzdeki yıllarda neden gelmiş geçmiş en iyi sol kanat oyuncuları arasında sayacağımızı gösteriyor. Attığı ikinci ve üçüncü gollerin de ilkinden aşağı kalır yanı yoktu doğrusu. Ve o bu golleri atarken onun koridoru üstündeki adamın da Maicon olduğunu söylersem, gollerin zorluk derecesini de anlatmış olurum sanırım.

Bir kanat oyuncusunda olması gerekenden fazlasına sahip Gareth Bale. Bizim adımıza şanssızlık ise onun Galli olması. Şimdiden veliahtı olarak gösterildiği efsane Ryan Giggs gibi o da maalesef uluslarası turnuvalarda büyük bir ihtimalle boy gösteremeyecek. Ama bir iki sene içinde Manchester forması altında Ryan Giggs'in 11 numaralı formasını devralırsa şaşırmayalım. O formayı hakedecek kadar yetenekli bir adam çünkü.

http://www.goalsarena.com/video/champions-league/20-10-2010-inter-milan-tottenham-h.-group-a_en.html

22 Ekim 2010 Cuma

Who is the whore now Wayne?


Bu hafta başında Premier Lig'in manşetini Wayne Rooney atmıştı Old Trafford'dan ayrılmak istediğini açıklayarak. Haftayı bitirmeye yaklaşırken yine Rooney manşetlerdeydi bugün. Bu kez kendisini kulüp tarihinin en pahalı oyuncusu yapan rekor bir ücret karşılığında (haftalık 180.000 pound) Manchester United ile imzaladığı 5 yıllık sözleşme ile...

Önce mevzu gazetelere düştü. Ardından Alex Ferguson, Rooney'in ayrılma konusunda kararlı olduğunu ve bunu kendisine ilettiğini açıkladı. Sir, daha bir kaç ay önce sonsuza kadar bu kulüpte kalmak istediğini belirtip kontrat uzatma konusunda kendisine yeşil ışık yakan oyuncusunun bu kararı karşısında şok olduğunu da söyledi. Hemen akabinde de Rooney konuştu. Kulübün uzun vadede yıldız isimler ile sözleşme yapma konusunda isteksiz olmasının, kendisini gelecek hakkında umutsuzluğa ittiğini söyledi. Her ne kadar Ferguson ve kulüp hakkında olumlu şeyler söyleyip dağıttığı ortalığı toparlamaya çalışsa da onun bu sözleri Sir'i ikinci kez konuşmaya itecek kadar sinirlendirdi. Efsane teknik adam yaptığı açıklamada Ronaldo'ya da gönderme yaparak, bazı futbolcuların yeryüzünde daha iyi kulüpler bulunduğunu sandığını ama buradan ayrıldıktan sonra bunun doğru olmadığını gördüklerini söyledi. Şu benzetmeyi de yapmış ki beni çok güldürdü-:) "They look in a field and see a cow and they think it's a better cow than the one in their own field, and it never really works out that way.". Tam da ondan beklenen İngiliz snobluğuna yakışır, taşı yerine koyan bir açıklama...

Artık sözlere dökülmüş olan bu dedikodunun gün yüzüne çıkışı gazeteleri de harekete geçirdi ve Rooney'in talipleri yer buldu manşetlerde. Real Madrid ismi elbette gündeme geldi ama ManU taraftarlarını en çok kızdıran ise Rooney'in isminin, düşman kardeşleri Manchester City ile yazılması oldu. Protestolar, Bursa maçında açılan pankartlar ve hatta şehirdeki bir bilboarda yazılan "City'ye gidersen, ölürsün" mesajı taraftarın tepkisini en iyi şekilde anlatıyordu.

Ve bugün Sir ile imza sonrası gülümseyerek verdiği poz ile sonlandı kriz. Uzun vadeli planlar hakkında söz aldı mı bilinmez ama haftalık ücretini görünce bunu çok fazla kafaya takacağını da sanmıyorum artık. Samimi olduğuna inanmasam da kontrat yenilememe gerekçesinde çok da haksız değildi aslında. Nistelrooy, Ronaldo ve Tevez gibi isimlerin takımdan ayrılması ve son yıllarda kadronun giderek sıradanlaşması onun zerzenişlerini destekler nitelikte ama bu kulübün hala bir Alex Ferguson'u olduğu unutulmamalı.

Bundan sonra Rooney taraftar ile arasını düzeltmek için uğraşacak. Ama Avrupalı bu tarz olayları fazla kafaya takmıyor. Old Trafford'da yapacağı bir hat-trick ile herşey unutulur. Hatırlarsınız Ronaldo ile Rooney 2006 Dünya Kupası'nda kavga etmişlerdi ve Ronaldo'nun o yıllarda depreşen Real Madrid sevdası da buna eklenince Old Trafford'da kısa bir süre de olsa tepki almıştı Portekizli. Ama çok değil bir kaç maçlık iyi performans ve goller herşeyi unutturmuştu. Ronaldo, Rooney ile barışıp efsane bir sezon geçirmişti. Bu işler böyledir. Rooney de bir kaç şık performans ile taraftarlarına herşeyi unutturacaktır. Ama onun yukarıdaki pankartı unutması ne kadar sürer onu bilemeyiz tabi!  

16 Ekim 2010 Cumartesi

Yalnızlık


Manchester 2-1 öndeyken soldan gelen bu topa yükseldi Van Der Sar ve sonuç 2-2...Kalecilik nankör meslek derler ya ne kadar doğru. 39 yaşında ve yıllardan beri bu kalenin sahibi...İstikrar, iş ahlakı, başarı, yetenek...Ne ararsanız var Hollandalı kalecide. Ama bazen küçük bir hata, anlık bir konsantrasyon kaybı kaleciyi sahada yapayalnız bir adam haline getiriyor. Stoper hata yaptığında ayağa kalkıp, santraya doğru ilerleyip o kalabalıkta kaybolabiliyor. Forvet gol kaçırdığında rakip defansın arasına saklanabiliyor. Ama kalecilerin saklanacak, kaçacak hiç bir yeri yok...Onlar hep yalnız...

Maçın golleri için: http://www.goalsarena.com/video/england-barclays-premier-league/16-10-2010-manchester-united-west-bromwich_en.html

15 Ekim 2010 Cuma

Con Henri'nin Liverpool'u!


Ağzında purosu ve ismi ile tipik bir Amerikan imajını yansıtan bu adam Liverpool'un yeni sahibi John W. Henry. Mahkemelere kadar düşen kulübün el değiştirme süreci sancılı olsa da geçen hafta satılma kararı ile NESV de Liverpool'un yeni patronu olmuş oldu. Kulüp 300 milyon pound gibi "tarih ve  başarı" ederlerinin çok altında bir fiyata satıldı. Her ne kadar eski sahipler Hicks ve Gillett dava ile ilgili usülsüzlük olduğu gerekçesi ile 1 milyar dolarlık karşı bir tazminat davası açmışlarsa da bu onların Anfield'dan kuyruklarına teneke bağlanarak kovuldukları gerçeğini değiştirmeyecek.

Amerikalıların Anfield'da sevilmedikleri bir gerçek ama eski sahipler kulübü o kadar kötü yönettiler ki, taraftarlar sapına kadar Amerikalı bir başka adama eyvallah demek zorunda kaldılar. Kulübün bütün gelirlerinin banka faizlerine gitmesi sebebi ile doğru dürüst transfer yapamayan bir kulüpten, en azından kısa vadede bu borçtan kurtularak bir kaç hamle yapma şansı doğacak bir kulübe dönüşecekler. Uzun vadede bir Mansour veya Abravomich etkisi getirmeyeceklerse de neticesinde NESV, Amerika'nın en çok para harcayan 2. kulübü olan Boston Red Sox'un da sahibi. Bu durumda transferde Liverpool hareketli günler yaşayacaktır gelecek günlerde.

İlk maçına Anfield'da gitmek istediğini söylemiş John Henry. Dolayısı ile bu haftaki derbiyi (Everton) pas geçiyor. Umarım bu fotoğraftaki hali ile belirmez tribünlerde ve umarım bu Amerikan rüyası da Hicks&Gillett gibi kabus ile bitmez!

11 Ekim 2010 Pazartesi

Bana mı dedin hoca!


Redknapp ile Modric'in arasına kara kedi mi girdi acaba...Geçen sene işler yolundaydı ikisi adına oysa...

10 Ekim 2010 Pazar

Yağmurdan kaçarken...


Liverpool taraftarları can sıkıcı günler geçiriyor. Tarihi ile, duruşu ile ve başarıları ile bütün dünyanın gıpta ettiği kulüp maalesef bu aralar globalizmin oyuncağı olmuş durumda. Liverpoollular kulübün eski sahipleri Amerikalı Gillett ve Hicks için bu pankartı açmışken şimdi kulüp yine Amerikalı bir gruba NESV (New England Sports Ventures) 'ye satıldı. Bir nevi yağmurden kaçarken doluya tutulma durumu...Satıldı demek şu an için çok doğru olmayabilir çünkü NESV resmi teklifini yapmış olsa bile kulüp yönetimi ile Gillett&Hicks arasında süren dava yüzünden olay netlik kazanmadı henüz. Gillett&Hicks nefret edildikleri şehirden giderken koparacakları bir miktar paranın peşinde çünkü. NESV de bu davanın sonucunu bekliyor nihai kararını vermek için. Yönetimin davayı kaybetmesi halinde kulübün 9 puanı silinebilir. Bu da yeni alıcıların kaçmasına sebep olacaktır haliyle.

Yukarıdaki pankartta da mevcut Amerikalılardan ne kadar nefret ettiklerini göstermiş KOP tribünleri efsanevi Bill Shankly'i de unutmayarak. Her ne kadar ekonomik olarak yeni sahipler kulübü rahatlatacaksa da (en azından beklenti öyle), Liverpool taraftarlarının seçme şansı olsa kulübün kapısından hiç bir Amerikalıyı sokmazlardı. Ligden düşürülmek pahasına bile ...

3 Ekim 2010 Pazar

Kabus devam ediyor...

City-Newcastle maçında üzücü bir sahne daha yaşandı bugün. Premier Lig'de sezonun formda isimlerinden Ben Arfa'nın daha maçın 3.dakikasında City'li Nigel de Jong'un darbesi ile ayağı kırıldı. Formda isimlerin kabusu oldu bu sezon sakatlıklar. Önce Zamora, ardından Valencia ve şimdi de Ben Arfa...

Ben Arfa'nın bu ağır sakatlığa rağmen çıkarken verdiği "ben iyiyim" pozu ise futbolun dramatik ama insancıl taraflarından birini gösterdi. Böyle bir durumda soğukkanlı kalabilmek çok da kolay olmasa gerek.

1 Ekim 2010 Cuma

Alan Hutton


Bu sene Premier Lig'de çıkış yapan oyuncuların içinde en göze çarpanlardan birisi de Totthenamlı Alan Hutton. Sonradan girdiği Wolves maçında "1 gol & 1 asist" lik performansı ona ilk 11'in kapılarını açtı. Hafta içi Şampiyonlar Ligi'nde kazanılan Twente maçında da sahadaydı İskoç oyuncu.

07-08 sezonunda devre arası Glasgow Rangers'dan transfer edildi. Juande Ramos'un ilk transferlerinden birisiydi. Ama o da Ramos gibi parlak bir Spurs kariyeri geçirmedi bu seneye kadar. Artarda iki önemli sakatlık yaşadı, Sunderland'a kiralandı ve en sonunda bu sene çıkış yaparak sağ kanatta iki önemli oyuncunun (Kaboul ve Corluka) önünde formanın yeni sahibi oldu. Son maçlardaki istikrarını devam ettirirse bu senenin önemli oyuncularından birisi olabilir. İzleyebildiğim iki maçta o kanattaki rakiplerine göre daha hızlı ve hücumcu bir oyuncu. Bekleyip görelim bakalım bu sene Premier Lig'den bir Alan Hutton geçecek mi!

26 Eylül 2010 Pazar

Nani-Tevez-Owen

Premier Lig'de bu hafta iki şahane gol izledik. Manchester United'da Nani ve Manchester City'de Tevez birbirine benzer iki gol attılar. Topu kontrol edişleri, ilerlemeleri ve vuruştan önce ters tarafa çalım atıp diğer yöne vurmaları tamamen hız ve zeka ürünü iki gol izlettirdi bize bu hafta. Her iki gol de bana Michael Owen'in Fransa 98'de Arjantin'e attığı o efsane golü hatırlattı. Hafızaları tazelemek isteyenler için linkler aşağıda...

Nani (Bolton-ManU; 2.gol): http://www.goalsarena.com/video/england-barclays-premier-league/26-09-2010-bolton-w.-manchester-united_en.html

Tevez (City-Chelsea): http://www.goalsarena.com/video/england-barclays-premier-league/25-09-2010-manchester-city-chelsea_en.html

Owen (İngiltere-Arjantin): http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=1765666

25 Eylül 2010 Cumartesi

Manchester City:1 - Chelsea:0 - "Orta"da bir maç oldu!


Maçın 30 ve 60. dakikaları civarında orta sahada öyle iki mücadele oldu ki adeta iki ordunun o savaş meydanındaki meşhur çarpışmaları gibi ardarda hamleler, çarpışmalar, yerde yatanlar, herşey vardı...Hakikaten bir meydan muharebesi görmüş gibiydi o iki dakikada City of Manchestar stadındaki seyirciler. Ama hepsi bu! İsmi büyük bu maç beni de fazlasıyla beklentiye sokmuştu. Hele geçen seneki City-Chelsea maçlarından sonra...Ama sonuç bir hayal kırıklığı oldu.

Rus ve Japon milyarderlerin sahip olduğu, 2 İtalyan'ın çalıştırdığı iki takımın maçından ne çıkar dersiniz? Cevap: Ali Ece'nin de maç içinde söylediği gibi mücadelesi fazla ve pozisyonu az tipik bir Serie A maçı...Aslında iki takımın orta sahadaki 3'lülerine bakarsak daha net anlaşılır bunun nedeni. City'de De Jong, Yaya Toure ve Barry maça başlayan 11'de yer alırken, Chelsea'de Ramirez, Essien ve Obi-Mikel orta sahayı oluşturen isimlerdi. Düşünün Chelsea geçen sene Lampard ve Ballack ile oynuyordu. Gerçi Ancelotti'nin mazereti var bunun için çünkü Lampard sakatlığı sebebi ile oynamadı. Ama Mancini için mantıklı bir sebep bulmak zor. Özellikle zor gol atan bu takımı ileriye götüren yegane adamlardan Adam Johnson'ı kenarda tutmasına...Dolayısı ile saha içinde bütün yük Milner ve Tevez'e kaldı City'de. Bu ikili her atakta topu taşıyan isimlerdi. Tevez'in golünün önünde de saygı ile eğilmek gerekir. Topu orta sahada aldığında ben City of Manchester'da olsam "geliyo bee" diye şöyle bir ayağa kalkardım sanırım. Nitekim de adına yakışır inanılmaz bir gol attı "Scarface".

Chelsea adına kötü bir maç oldu. Drogba etkisizdi. Ama her ne olursa olsun bu takım gibi ışık hızı ile atağa kalkan bir takım çok az vardır. Topun Cech'den ya da Terry'den Drogba'ya ulaşması göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşiyor. Üstelik de topa bazen iki bek veya iki açıkta oyuncular dokunduğu halde. Bu maçta sadece iki kere görebildik bu çıkışı...

Chelsea açısında ekstrem bir maç oldu. Onları bir daha bu kadar bitik ve etkisiz görür müyüz bilemem. Ama bu arenanın yeni gladyatörlerinden City için, Mancini'nin düşündüğü plan bu ise seyircisinin çok memnun olacağını söyleyemem oynanan futbol anlamında. Az pozisyon bulan bu takımın savunma anlayışı da bir o kadar üst düzeyde bunu söylemem lazım. Maçın son dakikalarında Anelka ceza sahasına yaklaşırken yanında tam 6 City'li bitiverdi. Ama maç boyunca neredeyse hiç ciddi pozisyonları olmadı. Bu sanırım bizi bu sene nasıl bir City beklediğini anlatmaya yeterli... 

20 Eylül 2010 Pazartesi

Arsene Wenger'in değişmeyen yazgısı

Sakatlılardan en çok çeken teknik adamlar sıralaması yapsak sanırım Arsene Wenger mutlaka ilk 3'te yer alır. Arsenal adına bu sezonun güncel sakatlık tablosunu (Fabregas hariç) resmi sitelerinden alıp yukarıya iliştirdim. Yine klasik olarak en formda oyuncularını sırayla sakatlıklara kurban verdiler bu sene. Önce sezona süper bir başlangıç yapan Theo Walcott'u milli takımda ve en formda olduğu zamanda kaybettiler. Ardından Robin Van Persie de ayak bileğinden sakatlandı ve her iki oyuncu da Ekim sonuna kadar yoklar. Hatırlarsınız Van Persie geçen sezonunun da büyük bir bölümünü kaçırmıştı. 2004-2005 sezonunda geldiği Arsenal'de sezon ortalaması 20-25 arasında değişiyor. Belki birçok lig için kötü bir ortalama sayılmaz ama söz konusu olan Arsenal gibi "top class" bir takım olduğunda bu rakam oldukça düşük kalıyor. Yine bu sezon Nicklas Bendtner'den şu ana kadar hiç yararlanamadılar. Arsene Wenger şu sıralar Manuel Chamakh'ı Emirates'e getirdiği için bolca dua ediyordur sanırım.

Son olarak bu haftasonu oynanan Sunderland maçında da Fabregas'ı kenara gönderdiler. İşin kötü tarafı şu an için açıklanmış bir dönüş tarihi yok bildiğim kadarı ile. Defansın önemli ismi Vermaelen aşil tendonundan ve Diaby de ayak bileğinden sakatlar. Haftaya dönmeleri bekleniyor.

Geçen sene ayağı kırılan ve hala dönemeyen Aaron Ramsey, şu an sağlıklı olsa da yıllardan beri dizindeki müzmin sakatlığından çok çekmiş olan Rosicky'yi saymıyorum bile.

Belki de gelecek sezon Arsene Wenger'in kadroyu, devamlılığı daha fazla olan bir kaç isimle takviye etmesi gerektiği sezondur. Her sezon Van Persie ve Rosicky gibi isimlere güvenerek çıktığı yolda sezon içinde yalnız kalıyor. Yoksa geniş kadrosu, imkanları ve yükselen grafiği ile Manchester City'nin de arkasına düşecekler.


Not: Bu sezon uzun süreli sakatlıklar çok sık yaşanmaya başladı. Antonio Valencia ve Bobby Zamora'nın ayaklarının kırılmasının üstüne bu hafta da Ujfalusi'nin bence hapse girmesine neden olacak kadar acımasız bir hareketiyle Messi 3 haftalığına olmayacak. Belki de Guardiola'ya hak vermeliyiz. Hakemler artık sadece Ronaldo'yu değil diğer yıldızları da korumalılar!

15 Eylül 2010 Çarşamba

No more drama...




Dün akşam yine futbol sahalarının en yürek burkan manzaralarından biri yaşandı Old Trafford'da. Futbolcunun yüzündeki o şaşkınlık ve acı içindeki ifade görüntüye geldiği anda sakatlığın boyutunun ne kadar ciddi olduğu da anlaşılır genelde. Antonio Valencia da dün akşam maalesef bu illetle karşı karşıya kaldı ve ayak bileğinin kırılması sonucu sezonu kapattı. Doktorunun açıklamasına göre bu tarz sakatlıklarda kırıktan ziyade çapraz bağların kopması oyuncunun futbol hayatını tehlikeye sokan asıl etkenmiş.Ve maalesef Valencia'daki kırık da olabileceklerden en kötüsü belki de.

Geçen sezonun başında Ronaldo'nun ayrılması ile takıma katılmıştı Ekvadorlu oyuncu. Yeni bir Ronaldo olması beklenmese de en az onun kadar kuvvetli ve hızlı bir oyuncu olması, onun 2-3 sene içinde Manchester United akademisi ve Alex Ferguson disiplini ile yoğrularak mükemmel bir sistem oyuncusu haline gelmesine yardımcı olacaktı. Di'li geçmiş zamanla konuşmak istemiyorum gerçi..Henüz 24 yaşında ve bu sakatlıktan sağlam dönecek kadar azimli ve kuvvetli bir yapısı var.  Onun oynadığı herhangi bir maçı izlediğinizde kolaylıkla anlıyorsunuz bunu. Yazık olan ise 7 gol/11 asist ile geçirdiği nispeten iyi bir sezonun ardından bu sene onun için o aşamayı kaydetmesi adına çok önemliydi. Şimdi kayıp bir sene olacak onun için...

En kısa zamanda sağlığına kavuşup sahalara dönmesini dilemekten başka yapacak birşey yok. Her nerede ve hangi takımda olursa olsun oyuncuların başına gelen bu tarz sakatlıklar, oyun adına çok dramatik ve üzücü. Yeşil sahalarda bu tarz başka dram yaşamamaktır en büyük dileğim...

18 Mart 2010 Perşembe

Mourinho'nun külleri


2004 yılında Jose Mourinho'nun Chelsea'ye gelmesi ile birlikte esmeye başlayan Portekizli rüzgarı anlaşılan bu yaz dinecek Londra'da. Bugün çıkan haberlere göre Deco, Paulo Ferreira, Ricardo Carvalho ile yollar bu yaz itibari ile ayrılacak. Bu operasyonun kapsadığı diğer olası kurbanlar ise Belletti ve Kalou olacak gibi gözüküyor.
  

Inter mağlubiyeti sonrası bu tarz bir operasyonın konuşulması son derece doğal. Abramovich'in bu takımı satın almasından beri en büyük rüyasının Şampiyonlar Ligi kupasını Stamford Bridge'e getirmek olduğu herkesçe bilinen bir gerçek. Hatta bu uğurda bu takımın temellerini atan ve onlara yıllar sonra Premier Lig'i kazandıran Mourinho'yu bile gözden çıkarabilmişti. Şimdi ise belki de ilk defa bu kadar favori olduğu bir sezonda Şampiyonlar Ligi'ne veda etmesinin faturasını onun bu takıma getirdiği oyunculara kesmesi de beklenebilecek bir hamle olur onun adına. Bu takım yaklaşık 5 seneden beri Avrupa'nın en üst seviyedeki takımları arasında, ancak bir türlü istenilen o kupa gelmedi Abramovich'in huzurlarına. Hal böyle olunca yeni bir yapılanma içine girilmesi de kaçınılmaz olacak gibi gözüküyor.

Chelsea bu elenmeye rağmen aslında bu senenin en formda ve en iyi takımlarından birisiydi, hala da öyle. Yukarıda adı geçen oyuncular ise bu başarıyı getiren kemik kadronun yavaş yavaş dışında kalmaya başlamışlardı zaten. Ferreria ve Carvalho bu takım için ancak iyi birer yedek konumuna geldiler. Ancak gerek bu oyuncular ile Chelsea'nın o basamağı bir türlü atlayamaması, gerekse de bu oyuncuların "iyi bir yedek" rolünü kabullenmeyecekleri düşünülürse onlar için Londra'da uzatmaları oynuyorlar desek yanılmayız sanırım. Deco'nun geçen yaz takımdan ayrılması bekleniyordu ancak Ancelotti belki de elinde iyi bir ortasaha alternatifi olması için bu sene Portekizliden vazgeçmedi. Ancak yeni bir yapılanmada daha iyi bir kadroya ve daha da önemlisi taze bir soluğa ihtiyaçları olacak. Bu yüzden de Cech, Terry, Lampard, Drogba iskeletini bozmadan, daha kaliteli yan rol oyuncuları bulunması gerekir. Geçen yaz transferin en sessiz takımlarından biri olan Chelsea sanırım önümüzdeki yazın en çok konuşulan ekiplerinden biri olacaktır. Her ne kadar kemik kadro korunacak olsa da Abramovich'in o bir türlü elde edemediği kupayı bu kez kaldırabilmek için büyük bir hırsla transfer piyasasına dalıp bir iki yıldız transfer etmeden duramayacağını tahmin ediyorum. Bu yıldız transferi muhtemelen Drogba'nın yanına gelecek ikinci bir santrafor olacaktır. Torres isimleri telaffuz ediliyor ancak onu Anfield Road'tan koparabilmek sadece paranızla elde edebileceğiniz bir başarı olmayacaktır.


Chelsea'nin gerçekten muhteşem bir omurgası var. Bugün yukarıda saydığım dörtlü belki de herkesin rüyalarını süsleyen en komple pakettir bugünün futbol piyasasında. Bugün Barcelona'da bile bu tarz bir 4'lü saymaya çalıştığımızda kalede ve defans hattında geride kaldıklarını görürürüz. Eğer Abramovich hırsının kurbanı olmayıp, bu kadroyu akılcı hamlelerle takviye ederse, önümüzdeki yıl Chelsea'nin Ancelotti ile beraber o rüyayı gerçekleştireceği yıl olabilir. Üstelik Mourinho'nun Londra'daki son küllerinden de kurtularak...

27 Şubat 2010 Cumartesi

City Terry'e Karşı!



Futboldan ziyade, son zamanların popüler ikisili Terry ve Bridge arasında geçen malum mevzu yüzünden merakla beklenen bir maçtı Chelsea-M.City karşılaşması. Inter gazisi Chelsea, bu sene yeni yapılanması ile özellikle ismi büyük maçları forse eden City'e kaybetti. Tevez ve Bellamy, Cech'den ve Cole'dan yoksun Chelsea savunmasını darmadağın etti. City'nin bu yeni döneminin ilk senesindeki hedefi lig 4.lüğü gibi oldukça makul bir hedef. Bunun için de oldukça Liverpool ve Totthenam ile çekişiyorlar.

Sene başında piyasadaki hemen hemen her oyuncuya talip oldular ancak imaj ve güven eksikliği yüzünden, Kaka, Ronaldo, Buffon gibi dünya yıldızları yerine, yetenekleri tartışılmayan ancak sorunlu yıldızlar Tevez ve Adebayor ile yetinmek zorunda kalmışlardı. Bir önceki sezon büyük bir sansasyon ile aldıkları Robinho'dan da hemen hemen hiç faydalanamadılar bu sene. Zaten Brezilyalı da ülkesinin Dünya Kupası kadrosuna girme isteğini sebep göstererek Brezilya'nın sıcacık sahillerine tüydü sezon ortasında. Adebayor'un sorunlu yapısı da onlara şu ana kadar, bu oyuncudan, cezası sebebiyle yararlanamadıkları 5-6 maça patladı. Hal böyleyken Premier Lig dördüncülüğü hedefine yürümeleri yine de önemsenecek bir gelişmedir bu toplama takım için. Yazın bu kadar büyük isimlerle flört ederken, bir yandan boş durmayıp kadrolarını Gareth Bale, Kolo Toure, Theo Lescott gibi Premier Lig tecrübesi yüksek ve devamlılığı olan, sert isimlerle takviye ettiler. Zaten birkaç yıldır kadrolarında olan ve Şeyh Bin Zayid öncesinin en önemli adamı Stephen Ireland, S.W.Philips, Bridge gibi isimlerle vasatın üstünde bir takım olmayı başardılar. Mancini'nin takımın başına getirilmesi de City'i yenilmesi zor, inatçı bir takım haline getirdi. Elbette hala Chelsea ve ManU seviyesinde değiller. Bu seviyeye ulaşmak için de 150 milyon pound gibi bir parayı gözden çıkardıkları Torres ve Gerrard gibi isimlerden ziyade azımsanmayacak şekilde yol aldıkları "takım" olma yolunda daha çok çalışmaya ihtiyaçları var. Seneye bu kadroyu fazla bozmadan yapacakları birkaç takviye ile 3.lüğü zorlamaları onlar adına gerçekçi bir hedef olarak konulabilir. Ancak oldukça kırılgan bir yapıya sahip bu kadrodaki isimlerin olası "dengesizlikleri" onları hedeflerinden de her an alıkoyabilir. Bekleyip göreceğiz City'den yeni bir Chelsea çıkıp çıkmayacağını.

Son olarak maçtan bir enstantane. Daha santra vuruşu yapılmadan maçın en önemli pozisyonu yaşandı Stamford Bridge'de. Merakla beklenen "Terry vs. Bridge; Face to Face" kapışmasında Bridge, Terry'nin tokalaşma hamlesini yumuşak bir bilek hareketiyle geçiştirdi. Zaten bu kadar tantananın üstüne sarılıp kucaklaşmaları manasız olurdu. Yalnız burda Bridge madur durumda olmasına ve bir de üstüne huzuru bozmamak için Milli Takımı bırakma kararını almasına rağmen maç boyunca Chelsealiler tarafından ıslıklandı. Onların kaptanlarını silip atmalarını beklemiyoruz ama en azından bu anlamsız ıslık protestosuna yapmayıp, tepkisiz kalmaları da onlar adına bir erdem olabilirdi kanımca. Maç sonunda City'nin net galibiyeti ise bu yazının başlığını doğrular gibiydi adeta...