Cuma akşamı alınan ağır yenilgiden sonra ülkede bir Alman hayranlığı aldı gidiyor. Programlar, yayınlar, söylemler hep Almanya'yı dünyanın en iyi takımı yaptı bir anda. Buna lafım yok ama oysa daha birkaç gün önce dişimize göre idi Almanlar. Lafım bu ışık hızı ile yaşadığımız değişime...
Televizyonda bununla ilgili farklı bir ayrıntı yakaladım. NTVSpor'da 90+ programında pozisyonlar analiz edilirken Cuma akşamı ZDF'nin maç sonrası programında kullanılan grafiklerin aynısı kullanıldı az önce. Ben daha önce bizim televizyonlarımızda bu grafiklere şahit olmadığım için ilgimi çekti. Pozisyonlarda ekranı dondurup oyuncuları almaları gereken pozisyonlara kaydırma gibi farklı teknikler vardı. Cuma akşamı maçı ZDF'den takip etmek zorunda kaldığım için maç sonrası yayınındaki görüntüler de aklımda kalmıştı. Belki de ZDF bizden almıştır tabii bilemem. Bu görüntüleri ya da tekniği kullanmakta yanlış birşey de yok ayrıca. Sadece bir gecedeki değişimin medyaya da bu kadar hızlı yansıması ilginç geldi.
Televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Ekim 2010 Pazartesi
23 Eylül 2010 Perşembe
Konunun uzmanı
Ekranın altında bantta yazan soruyu gerçekten bu konunun uzmanına sormuşlar. NTVSpor'daki "Gündem" progamının konuğuydu bugün Sergen. Ersin Düzen programın konusunu anons ederken aklıma ilk gelen isim Sergen oldu ve derken kameralar onun o cin gibi bakışlarına yöneldi. Saha içini yorumlarken, futbolculuğunun aksine topu çoğu zaman dağlara taşlara atsa da futbolun eğlenceli tarafını gösteren en sevimli yüzlerden biridir Sergen. Herşey bir yana ekranda dürüst ve samimi bir adam olduğunu herkes kabul edecektir. Eğlenceli bir program oldu. Aklımda kalan ilginç ayrıntılardan biri, Sergen'in futbolcuların düzenli ve sistemli bir hayata kavuşmaları için evlenmelerinin şart olduğunu söylerken işaret ettiği bir nokta idi. Orta sahada Ernst gibi, Ayhan gibi, Selçuk gibi güce dayalı oyun oynayan adamların düzenli hayata, yıldız oyunculardan daha çok ihtiyacı olduğu idi. Bir araştırma yapsak bu tarz "düz" oyuncular arasında evlenme oranının daha mı çok olduğu çıkar acaba:-)
14 Mart 2010 Pazar
"The Truth is Written All Over Our Faces"
"Lost" ve "24" yapımcılarından yeni bir Fox dizisi keşfettim geçtiğimiz hafta. Yorumları, eleştirileri okumadan sadece ismini sevdiğiniz için bir filme gitmeye benzetirim bu yeni dizi kefetme olayını. İçinden ne çıkacağını bilmediğiniz sürpriz bir hediyeyi açmaya benzer. "Lie to me" de önce ismi ile sonra da Tim Roth ile dikkatimi çekti. Pilot bölümü izleyince de benzerlerinden ne kadar ayrılan bir konusu olduğunu farkettim.
İnsanların jestlerinin, mimiklerinin, vücut dillerinin aslında düşündüklerinin bir yansıması olduğunu keşfediyoruz diziyi izlerken. Tim Roth da bu bilimi kullanarak insanların doğru mu yoksa yalan mı söylediğini bulmaya çalışan Dr. Lightman rolünde karşımıza çıkıyor. Özel bir birimin başında ama devletle de çalışan, kritik davalarda bilgisine başvurulan zeki ve her daim şüpheci bir adamı canlandırıyor. Tarantino filmlerinde çok özel karakterleri oynamıştı geçtiğimiz yıllarda. Şimdi bu dizide yine özel bir rol ile yer alıyor. Dr. Lightman'ın sanıkları sorgulaması ve ardından da vücut dillerini "super slow motion" ile inceleyerek, aslında tüm insanlığın ortak duygulara benzer tepkiler verdiklerini bizlere sunması oldukça ilginç. Türk televizyonlarında yayınlanıyor mu ya da yakın zamanda yayınlanacak mı bilemiyorum ama kesinlikle izlenmesini tavsiye edebileceğim bir dizi.
25 Ocak 2010 Pazartesi
One more "24"

Jack Bauer geri geldi! 8. gün başladı. 24'ün en güzel yanı da, yeni sezonun başladığını 4-5 bölüm sonra hatırlayıp, o bölümlerin hepsini tek doz halinde almak olsa gerek. Bu geleneği bozmadan bu sezona da ardarda izlenen 4 bölümle başladım. Ama kocaman bir hayalkırıklığı ile...
Bol aksiyonlu, adamın kanını donduran sezon başlangıçlarının aksine çok sıradan başladı bu sefer. Öyle ki Jack bile torun torbaya karışmış, televizyonun karşısında kanepede çocuk bakıyordu. O sahneyi görünce "Heyyy gidi koca Jack, sen bu hallere düşecek adammıydın. Kanepede emeklilik günlerini mi geçirecektin.Gözlerim kör olaydı görmeyeydim bunu." diyesim geldi ama çok geçmeden bela geldi Jack Bauer'i buldu.
Dizinin bu sezonu NewYork'a taşınınca o bildiğimiz CTU gitmiş, yerine Star Wars'dan fırlama bir mekan gelmiş. 7 sezonluk telefon melodisi bile değişmiş. Chloe bile bu teknolojiye uzak kalmış ki görülecek şey değil.
Yeni karakterler de itici geldi nedense. CTU başkanı kamburu çıkmış, basiretsiz adamın teki. Daha ikinci bölümden antin kuntin işlere girip, ajanlarla yüz göz olmaya başladı. Esas kızlardan birini oynayan Dana Walsh karakteri de fazla yapmacık olmuş. Gözler Nina Myers'ı aramakta aradan sezonlar geçse de.
Cole Ortiz de yeni esas oğlan. Freddie Prinze canlandırmış. Sert ajan rolüne gitmez diye düşünmüştüm başta ama yenilerin içinde en sırıtmayan o. Yine de bir Tony Almeida karizmasına ulaşması imkansız.
Sözün kısası, 24 bildiğimiz 24 gibi başlamadı ama varsın olsun. 7 sezondur sevdik onu, bir 7 sezon daha severiz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)