Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2010 Cumartesi

Elano vs. Niang / Hagi vs. Kocaman

Geçen haftaki Kayserispor-Galatasaray maçı ile bu akşam oynanan İBB-Fenerbahçe maçında benzer iki görüntü ama farklı iki reaksiyon gözüme takıldı. Geçen hafta oyunun sonlarına doğru Elano, değişikliğin ardından direk soyunma odasına gitmek istedi ancak menajer Cenk Ergun araya girerek kulübeye gitmesini istedi. Elano ise hasta olduğunu söyleyerek ısrar etmişti içeri girmek için ama nafile...Hagi'nin dediği oldu ve Elano maçı kulübede tamamladı.

Bu hafta ise Niang, Elano'nun başaramadığını Olimpiyat Stadı'nda başardı. Kendisine müdahele etmeye çalışan kimse de yoktu. Gerçi maçın son dakikası idi ancak yine de kural kuraldır denilebilirdi eğer Aykut Kocaman oyuncularına böyle bir dayatma yapmış olsa idi. Alex ise 70'de kenara gelmesine rağmen maçı kulübede izlemeyi tercih etti.

İki farklı uygulama, iki farklı reaksiyon...Sporcu sağlığının önemini göz önüne alarak Hagi'nin koyduğu bu kuralın basit bir disiplin gösterisinden öteye gitmeyen bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Bir hafta önceki Misimovic'in tepkisine karşı alınmış bir önlemdi belki de. Ancak fazla basit ve sığ bir anlayış bana kalırsa. Aynı maçta saha içinde Ayhan ve Hakan Balta birbirlerinin boğazına sarılacak kadar maçın atmosferinden çıkmışlarken, kenarda Elano üzerinden gösteri yapmanın bir anlamı yok. Oyuncunun kendi tercihine bırakılmalı. Hatta bana kalsa zorla soyunma odasına yollarım sağlıkları açısından.

Saha içindeki birliği ve disiplini sağlamak lazım önce. Kenarda 5 kişi oturmuşsun 6 kişi oturmuşsun fazla önemi yok. 

6 Kasım 2010 Cumartesi

Saraçoğlu'nda hava durumu...

Sisli İstanbul gecesinde tempolu ve zevk veren bir karşılaşma oldu Fenerbahçe-Eskişehir maçı. Fenerbahçe'nin futbolu akıcı oynama isteği ve bol gol vaadi kendi seyircilerini de diğer izleyicileri de cezbeden taraflar. Bu akşam her ne kadar Pele'nin "akıl tutulması" yaşadığı bir anda yaptırdığı penaltı ile öne geçseler de bir an olsun oyunu tutmaya ya da arkada beklemeye çalışmadılar. Sezon başından beri hücumda kanatları çok ve verimli kullanma yolunda bugün daha da iyidiler. Ama savunma için aynı şeyi söyleyemem. Gökhan Gönül tartışmasız Türkiye'nin en iyi kanat adamı. Birkaç hafta önce anlamsız bir yüklenme vardı ona karşı formsuz olduğuna dair ancak ben onun bu formayı üzerine geçirdiğinden beri "rezalet" bir maçını hatırlamıyorum daha. Bu kadar tempolu ve "Maicon" stili top oynayan bir adam bırakın da arada devir düşürsün. Maicon'u bile şu son iki haftada dağıttılar (bkz. Bale vakası). Özetle Gökhan bugün sahanın en iyisiydi. Bu yaptığı gol vuruşu onun eksik olan bir tarafının da düzelme yolunda olduğunu gösterdi bence. Devamlılık, oyun zekası, hız falan herşey yerli yerinde. Sıkıştığında solda da kullanabileceğin gayet komple bir kanat oyuncusu Gökhan. Bek değil, kanat oyuncusu...

Gökhan'ın performansı Emre çıkıncaya kadar önünde oynayan Topuz'u da itti. Ardından Emre'nin sakatlığı ile Topuz'un ortaya geçmesi de Fenerbahçe ve Aykut Kocaman adına bu kadronun esnekliğinin onlar için ne büyük bir avantaj olduğunu gösterdi. Stoch, Dia, Topuz, Emre, Niang ve Semih (hatta Kazım) hepsi de ileri 4'lünün her tarafında oynayabilirler. Maç içinde işlerin yolunda gitmediği durumlarda bu tarz takımlar maçı çevirecek potansiyele sahiplerdir. Orta göbeğe iki yönlü bir oyuncu takviyesi daha ön tarafı daha da sağlamlaştıracaktır. Hele ki Emre'de yine bu tarz adale problemleri sıkça başgösterecekse bu takviye acilen lazım demektir.

Aynı şeyleri savunma için söylemek zor. Hücumdaki akıcılıkları ve goller aynen sisin geceyi örtmesi gibi defanstaki aksaklıkların üzerini örtüyor. Caner ne kadar geçen seneye göre gelişme göstermiş gibi dursa da kademe hataları yapıyor. Yobo dışında diğer iki savunmacı da devre arası koridorda kırmızı kart görecek kadar tehlikeli adamlar. Bilica artık tek hatasında ıslıklanacak kadar prestij kaybetmiştir seyircinin gözünde. Lugano da bence bu ligden silinmesi gereken bir adam. Bu iki oyuncunun alternatiflerini (İlhan ve Bekir) ise bu geride kalan 11 haftada göremedik bile. Aykut Kocaman'ın "temiz eller" operasyonunda Bilica/Lugano ile yollar ayrılıp Yobo gibi problemsiz görev adamları alınırsa değişim adına önemli bir hamle yapılmış olur.

Eskişehir ise herşey bir yana herkesin gözünde sempatik bir camia olmuştur daima. Ama bu Bülent Uygun hamlesi onları oyun ve imaj anlamında geriye götürmüş gibi. Bence Rıza Çalımbay veya Uygun gibi isimlerden daha aklı başında ve temiz adamları hakediyorlar. Eskişehir hep pozitif oynamaya çalışır, Eskişehir taraftarı olay çıkarmaz, daima takımını destekler, Eskişehir'e iyi oyuncular gelir, Eskişehir'in adı bulanık konuların içinde geçmez gibi kafalardaki pozitif kavramları bu Bülent Uygun hamlesi ile kaybetmezler umarım. Çok değerli oyuncular var ellerinde ama yeterli oranda yararlanamıyorlar. Bir kere Tello gibi bir adam neden kenarda? Pele neden bu kadar sorumsuz oynuyor? Batuhan son Eskişehir macerasına göre geriye gitmiş. Adem Sarı gibi bir yeteneğe hala ikinci yarıların golcüsü muamelesi yapılıyor. Doğa Kaya da bence A planı içerisinde düşünülmesi gereken bir adam. Özet, Eskişehir kenardan daha iyi yönetilmeyi hakediyor. Kentin ismine yakışan isimler ile yönetilmeyi hakediyor. Kayseri'yi örnek alıp biraz daha cesur ve radikal olmaları lazım teknik adam seçiminde.

Son söz Fenerbahçe'de hücum planlarında işler yolunda. Ama defansta hava sisli. Sisi dağıtmak da bir iki hamle ile Kocaman'ın görevi. Eskişehir'de ise hava buz gibi ve yaklaşan bir fırtınayı görmemek için kör olmak lazım. 

24 Ekim 2010 Pazar

Diriliş


Maç sonu hem çevremdeki hem de ekranlardaki Galatasaraylıların yüzleri gülüyor. En azından Hagi'nin yüzü gülüyordu. 10 yıl sonra Kadıköy'de alınan puan değil bunun sebebi, sahada ortaya koyulan "karakterli" oyun. Maç öncesi kamuoyundaki yaygın görüş Fenerbahçe'nin oyunu domine edeceği yönündeydi ancak özellikle ilk yarı boyunca bunun tam tersi yaşandı Kadıköy'de.

Öncelikle Galatasaray'dan başlayalım. Açıkçası yukarıda bahsettiğim bu karakterli oyunun önceki haftalarda neden sergilenmediği ya da en azından çaba gösterilmediği konusunda kafamda soru işaretleri oluştu. Sistem, taktik ve teknik bunları bir kenara bırakalım, futbolcuların o uyuşuk tavırlarından eser yoktu bu maçta. Rijkaard gitti artık ondan hesap sorulacak bir durum kalmadı ama ya geride kalan oyuncular? Bence oyuncuya dayalı düzene de bir çomak sokmak açısından bu durumun yönetim tarafından sorgulanması gerekir. Ancak ben Adnan Polat yönetiminin tereyağından kıl çeker gibi kendilerini sıyırdıkları bu kaostan sonra bir süre bu süt liman ortamı bozmak için bir hamle yapacaklarını sanmıyorum. Bu yüzden de Mehmet Helvacı'nın sinyalini verdiği operasyonun gerçekleşmesi şu an için çok da olası gözükmüyor. Ama bu karakterli oyunu daha önce ortaya koymak için çaba göstermeyen bazı isimlerin karakterleri de sorgulanmalı.

Teknik açıdan bakarsak sahaya 4-2-3-1 düzeninde çıkmış gibiydi Hagi'nin takımı. Ancak Misimovic'in sol çizgiye daha yakın oynadığını gördük oyundan çıktığı ana kadar. Ayhan da Misimovic'in çizgiye yaklaştığı anlarda içeriyi kapattı ve böylece ilk yarıdaki oyun iştahları ile beraber orta sahada bariz bir üstünlük kurdular rakiplerine karşı. Defans hattını da beklendiği gibi fazla öne çıkarmadı arkada boş alan bırakmamak adına Hagi. Daha önce neredeyse hiç verim alamadıkları 3 oyuncu vardı bugün sahada. Elano ve Misimovic en iyi maçlarını oynadılar belki bu forma altında. Ya da en istekli demeliyim...Özellikle Elano'nun bugüne dek görmediğimiz şekilde, oynama arzusu ve oyun konsantrasyonu üst düzeydi. Kanatta adam takip etti, ataklarda içeriye doğru katetti, şut denedi. Eğer tek maçlık bir iştah değilse bu, Hagi döneminde yeniden doğan isimlerin başında gelecek Brezilyalı. Diğer fark yaratan isim ise ileri uçta görev yapan Pino idi. Özellikle hücumda çoğalamadıkları bir kaç pozisyonda fizik gücünü de kullanarak tek başına top kullandı ve etkili de oldu Pino.

Fenerbahçe'de ise Galatasaray'ın oyuna agresif bir şekilde başlamasının verdiği bir ürkeklik vardı maç boyunca. Topuz ve Emre ikilisi fizik olarak rakiplerinin gerisinde kaldılar. Ayhan'ın da orta göbeğe yardıma gelmesi ile Emre geçen hafta Konya maçındaki gibi sık sık ileri çıkamadı. Bu da Fenerbahçe orta sahası ile Niang arasındaki bağlantıyı kesti. Kanatlarda da Elano'nun beklenmeyen iştahlı oyunu ve Misimovic'in topun arkasına geçip Ayhan'ın defansif görevlerini paylaşması sonucu yine etkisiz kaldılar. Etkili oldukları bir iki pozisyonda Niang'ın şahsi becerisi ile geriye gelip, top alıp kaleye gitmesi yatıyordu. Fenerbahçe'nin kenardaki adamları da Semih dışında hazır isimler olmayınca oyuna müdahale etme konusunda yetersiz kaldı Kocaman. Açıkçası o kulübeden kiminle nasıl bir müdahalede bulunabilirdi sahaya muamma.

Futbol adına çok olumlu şeyler olmasa da Galatasaray'ın beklenilenin üstündeki direnişi ve dirilişi maçı bizim adımıza ilginç hale getiren en önemli etkendi. Galibiyet ile ayrılamasalar da sahadan, Kadıköy'deki o tılsıma bir dur dediler. Ama skordan fazlası oyun iştahlarının yerine gelmesi idi herkesi mutlu eden.

Fenerbahçe-Galatasaray: Maç öncesi


Önce maçın psikolojik boyutu ile başlayalım. Hafta içi Rijkaard'ın gidişi, yerine kimin geleceğinin tartışmaları ve Hagi ile sonlanan süreç biraz da derbinin taktik ve teknik tartışmalarının önüne geçti. Ama şu bir gerçek ki Galatasaray'daki bu hareketli gündem sayesinde, derbi de bir hafta boyunca Türkiye'nin gündeminde kaldı. Fenerbahçe'nin son 10 yıldır süregelen bariz üstünlüğüne rağmen, hiç bu kadar "ağır favori" gösterilmediği de bir gerçek. Galatasaray'daki değişim uyuyan bir adamı omuzunda tutup şöyle bir sarsmak gibi birşey oldu aslında. Rijkaard neden gitti, neden Hagi geldi tartışmalarına girmeye lüzum yok şu anda. Ama şu bir gerçek ki gelen teknik adamın isminin Hagi olması, haklarında "bilerek oynamıyorlar" ve "takımı sabote ediyorlar" gibi türlü türlü dedikodularun yapıldığı futbolcu kadrosunu silkeleyecektir. Türkiye'de işin bu psikolojik boyutunun ne kadar önemli olduğunu biliyoruz futbolda. Dolayısı ile şu an Florya'da kendilerine çamur atılmış hissedilen, ezildiklerini hisseden ve bu maçın ardından kameralara "işte biz buyuz, gösterdik" demeyi hırsla bekleyen bir grup var. Muhtemelen Hagi ve Tugay da bu 2-3 günlük süreçte futbolculara taktikten çok bu psikolojiyi aşılamışlardır. Ve tahminimce Hagi bu maçta, Mehmet Helvacı'nın dün veya önceki gün bahsettiği olası operasyonda kafası koparılacak oyunculardan yararlanacaktır. Misal Servet...Misal Mustafa Sarp...

Fenerbahçe'de ise Aykut Kocaman son 10 yılın en zorlu derbisi diyerek ekibinin dikkatini ve konsantrasyonunu maça odaklamasını sağlamaya çalıştı. O da Galatasaray da bu yukarıda bahsettiğim havanın nasıl olduğunun farkındadır kesinlikle. Fenerbahçe'de ise yeni isimlerin derbi tecrübesine sahip olmaması bence dezavantaj değil, avantajdır. Niang, Dia, Stoch ve Yobo gibi isimler bu çalkantılı ve kritik derbide "puslu havadan" ziyade oyuna konsantre olacaklardır. Dolayısı ile gündemden etkilenip bunu oyunlarına yansıtacaklarını düşünmüyorum.

İşin taktik yanına gelirsek Galatasaray'da bir mentalite değişikliği olacaktır elbette. Bu kısa süre içinde Hagi'nin oynatmak istediği sistemi yerleştirmesi imkansız olduğuna göre ameliyat yerine kanamayı durduracak bir tampon uygulayacaktır yaraya. Bu yüzden de Türk futbolcusuna yaptırması daha kolay olan savunmayı tercih edecektir Kadıköy'de. Hagi bu maçı kaybetse dahi kendisinin şimdilik birşey kaybetmeyeceğinin farkında. Dolayısı ile Kadıköy'de Fenerbahçe'yi zorlaması bile bu kadar olumsuz bir havanın etkisinde olan camiaya iyi gelecektir. Bu maçta taraftarlar onlardan skor değil, son maçlarda hiç göremedikleri o savaşı vermelerini istiyor. Bütün bu psikolojik ve teknik etkenler bir araya gelince Hagi'nin bu maça, yerli oyuncuların ağırlıkta olduğu bir kadro ile ve Fenerbahçe'nin en iyi olduğu yeri, kanatları kapatarak daha defansif bir kurgu ile çıkması beklenebilir. Benim beklediğim diziliş kanatları iki hızlı adamla kapatacağı (Sabri ve Ayhan) 4-4-1-1 dizilişi. Göbeği de Barış-Sarp-Cana 3'lüsünden ikisi ile kapatacaktır. Önde Baros'un eksikliği yüzünden Pino ve arkasında Misimovic/Elano ikilisinden birini kullanacaktır. Bu maçta olur mu bilmem ama uzun vadede Hagi'nin üstüne titreyeceği adamlardan biri Emre Çolak olacak. Bu maç onunla başlarsa sürpriz olur ama beni şaşırtmaz.

Fenerbahçe'de ise son 3 maçtır oturmuş bir sistem ve kadro söz konusu. Bu maçta da merak edilen tek şey Alex mi Semih mi başlayacak sorusu. Ama ben Alex problemini çözme konusunda büyük aşama kaydeden Kocaman'ın onu kenarda tutma riskini göze alacağını sanmıyorum. Topuz ve Emre, Galatasaray'ın fizik olarak kuvvetli olmasını beklediğim orta sahası karşısında zorlanabilirler. Hele ki son yıllarda gördüğümüz gibi, bu oyun da taktikten çok güç ve iktidar kavgasına dönerse...Stoch ve Dia'nın devamlılık problemleri bu tarz fiziksel mücadelenin üst düzey olacağı bir maçta sırıtabilir. Bu yüzden bu iki süratli ve delici adamın maçın başındaki performansları belirleyici olabilir. Eğer skoru erken bulmaları halinde Galatasaray'ın mevcut psikolojisinde buna reaksiyon vermesi zor olacaktır. Golün gecikmesi Galatasara'ın direncinin artmasına sebep olur. Yani terazi maçın başında Fenerbahçe'den yana ağır iken, sonlara doğru Galatasaray'a doğru yön değiştirecektir.

18 Ekim 2010 Pazartesi

1 Yönetmen, 3 Senaryo...


Alex'in sakatlığı, Aykut Kocaman'ın kafasındaki asıl Fenerbahçe'ye belki de en yakın 11'i sahaya sürmesini sağladı bu akşam. Elbette Alex gibi bir futbolcunun ya da herhangi bir futbolcusunun sakatlanması istemez bir teknik adam olarak ama hayalini kurduğu o "Alex'siz" sistem için deney yapma konusunda da eminim böyle fırsatları bulduğunda memnun oluyordur. İlerde Niang, hemen arkasında Alex'in pozisyonunda daha iki yönlü oynayabilen Özer ve kanatlarda Dia-Stoch bir arada...Gelecek seneki planlarda Alex'in olmadığını düşünürsek bu kadroya sadece Mehmet Topuz'un zorunluluktan monte edildiği orta göbeğe, yine iki yönlü oynayabilen, Christian'ın daha yaratıcı ve Emre'nin daha çok koşan versiyonu olan bir ilave yapılacaktır.

Aykut Kocaman aslında bu akşam ileri bölgede 3 farklı senaryo üzerinde çalışma fırsatı buldu. Yukarıda saydığım 4'lü ile başladı ancak Özer'in ilk yarıda sakatlanıp çıkması ile Semih'i bu bölgede deneme fırsatı buldu. Ben Semih'in de, Kocaman'ın gelecek sene düşündüğü başrol oyuncularından biri olacağını sanmıyorum ancak forvet arkasında bir 10 numaradan ziyade pas alışverişine katılabilecek ve sağa sola koşular yapıp uçtaki adamı rahatlatabilecek bir oyuncuyu deneme fırsatını da bulması açısından önemliydi bu hamle. Açıkçası Semih oyuna girerken ben onu önde, Niang'ı arkada kullanacağını düşünmüştüm, gelecek sene ileriye bir uç oyuncusu  daha transfer edilmesi durumunda Senegalli'nin bu bölgedeki performansını görme açısından ancak tercihini bu yönde kullanmadı bu aşamada Kocaman. İkinci yarıda ise üçüncü senaryosunu hayata geçirdi ve Niang/Santos değişikliği yaparak Stoch'u Semih'in yerine çekti, Semih'i de ileri uca. Bu senaryo açıkçası skorun 4-1 olması ve Stoch'un da oyunun sonlarında o bilinen tempo düşüklüğü yüzünden bize fazla birşey göstermedi. Zaten bu senaryonun da en zayıf yanı bu. Stoch kanatta da oynasa, 10 numara da oynasa bu maç sonlarındaki oyundan düşme problemini çözmek zorunda. Sadece o değil, Dia da aynı şekilde ilk yarılarda müthiş bir tempo yaparken ikinci yarılarda oyunda yok genelde.

Bu senaryolardan en tutanı oyundaki üstünlüğe ve pozisyon zenginliğine bakıldığında Semih ve Niang'lı olan idi bana kalırsa. Semih'in pas yeteneği ve fizik olarak iyi durumda olması bu planı işler hale getirdi. Buradaki oyuncunun savunmada topun arkasına geçip hatta gerektiğinde rakip savunmayı rahatsız eder bir yapıda olması da bu sistemin işlerliği açısından önemli çünkü Dia/Stoch ikilisi ve belli bölümlerde Niang savunma yapma konusunda çok istekli değiller. Semih'li takım daha dirençli ve rakip savunmayı daha yoran bir vaziyetteydi.

Aykut Kocaman istediği oyun tarzını oynatma konusunda ısrarlı ve sabırlı. Meyvelerini de yavaş yavaş görmeye başladı. Christian konusunda ısrarından vazgeçip burada Mehmet Topuz'u kullanması onun adına bir teknik adam başarısı, transferin son gününde Yobo'nun alınmış olması da (Bilica'ya muhtaç kalmaması yüzünden) bir teknik adam şansı olarak değerlendirilebilir. Sezon başı çok umut vermese de bazı içsel problemleri aşmayı başardılar ve rakiplerinin de geride kalması ile daha pembe bir tablo var karşılarında şu anda.  Zorlanabilecekleri tek konu sakatlıklar olabilir. Bugün Özer'in sakatlanması, Stoch, Alex ve Emre'nin sakatlanma riski yüksek oyuncular olması işleri zora sokabilir. Ama tahminimce devre arasının en hareketli takımlarından biri de olabilir Fenerbahçe, kadroyu derinleştirme hamleleri açısından.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Drogba'nın veliahtı Niang!


6 maçta 7 gol...Rakip defansları fazlası ile tedirgin eden bir hız...Güç...Denge...Devamlılık...Ve bu mevkide Fenerbahçe'nin uzun süreden beri aradığı en önemli özellik...Karakter...

Niang performansı ile neden bir zamanlar Drogba'nın alternatifi olarak Marsilya'ya transfer edildiğini gösterdi hepimize. Ligimize Anelka, Kezman, Carew, Baros gibi isim olarak çok kariyerli golcüler geldi ama kısa zamanda takıma ve hatta camiaya bu kadar etki eden ve böyle bir üretkenlik gösteren bir golcüyü ben ilk defa görüyorum. "Uyum süreci" denilen birşeyden bahsedilir Türkiye'de sürekli. Fenerbahçe sezon başından beri çalkantılı ve istikrarsız bir durumda olduğu halde Niang her hafta kendini oyuna veren, takımla barışık ve diğer oyuncuların psikolojisine de pozitif etkisi olan bir profil çizdi. Demek ki uyum sürecini kısa zamanda atlatmak için illa bizim topraklarımıza yakın bir yerden gelmekten ya da takım içinde gelen oyuncunun milliyetinden başka oyuncular olmasına gerek yokmuş. Karakterli ve kendini ispatlamış oyuncular transfer edilebiliyor ise bu uyum sürecini yaşamamak mümkünmüş.

Fenerbahçe'nin bugün bulunduğu noktada Niang'a şükretmesi gerekir. Bu kadar çalkantının içinde o şayet bu performansı göstermese bugün herkes başka şeyler konuşuyor olabilirdi.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Yarım düzine gol, sıfır futbol!


Ali Sami Yen Stadı'nda, Kasımpaşa seyircisinin nitelik ve nicelik olarak fazla olduğu saçma bir maç oldu. Pazartesi maçlarına alışık olmadığımızdan mıdır nedir maça ısınmakta zorluk çektim. Futbolcular ve seyirci de ısınamamış olacak ki hem kötü oyun vardı hem de kötü taraftar. Bu kadar gole rağmen oynanan futbol hiç tat vermedi. Halı saha maçı tadında, ilk 25 dakikada 5 golün olduğu ve orta sahaların neredeyse hiç oyunda olmadığı bir maç oldu.

Kasımpaşa geçen seneye göre bir değil birkaç basamak geriye gitmiş. Başta defans hattı olmak üzere herkes birbirine yabancı. Ersan da, onları geçen sene ligin en golcü takımlarından biri haline getiren hücumdaki ahengi bozmuş. Takımda ne yaptığını bilen tek adam kalmış o da Yekta. Yılmaz Vural bu takımı nasıl toparlar bilinmez ama acilen birşeyler yapması lazım çünkü sahada kötü görüntü veren "boşvermiş" bir takım var. Hele maçın sonları onlar adına utanılacak kadar kötüydü. 5. golde Niang'a ve son golde Alex'e müdahale etme çabasına giren bir oyuncu bile yoktu. Bir de bu Ersan Martin'e her sezon başında birilerinin can simidi gibi sarılmasını anlamıyorum. Sivas'a gitti Sivas çöktü...Ardından Manisa'yı bitirdi...Şimdi de Kasımpaşa...Yaptırdığı penaltı kafası futbolda olan bir adamın yapacağı bir hareket değil. Artık yeni yüzler bulun. Başınıza neler geliyorsa bu "ununu elemiş, eleğini asmış" adamlardan geliyor zaten.

Fenerbahçe adına da söyleyebileceğim fazla birşey yok atılan 6 gole rağmen. Geçen hafta Beşiktaş önündeki takımı beğenmiş olacak ki kadroyu bozmamış Aykut Kocaman. Stoch yine kenarda...Defansın ortası tam bir faciaydı. Yenilen iki golde de bu orta ikilinin arasındaki büyük mesafelerin değerlendirilmesinden geldi rakip takım adına. Santos sezon başından beri yok. Ersen Martin'in Brezilyalı versiyonu...Zaten Aykut Kocaman da devre arası stoper ve sol bek ile harcadı değişiklik haklarını.

Dia bu tarz takımlara karşı iş yapar görünür ama size seviye atlatacak bir oyuncu değil bana göre.

Niang bu sene Fenerbahçe'nin yaptığı en doğru hamle. Querasma ile birlikte ligin en verimli adamı belki. Hem oyun hem skor anlamında. Hızlı, bitirici ve disiplinli...Anelka, Kezman ve Guiza'nın aksine...Yönetim bu sefer yoğurdu iyice üflemiş...

Kasımpaşa'nın işi çok zor. Yılmaz Vural da Rıza Çalımbay'ın ardından giden ikinci hoca olursa olursa şaşırmam. Fenerbahçe'de ise düzelmesi gereken çok şey var daha. Defansın ortası ve Emre hariç göbek çok yumuşak kaldı. Stoch'tan beklenilen verim alınamıyor. Süre alan yerliler de (Gökhan Gönül, Topuz, Selçuk) iyi durumda değiller. Gökhan Ünal tamamen unutulmuş gibi. Yarın bir gün Niang'a birşey olursa takım baştan aşağı çökecekmiş gibi kırılgan bir görüntü veriyor. Aykut Kocaman'ın da işi hiç kolay değil...

Not: 100. yazı da Fener'e denk gelmiş. Hayat ilginç tesadüfler ile dolu :-)

20 Eylül 2010 Pazartesi

Orta sahalar belirledi...


İki takımın kadrosu da ince ayarlar verilerek kurulmuş, tahmin ettiğim gibi iki teknik adamın da sağlam kafa patlatarak çıkardığı kadrolardı. İlk baktığımda gördüğüm Beşiktaş'ta Aurelio'nun varlığı ile maçın orta sahada sıkışabileceği ve Fener'in Beşiktaş'ı sağ tarafından vurmayı hedeflediği idi. Schuster'in de burda yaptığı Nihat tercihine, Aykut Kocaman da kadroları görünce sevinmiştir sanırım. O bölgede gerek taktik disiplin açısından gerekse de şu anki durumu açısından en son oynayanacak isim Nihat. Holosko, Tabata, Hilbert ve hatta orda kullanılması halinde Ekrem bile onun önünde. Nihat mevzuuna geleceğim yine. Hatta ayrı bir yazı konusu bile yapabilirim.

Maça iyi başlayan taraf Beşiktaş'tı. Pas yaptı, kaleye gitti, öne oynadı ve aynı zamanda kontrollüydü de. Tempoyu yavaş yavaş yükseltti. Ta ki Hakan'ın klasikleşmiş bir yan top hatasından yediği gole kadar. Bu gole kadar Fenerbahçe organize olamayan ve hücum yapamayan taraftı. Bu andan sonra maçın senaryosu değişti birden. Fener özgüven kazandı, Beşiktaş'ın bilindik zaaflarından yararlanmaya başladı. Dia ile soldan geldi ve Niang'ı iki stoperin arkasına sarkıtarak önemli pozisyonlar buldu. Bu dakikalarda bulacağı gol ile maçı koparma ihtimalleri çoktu ama yapamadılar.

Bu esnada Beşiktaş ne yaptı? Çok ilginç bir şekilde Fenerbahçe'nin 3. bölgede top yapmasına izin verdi. Bu aslında Aurelio/Ernst ikilisini görünce benim beklediğim birşeydi. Ama neredeyse bu 20 dakikalık süreçte ilk toplara hiç basılmaması zaten uyumsuz olan iki stoperin dengelerini iyice bozdu. Göbeğe atılan her top pozisyon oldu Fenerbahçe adına bu dakikalarda. İşte Ernst faktörü burada önemli. Bence Schuster burada tercih hatası yaptı. Ernst'i önde kullanması, Aurelio'nun fizik gücünün zayıf olması bu bölgede çok boş alan bırakmasına sebep oldu Beşiktaş'ın. Ernst pres gücü yüksek oyunu ile geride oynadığı zaman ilk toplara basıyor ya da rakibi döndürmüyor. Aurelio ise stoperlerin arasında kayboluyor maç boyunca ve rakiple o temaslara Ernst kadar giremiyor. Burada bir hamle yapabilirdi Schuster belki ama Ekrem ve Hakan ile yaptığı iki zorunlu değişiklik onun da elini kolunu bağladı.

İkinci yarıya Aykut Kocaman Emre/Özer değikliği ile başladı. Zorunda kalmasaydı Emre'yi çıkarmazdı sanırım. Özer, Emre kadar dolduramadı bu bölgeyi ve Guti daha rahat oynama fırsatı buldu. Bence maçı çözen olay da bu idi. Guti'nin de bu yarıdaki performansı, bir oyuncunun bir takımı ne kadar ileriye taşıyabileceğini gösterdi. Aslında Alex tartışmalarının merkezinde de Fenerlilerin Alex'ten beklediği performansın işte bu Guti performansı olması yatıyor. Geriye gelmesi, top alması, oyunu kurması ve sorumluluk alması...Guti bunların hepsini yaptı bugün. Gol de onun verdiği pas ile Bobo'nun yaptırdığı penaltıdan geldi zaten. Onun performansı Quaresma'nın da oyuna daha çok girmesine sebep oldu ayrıca. Hem oynayan hem de oynatan adamdı.

Birkaç kısa not vererek bitireyim.
  • 80'de Dia'nın kaçırdığı pozisyon Fener adına maçı bitirebilirdi eğer gol olsaydı. Dia fundementali vasat olan dengesiz bir oyuncu. Hızlı ama çok savruk ve topla arası kötü. İzlediğim maçlarda 3-4 kere saçma denilebilecek hareketlerle çok basit vuruşları yapamadı. Stoch'u muhtemelen kondisyonu ve oyun içindeki istikrarsızlığı yüzünden tercih etmedi ama niye sonradan hiç kullanmadığını da anlayamadım Aykut Kocaman'ın.
  • Volkan'ın penaltısı çok anlamsızdı. Çıkmasına hiç gerek yoktu. Ya da madem çıktın yere yatma, ayakta kal, açıyı daralt ve adamı da köşeye gönder. 
  • Hakan da yediği golde inanılmaz bir yan top hatası yaptı. Göremediği bir topa çıktı ve ıskaladı dolayısı ile. Oysa iyi bir çizgi kalecisi bence. Kalsa yerinde, sırtı dönük adama çıkmasa hiç bir problem çıkmaz.
  • Hakan ve Volkan'ın aksine son derece istikrarlı ve özgüveni yüksek bir kaleci parladı bu sene.  Cenk kaleye geçtiğinde evdeki Beşiktaşlılardan aldığım reaksiyon "tamam abi Cenk varsa en azından geride rahatlarız" şeklinde idi. Biraz daha maç tecrübesi kazandıkça önünde oynayan Toraman/Zapo/Ferrari de aynısını düşünecektir.
  • Cüneyt Çakır bir ara kontrolü kaybetse de kötü maç yönetmedi. Belli bölümlerde takdir haklarını Beşiktaş'tan yana kullandı ama genelde iyiydi.
  • Belki erken ama ara transferde Beşiktaş'ın acil sağ bek bulması lazım.
  • Belki geç ama Beşiktaş'ın Nihat problemini çözmesi lazım. Aldığı ve takıma verdikleri arasında uçurum var. Daha ilk yarıda yine her zaman yaptığını yaptı ve oyuna küstü. İnanılır gibi değil...

19 Eylül 2010 Pazar

Orta sahalar belirler...


Favorisi olan bir derbi izleyeceğiz bugün. Beşiktaş'ın sezon başından beri arkasına aldığı rüzgar, Saracoğlu'nda bu sene Fenerbahçe'nin önünden oldukça sert bir biçimde esiyor. Hal böyle olunca Beşiktaş'ın kazanmasını bekleyenler daha fazla kamuoyunda. Ben onlardan biri değilim açık söylemek gerekirse. Bu düşüncemi somut nedenlere dayandıramıyorum. Tamamen içsel birşey...Fazla ayrıntıya girmeden maç öncesinde fikirlerimi paylaşmak istiyorum.
  • Mevcut psikoloji: Sezon başındaki tüm eleştirilere rağmen 3 büyükler 5. haftada nerdeyse dengeli bir duruma geldiler. Galatasaray dün kazanınca 9 yaptı. Bugün derbiden beraberlik çıkması halinde 10-9-7 olacaklar ve o kadar yaygaraya ne gerek varmış denilecek. Dolayısı ile bugün bu tabloda yenilmemeye ihtiyacı olan takım Fenerbahçe. Bu psikolojinin Fenerbahçe'nin biraz daha dikkatli olacağına ve kontrollü bir oyunu tercih edeceğine yol açacağını sanıyorum. 
  • Orta sahalar: Beşiktaş sezon başından beri oynamaya çalıştığı futbol felsefesinden ödün vermedi bugüne kadar. Hatta Schuster hafta içi CSKA maçında olduğu gibi nispeten kolay takımlarla oynadığı maçlarda sonuca çabuk gitmek adına, orta göbekte iki hücumcuyu kullanıyor ama bugün bu ikiliden birini Necip ya da Aurelio olarak yapması kuvvetle muhtemel. Dün Lig TV'de Süper Gol programında bazı istatistikler verildi. Bunlardan bana göre en göze çarpanı ve bu maçın kilit noktası olacak nokta  Emre/Christian ikilisi ile Ernst/Guti&Necip ikilisinin maç içinde aktif oldukları alanlardı. Emre/Christian daha göbekte ve geride konuşlanmışken, Beşiktaş'ta Ernst'in yanında oynayan adamın daha önde oynamaya çalıştığı gözüküyor analizlerde. Bu da bu bölgeyi verimli kullanabilen takımın maçı koparabileceği fikrini veriyor bana. Burada Schuster'in Aurelio/Necip tercihi de çok önemli. Aurelio'yu tercih etmesi halinde bu bölgede oyun sıkışabilir Brezilyalının fizik olarak hazır olmaması yüzünden. Ben şahsen tercihini Necip'ten yana kullanmasını bekliyorum. Böylece onun hücuma ani çıkışlarını ve Guti ile pas trafiğini düzenlemesini, ona yardımcı olmasını orta sahada avantaj olarak değerlendirebilir. 
  • Kanat hücumları: Kağıt üstünde iki takımın da en güçlü olduğu yanları olarak gözüküyor. Bu yüzden teknik direktörlerin bu bölgelere önlem almış olma olasılıkları fazla. Aykut Kocaman, Quaresma için ve Schuster de Stoch-Niang için mutlaka birşeyler düşünmüştür. Burada maçı çözebilecek hamleler ise hocaların maç içinde yapacağı değişikliklerdir. Bu anlamda ben Querasma'nın solda başlayacağını ama maç içinde sık sık Santos'un kanadına geçeceğini düşünüyorum. Sağ kanatta ise takımın istikrarı tutturamamış olması şu an Schuster için en büyük sorun. Bugün o bölgede hücum olarak istediklerini vermese de fizik olarak iyi durumda olan ve defansif görevlerini yapmaya çalışan Hilbert'i kullanacağını ya da kullanması gerektiğini düşünüyorum. Stoch ve Santos'a boş alan bırakmamak adına daha doğru bir tercih olur bana göre. Zaten Holosko kadroda yok ve Nihat'ın durumu da belli. Fazla seçeneği yok Schuster'in...
  • Defans kurgusu: Beşiktaş'ın sezon başından beri dar bir alanda oynamaya çalışması yüzünden stoperlerin önde ve çizgide yakalanması hastalığının da bu maçta belirleyeceği olabileceğini sanıyorum. Toraman'ın olması bu açıdan avantaj. Ancak Zapo ile mutlaka maç içinde kalmalılar. En ufak bir dikkatsizlikte özellikle Niang bunları değerlendirecektir. Hafta içi haberlerinden bağımsız Aykut Kocaman'ın sağ tarafta Kazım'ı oynatacağını ya da en azından maçın belli bir bölümünde kullanacağını düşünüyordum ama şu anda ilk 18'de göremedim onu. Eğer mental anlamda hazır ise değerlendirilebilirdi Kazım. Sürpriz olarak da, Beşiktaş'ın bu zaafını değerlendirmek adına Niang'ı kanada çekip Semih ile önde daha fazla top tutmaya çalışabilir Kocaman.
Sonuç: Yukarıdaki maddelere bakınca sanki benim penceremden de Beşiktaş favoriymiş gözükebilir. Realist olmak gerekirse, iyi konsantre olmaları durumunda kağıt üstünde favoriler de. Ancak dediğim gibi içimden bir ses öyle demiyor. Bunda da sanırım Fenerbahçe'nin bu maça ihtiyacının daha fazla olması önemli rol oynuyor.

15 Eylül 2010 Çarşamba

HANGİ DEĞİŞİM?




Yaz başından beri konuşulmakta olan mühim bir mesele var anlamakta zorlandığım. Fenerbahçe'de Aykut Kocaman'ın gelişiyle beraber başlamış olan değişim rüzgarlarından, bu sürecin sancılı geçeceğinden ve bu yüzden de Kocaman'a sabır gösterilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Elbette her başarısız sezonun ardından büyük camialarda değişim beklentisinin olması normaldir. Ki Fenerbahçe de ülkemizde taraftar profili ve yönetim anlayışı sebebiyle bu beklentilerin en yüksek olduğu camiadır. Galatasaray ve Beşiktaş bu konuda nispeten daha sabırlı ve tutucu camialardır. Evet beklenti normal ama spor medyası bu değişimin yaşandığına, kendisini ve kamuoyunu o kadar ikna etmiş gözüküyor ki hakikaten beni şaşırtıyor ve bu değişim nasıl bir değişimmiş acaba diye düşünmeye zorluyor. Şimdi madde madde bakalım neymiş bu değişim diye.

1- Aykut Kocaman'ın gelişinin temelleri geçen sezonun başında atılmıştı zaten. Daum'a ciddi anlamda hiçbir zaman tam anlamıyla güven duyulmadığı için onun gelişinin ardından Kocaman da büyük bir tantana ve merasimle sportif direktörlüğe getirilmişti. Sezon boyunca stepne olarak kenarda tutulan Kocaman sezon sonunda da başarısızlığın ardından sahaya indirildi. Zaten herkesin beklediği ve bildiği bu senaryoya rağmen bu değişim rüzgarlarından nasıl söz ediliyor anlamıyorum. Bu değişimden ve devrimden ziyade aynı zihniyetin devam ettiğinin en büyük göstergesi. Siz bir değişimden söz ediyor olsaydınız gerçekten Kocaman sahaya inmez, takım elbisesi ile orada oturur ve yöneticiler üstü bir anlayış ile Madrid'deki Valdano ya da Schalke’deki Hoeness olmaya çalışırdı. Asıl uğraşının bu olması lazımdı yani. Ama o da bence kolay yolu seçip sahaya inmeyi tercih etti. Oysa bu modelde sahaya inip inmeme tamamen Kocaman'ın kendi insiyatifindeydi ya da biz öyle sandık!

2- İşin teknik yanına gelirsek Fenerbahçe'nin Perreira döneminden beri oynadığı sıkıcı ve skora yönelik futbol anlayışından daha ofansif ve göze hitap eden bir anlayışa geçilen bir süreçten bahsediliyor. Ben bu kısma da inanamıyorum açıkçası. Çünkü bu tartışma da tamamen Stoch transferine ve Alex'in oynatılma/oynatılmama merkezine çekilmiş durumda. Eğer siz bir devrimden bahsediyorsanız arkasından yürüdüğünüz oyuncu Stoch olmamalı. Karizmatik, kendini ispatlamış ve en az 3-4 sene bu takıma hizmet ve liderlik edebilecek bir oyuncu ile bu yola girersiniz. Ben Stoch’da bu karizmayı ve kariyeri göremedim. Tutar, tutmaz o ayrı bir mesele tabi. Yıllar önce New York Knicks bunu Stephon Marbory transferi ile denemiş tutmamıştı. Yine Galatasaray bunu Hagi ile denedi ve tuttu. Alex mevzuuna gelirsek kimse Alex'in Fenerbahçe için önemini inkar edemez. Ama Alex'in tasfiye işlemlerinin bu kadar abartılmasına ve Aykut Kocaman'ın da buna çanak tutmasına benim itirazım var. Siz eğer bu futbol mentalitesi değişiminde bu kadar samimi iseniz sene başında yollarınızı ayırırsınız Alex ile. Sene içinde bu konunun ağızlara sakız olacağının herkes farkındadır sanırım. Ama bu da yapılmadı ve şimdi de değişim sancılarından bahsediliyor. Böyle bir sancı var ama bu değişimden bahsedenlerin kendisi asıl bu sancı.

3- Teknik olarak da geçen senelere kıyasladığınızda inanılmaz bir oyun mentalitesi farkı yok. Bu takımda hala düne kadar Bilica/Lugano stoper oynuyor ve orta ikilide bu yeni sisteme hiç uymayacak bir Cristian'da ısrar ediliyor. Yani bu yeni sistemde topun bir an önce oyunun asıl adamları olarak kabul edilen Stoch, Dia/Kazım(Topuz asla değil) ve Niang'a aktarılması gerekirken siz bunu sağlayacak adamları onların arkasına koymamışsanız. Dolayısı ile teknik anlamdaki değişim lafları gerçekten sadece lafta kalıyor. Zaten şu ana kadar oynanan oyun, Avrupa vitrininden de bir aylık bir süreçte kaybolunması bunların kanıtı.

Özetle, değişim lafı ağza bu kadar sakız edilecek kadar gayri ciddi bir laf değildir. Bir sene önceden hazırlanmış senaryoların bildik oyunlar ile hayata geçirilmesi değişimi değil yerinde saydığınızı gösterir. Haliyle de Fenerbahçe'deki değişim rüzgarları Alex ne zaman oynar, ne zaman oynayamaz kısır döngüsünden kurtulamaz.

14 Mart 2010 Pazar

Henüz değil Volkan!

 
Hafta arasında Volkan Demirel ile yapılan bir röportajdan medyatik cümleler takıldı kulaklarımıza. Kısaca hatırlamak gerekirse şöyle diyordu Fenerbahçeli kaleci:

"...28 yaşındayım. Kaleciliğin çıkış noktasındayım. Verimli olmam lazım. Ortalama olarak iyi sezon geçirdim kendi adıma. Şu anda istediklerimin içindeyim. Fenerbahçe kalesini koruyorum. Adımıdan söz ettireceğim. Bana göre zaten dünyanın en iyi 10 kalecisi içindeyim ama hedefim en iyi 3- 5 arasına girmek."

Volkan şu an Türkiye'nin bir numaralı kalecisi, bu bir gerçek. Ancak Rüştü'nün emekliliğinin yaklaştığı şu zamanlarda biz halen Milli Takım'a ikinci kaleci olabilecek ve güven verecek bir isim arayışındayız. Sinan Bolat Standart Liege forması ile o mucizevi golü atmasa onun da farkında olmayacaktık belki. Demek istediğim Volkan'ın alternatifsizliği ve Türkiye'nin kaleci fukaralığıdır Volkan'a bu açıklamaları yapabilecek özgüveni ve cesareti veren. Kartalspor'dan Fenerbahçe'ye geldğinde belki bu kadar gelişim göstereceğini kimse tahmin etmiyordu. Fiziğine göre çevikliği onun kaleciliğinde en büyük avantajı ancak herkesin hafızasında yediği o kadar çok "talihsiz" goller var ki, Volkan hiçbir zaman %100 güvenoyu alamadı Türk futbol seyircisinden. Tabii ki Dünya'yı etkisi alan bu kaleci kısırlığında Volkan'ı uluslararası düzeyde o en iyi 10'un içinde sayabilmeyi ben de isterdim ancak o seviyelere gelebilmesi için katetmesi gereken çok yol var kanımca. Bir de en iyi 10 içinde olabilmek için sadece kendi isminin değil, dahil olduğu takım(lar)ın da uluslararası arenada olabilmesi lazım. Yani demek istediğim Volkan, Fenerbahçe forması ile Avrupa'da baharı, Milli Takım forması ile de Dünya'da yazı göremediği sürece akıllarda sadece "Fenerbahçe'nin birinci kalecisi" olarak kalacaktır. Cech, Buffon, Van Der Sar, Cesar, Casillas, Reina, Valdes ve hatta Rus Akinfeev isimlerini ve kariyerlerini biraz da takımlarının başarısına ve Avrupa'daki konumlarına borçlu. Volkan da kendi takımını bu seviyelere çıkarabilirse o hedeflediği yerlere gelecektir. Bir de bu saydığım isimlerin, Volkan'da biraz eksik olan ve geliştirmesi gereken çok önemli ortak bir özelliği var. Bilmem anlatabildim mi...

28 Şubat 2010 Pazar

Kadrolu Günah Keçileri: Deniz ve Selçuk



Haftaiçi alınan Lille darbesi ve üstüste gelen sakatlıkların gölgesinde bir maça çıktı Fenerbahçe bugün. Olimpiyat stadında İBB ile gündüz maçına çıkmak herhalde bu kadar zor durumdaki bir Fenerbahe'nin en son tercih edeceği şeylerden birisiydi. Lugano'nun sakatlığı üzerine zaten sorunlu olan Bilica'nın yanında partner olarak bu kez Bekir'i denedi Daum. Önder ve Deniz'in bu bölgede çok fazla açık vermesi onu bu tercihe itmişti zorunlu olarak. Bekir'i Antep'ten ligin kalburüstü stoperlerinden biri olarak tanısak da bu sene fazla şans bulamadı yeni takımında. Bu baskı altında böylesine zor bir maçta oynamak kolay değil böyle futbolcular için. Çünkü herşey yolunda giderken değil, takım tepetaklak olmuş, sakatlıklara bir sürü kurban verilmişken akıllara gelirler. Hele Daum gibi kadro konusunda çok katı bir teknik adamınız varsa. Tabiri caizse saatli bomba Bekir'in elinde patladı, ihale onunla birlikte Selçuk'a ve Deniz'e kaldı bugünkü maçta.

Büyük takımlarda üstüste alınan bu tarz başarız sonuçlar, taraftarın da ayarını bozar. Harıl harıl günah keçisi ararlar. Fenerbahçe'de de günah keçisi bulmak hiç sorun olmuyor son birkaç yıldır. Hemen her türlü kötü gidişatta Deniz ve Selçuk suçlanıyor ve saha içinde ıslıklanıyor. Bu oyuncular kötü performans sergilemiş olabilir ama onları sezon içinde hiç hazırlamayan Daum'un hiç mi günahı yok? Özellikle Deniz, stoper, sol bek, ön libero'dan sonra bu kez de sağ açıkta denendi. Zaten yetenekleri kısıtlı olan bu oyuncuyu bu tarz bir "yama" görevinde kullanmak, onu her maçta aslanlarla aynı kafese atmaktan başka birşey değil. Geçen haftaki Guiza vakasında sınıfta kalan Daum bu kez de devre arasında ilk yarının seyirci tarafından istenmeyen adamları Deniz&Selçuk'u aldı oyundan. Üstelik ikinci yarı bu değişiklerle beraber ortaya hiç bir sistem değişikliği gibi gerçekçi bir hamle koymadı. Bir anlamda ilk yarının faturasını bu iki oyuncuya kesti. Daum'un kariyerinde bu tarz olaylara çok sık rastladık. Ancak takımın içine göz göre göre bomba atmasını bence Fenerbahçe taraftarları ve yönetim daha iyi süzebilmeli. Yoksa her başarısızlıkta aynı oyunculara yüklenmek çok anlamlı bir protesto tarzı olmuyor. Eğer bu oyuncular gerçekten bu kadar işe yaramaz olsalardı, taraftarların o çok beğendiği başkanları ve yönetimi herhalde onları yıllardan beri bu kadroda barındırmazdı. Hoş, yönetimin bu konuda taraftarlara yapıcı yönde ve oyuncuların arkasında durduklarını gösteren bir açıklama yapmaması da benim aklıma acaba Deniz ve Selçuk'u "günah keçisi" kontejyanından mı tutuyorlar kadroda sorusunu getiriyor.
Taraftarların biraz daha akıllı ve sağduyulu yaklaşması lazım bence olaya.

Maça gelirsek İBB'nin oyuna yaklaşımını sevmesem de bu tarz maçlarda çok işe yaradığını söylemek gerek. Yine önde basıp, arada rakiple oynayıp, oyunun psikolojik tarafını yine biraz "pis" bir şekilde oynayarak zaten gardı düşmüş Fenerbahçe'yi pes ettirdi. Özellike ortadaki Efe, Sylla ve Serhat Gülpınar üçlüsü nerdeyse 90 dakikanın tamamında konsantreler ve oyundan hiç düşmediler. Fazla gelmedikleri Fenerbahçe kalesine iki gol gönderdiler kontrataklarla. Özellike İskender Alın, son zamanlardaki performansları ile İbrahim Akın'ın soyunması gereken rolü kaptı diyebiliriz. Sonuçta oyuna bakış açısı bana hitap etmese de Abdullah Avcı'yı sistemine sadık kaldığı, transfer politikasını ona göre belirlediği için kutlamak lazım.

Bu skordan sonra üst tarafta Galatasaray büyük bir avantaj ile kapatabilir bu geceyi, eğer halen oynanmakta olan Kasımpaşa maçını kazanırsa. Beşiktaş da dün akşamki hayati galibiyetten sonra Fenerbahçe ve Bursaspor'u yakalamaya bir İBB maçı kadar yaklaştı. Ancak böyle bir İBB'yi Beşiktaş nasıl geçer büyük bir soru işareti. Fenerbahçe gerçekten şanssız bir dönem geçiriyor. Daum da içinde oldukları bu krizi yönetmekten aciz olduğunu bu maçta da bir kez daha gösterdi.

Bu arada Digitürk ile ilgili ufak bir anektot. Bazı maçlarda iki spiker uygulamasını hayata geçirdiler. Ben şahsen maçların iki kişilik anlatımlarda daha da zevkli hale geleceğini düşünerek bunu desteklemişimdir hep. Ancak bu ikiliden birinin biraz daha spikerlikten yorumculuğa kayması gerekmektedir. Maçın tempo olarak düştüğü dakikalarda vereceği ekstra bilgiler ya da yorumlar televizyon seyircisinin maçtan kopmasını engeller. Yanlış bilmiyorsam İngiltere'de SkySport'ta da maçlar iki kişi ile naklediliyor. Her ne kadar Melih Gümüşbıçak bu ikinci adam rolünü oynamaya çalışsa da önümüzdeki sezon için bu sistem için daha detaylı bir çalışma ile yeni yüzleri ekranlara tanıtabilirler. Seyirci hakikaten yeniliklere aç bir hale geldi. Hepsinin kariyerlerini takdir etsek de Sanlı Sarıalioğlu, Semih Yuvakuran ve Güvenç Kurtar gibi isimler futbol seyircisine maalesef yeni ufuklar açmak konusunda çok da parlak isimler değiller. Seneye daha farklı ve daha özenerek, üzerinde daha çok çalışılmış bir yayın anlayışı Digitürk'ten en büyük beklentimdir.

23 Şubat 2010 Salı

"Bizim" Daniel...



Gözyaşı dökene sempati duymak ya da acımak bizim insanımızın doğasında vardır. Bu yüzdendir ya çıkar peşinde koşanların en sık başvurduğu yoldur mazlumu oynamak. Amma velakin her gözyaşını da tiyatro sanamayız elbette. Bazıları samimidir, içinde bulunduğu duruma isyandır, duyguların patlama yaptığı noktadır. İçinden gelerek, rol yapmadan ağlayabilmek çok güzel bir duygudur aslında. İnsana hala insan olduğunu hatırlatır, yaşadığını hatırlatır. Çoğu zaman ağlayacak bir omuz, gözyaşlarını silecek bir el bulduğumuzda koyveririz kendimizi. En zoru da tek başına ağlamaktır. Bir yandan tutmaya çalışırken kendimizi, yapayalnızlığımızın farkına vardığımız anda dayanamayız belki de.

İşte dün akşam oynanan Fenerbahçe-Bursaspor maçının 70. dakikasında da Guiza binlerce kişinin önünde, ama yapayalnız ağladı. Bir stad dolusu insan kendisine küfrederken, onu yuhalarken, o hala çabalamaya ve kaderini döndürmeye çalışıyordu. Ama en beklemediği yerden yedi darbeyi. Daha birkaç dakika önce arkasındaki seyircilere şov yaparcasına, seyircinin Guiza'yı "asmasına" karşı duran Herr Daum, kendisine de oyuncusuna da ihanet etmek için çok beklemedi. Semih sahaya, Daniel kulübeye yürürken, o stadı dolduran binlerce insan da kendi insanlıklarından utanmaları gereken bir ana şahit oldular. Daniel kulübede bir insanın en masum, en çıplak halini yaşıyordu. Binlerce kişinin önündeydi ama o tek başına ağlıyordu...

Bu sabah skor ile beraber herkesin konuştuğu diğer konu da buydu. Saha içinde ağlayan bir futbolcuya, bazıları aldığı milyonları ama atamadağı gollerin hesabını sorup gözyaşlarının sahteliğini vurgularken, bazıları o milyonları alan insanların da aslında duyguları olduğunu, olabileceğini hatırlamışlardı. Antu.com'da bile taraftarların büyük çoğunluğu bu gözyaşları ile hatırladı belki her futbolcunun sahtekar olmadığını.

Guiza dün akşam o gözyaşlarının ardından "bizim Daniel" oldu. O, tepkilere karşı kendi tepkisini ona küfredenlere küfrederek ya da umursamayarak değil, tam aksine umursayarak ve bundan dolayı duygularını kontrol edemeyip ağlayarak gösterdi. Evet, Guiza çok formsuz olabilir, hatta bundan sonra Fenerbahçe kariyerini belki bu performanslar ile bitirecek bir yola bile girmiş olabilir, ancak o kötü olduğunun farkında olan ve daha da önemlisi bunu umursayacak kadar asil olan bir insan, bir futbolcu...

14 Şubat 2010 Pazar

Doğru oyun, yanlış skor



Skor yanılgısına düşülebilecek bir maç yaşandı bu akşam Manisa'da. Eğer Fenerbahçe 97. dakikada golü bulmasaydı, ya da Manisaspor o 3 dakikayı daha akıllı oynayabilseydi, Fenerbahçe 1 puan bile alamadan kapatacaktı bu haftayı.

Oysa Fenerbahçe maçın hemen başında golü bularak, dakikalar geçtikçe direnci artabilecek Manisaspor'u da taktik disiplininin dışına itmeye zorlamıştı. Ancak Manisaspor bu gole rağmen yine de çok açılmadı ve Fenerbahçe'ye orta sahada oyun kurma anlamında istediği gibi oynamasına izin verdi. Özellikle Özer ve Mehmet Topuz üzerlerinde fazla baskı olmayınca çok rahat pas yapma ve katederek oynama fırsatı buldular. Zaten istatistiklere baktığımızda, Fenerbahçe toplam ve isabetli pas kategorilerinde Manisaspor'u ikiye katlamış. Özellikle Özer'in mükemmel oyun okuma yeteneği, bu tarz maçlarda rakibi çözme açısından en büyük silahı oldu sarı lacivertlilerin. Christian'ın önündeki 5'li çok hareketli bir oyun ortaya koydu. Özellikle Semih ve Özer takıma katılınca durağan bir oyundan hareketli, pas yapan ve öne oynayan bir takım haline geliyor Fenerbahçe. Haftaiçi oynanan Bursa maçındaki oyun ile kıyaslanınca apaçık ortaya çıkıyor bu.

Manisaspor 2-2'ye rağmen, Fenerbahçe'nin kısa pasla ayağa oynadığı oyuna, önde baskı kurarak karşılık veremedi. Dahası bunu denemedi bile. Onlar oyunu kabullendikçe sürekli geriye çekilmek zorunda kaldılar ve çok atak yediler. Fenerbahçe skoru değiştirmek için doğru organizsyonlar denedi ancak başaramadı. Burada Manisaspor'da İlker Avcıbay'ın sakatlanması ile oyuna giren kaleci Bulut'un soğukkanlı oyunu da onların maça tutunmasını sağladı. Bir kaleci için belki de en zor olabilecek durumda sahaya girdi Bulut. Isınma imkanı bulamadan ve sürekli hücum eden bir rakibe karşı...

Reha Kapsal'ın ilk yarıda yaptığı Kemal-Mehmet Nas değişikliği çok yerindeydi. Üstüste yaptığı hatalı paslar ile oyundan çabuk düşen genç Kemal'in yerine daha dirençli Mehmet Nas'ı alması ve bu müdahale için fazla beklememesi yerinde bir karardı. Ancak ikinci yarıda özellikle 70. dakikadan sonra çok geri çekilen takımının ortasahasına bir müdahele yapmaması ise bize göre eksik tarafı idi. Ancak burada tek bir oyuncu değişlik hakkı kalmış olması Reha Hoca'nın bir mazereti olarak da kabul edilebilir.

Özet olarak, Fenerbahçe oyun olarak şu anda rakiplerinin bir seviye üstünde. Özer ve Semih bu sistemi işleten oyuncular olarak ön plana çıkıyorlar. Kazanabilecekleri bir maçı da, rakibi tamamen çözebilecek ikinci golü bulamadıkları için sadece 1 puanla tamamladılar.