Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2010 Pazar

Bobo ile başla, istediğin gibi bitir...

 
Schuster'in Nobre/Bobo tercihi Beşiktaş'ın hücum gücünü siyah ve beyaz kadar farklılaştırıyor. Elbette Bobo'nun bu 5 yıllık İstanbul kariyeri her zaman bu son 3-4 maçta ortaya koyduğu performans gibi olmadı ama geldiğinden beri herkesin bildiği birşey var ki o da Bobo sahada kaldıkça performansını arttıran bir yapıya sahip. Aynen sezon içinde olduğu gibi maç içinde de ivmelenen ve gelişen bir yapı...Yani Bobo'yu dinlendireceksiniz onu maçın başında değil sonunda dinlendirmeniz gerekir. Bu yüzden Schuster'in rotasyon tercihinde Bobo'yu ayrı bir yere koyması gerektiğini düşünüyorum.

Peki bugün ne oldu? Maça Nobre ile başlayan Beşiktaş'ın hücum varyasyonları sıfıra indi neredeyse. Guti'nin dilinden anlayan Quaresma evinde, Bobo da kulübede olunca hücum etkinliği çok çok azaldı Beşiktaş'ın. Zaten ilk yarım saatte Trabzon maç öncesi beklediğimin aksine orta sahada çok direnç gösterdi. Özellikle topun 3. bölgeye geçmesine neredeyse hiç izin vermediler. Bunu kah alan daraltarak daha sık da faul yaparak gerçekleştirdiler. Sadece Hilbert'in bindirmeleri ile birkaç olgunlaşmamış pozisyon yakaladı Beşiktaş. Sol kanadı ise maç boyunca neredeyse hiç kullanamadılar. Bunun temel sebebi ise Holosko'nun koşu yollarını Serkan'ın çok iyi kapatmasıydı. Zaten sırtı dönük oyunda üstelik bir de ters kanatta ise Holosko hiç yok. Ernst ve Guti'nin onun üzerinden olgunlaştırmaya çalıştığı bütün ataklar başlamadan bitti. İkinci yarıda ise geriye düştükten sonra Schuster önce Ernst'i sonra da Guti'yi çıkardı. Haliyle bu iki oyuncu yokken karşı kaleye hiç gidemedi desek yeridir Beşiktaş için.

Trabzon'da ise Colman ve Selçuk defansif görevlerini fazlası ile yerine getirdiler. Teofilo'nun arkasındaki 3 hızlı adamdan Yattara maçta hiç yoktu ki zaten ikinci yarıya onunla başlamadı Şenol Güneş. Burak ve Engin ise hareketli oyunları ile Beşiktaş defansının dengesini bir nebze bozdular. Ama her iki oyuncu da defansın arkasına sarkacak oyun zekasına ve pozisyon bilgisine sahip olmadıkları için sık sık ofsaytta kaldılar. Maça Yattara yerine Alanzinho ile başlamış olsalardı buradan çok ekmek yiyebilirdi Trabzon. İkinci yarının başında Yattara/Ceyhun değişikliği Trabzon'un göbekteki sertliğini daha da arttırdı ve daha dengeli bir takım oldular. Skor üstünlüğünü ele geçirince de Beşiktaş'ın bu akşamki yorgun ve iştahsız yapısı sayesinde maçın sonunu çok zorlanmadan getirdiler.

Daha önceden de söylediğim gibi Necip'i küstürmeden ondan yararlanmanın yollarını bulması lazım Schuster'in. Özellikle bu tarz sert takımlara karşı cevap verebilmesi için o bölgedeki tek opsiyon Necip. Bu maç da Schuster'in rotasyon yaparken biraz daha ince düşünmesi gerektiğini gösterdi bize.

Trabzonspor - Beşiktaş: Maç öncesi...

Trabzon: Onur - Serkan, Mustafa Yumlu, Egemen, Cale - Selçuk, Colman - Yattara, Burak, Engin - Teofilo

Beşiktaş:  Hakan - Hilbert, Toraman, Zapo, İsmail - Aurelio, Ernst - Tabata, Guti, Holosko - Nobre

Kağıt üzerinde orta sahada Beşiktaş'ın fiziksel bir üstünlüğü göze çarpıyor. Şenol Güneş'in Ceyhun'u kulübede tutma ısrarı sürüyor. Stoperde oynayabilmesine rağmen Glowacki ve Giray'ın yokluğunda orada bile tecrübesiz Mustafa Yumlu'yu tercih etmiş. İlginç...Colman son haftalarda düşen formunu bugün de devam ettirir ise bu bölgede ciddi zaaf yaşayabilir Trabzon. Şenol Güneş'in planı Beşiktaş'ın öne çıkan ve sık sık çizgide yakalanan savunma zaaflarından yararlanmak. Bu yüzden Teofilo'nun arkasına 3 hızlı oyuncuyu koymuş. Bana kalırsa Burak yerine Alanzinho ile başlasa daha mantıklı olurdu. Alanzinho bu defansın arasına daha rahat sızıp dengesini bozabilirdi. Büyük ihtimalle maçın ilerleyen dakikalarında kullanacaktır onu.

Q7'siz ilk sınavına çıkıyor Beşiktaş. Schuster onun yokluğunda beklenildiği gibi Holosko'yu tercih etmiş. Eğer Rapid Wien maçının ikinci yarısındaki gibi topu ayağa oynayıp Trabzon'un orta sahasındaki muhtemel zaafından yararlanabillir ise maçı kolaya çevirebilirler. Ernst'e yine önemli görev düşecektir. Tabata ve Holosko'nun kanatlarda yardıma gelmemesi ise muhtemelen bütün hücum planlarını bunun üstüne kurmuş Trabzon'un ekmeğine yağ sürebilir.

Kulübe açısından Trabzon bu akşam daha zengin. Alanzinho, Jaja ve Umut önemli silahlar. Beşiktaş'ta ise Bobo dışında katkı verebilecek önemli bir hücum silahı yok. Maçın başında iki takımdan birinin gol bulması halinde maç bol pozisyona gebe.

23 Eylül 2010 Perşembe

İmajını yırtıp atma hocam!


"Yakışmadı hocaya" diyerek klasik bir giriş yapmak istemiyorum çünkü bu tarz açıklamalar bazen motivasyon adına ya da genelde o kendine hakim olamama duygusu ile zaman zaman yapılır. Daha önce çok gördük bunun örneklerini. Daha haftasonu Manisa maçının ardından Hikmet Karaman neredeyse kendini kaybetme sınırına gelmişti canlı yayında.

Benim şaşırdığım ise, olaylı Milli Takım macerasından sonra Uzakdoğu'da arınma süreci geçiren ve döndüğünde hakikaten karşımıza "akil adam" imajı ile çıkan Şenol Güneş'in Trabzon adına herşey düzgün giderken böyle bir açıklamayı yapmış olması. Şenol Güneş'i beğenirsiniz beğenmezsiniz ama sakinliğini olabildiğince koruyan, temiz bir imajı vardır kamuoyunda. Geçen sene Trabzon'a gelmesi onlar adına sadece basit bir teknik adam değişikliği değildi. Trabzon'daki o her daim yüksek gerilimi azaltıp, heyecanı arttıran, taraftarı ve yönetimi toparlayan, birleştiren "işi bilen adam" etiketi ile Trabzon adına yeni bir sayfa açan adamdı Şenol Güneş. Her ne kadar bu ara çalkantılı bir dönem geçirse de bu istifalara rağmen taraftar ve camia galeyana gelmiyorsa bunda Şenol Güneş isminin büyük bir etkisi vardır.

Lige iyi bir başlangıç, Liverpool'a karşı fazlasıyla takdir görmüş bi direniş ve bir önceki hafta alınan 6 gollü galibiyetin ardından tek bir Manisa mağlubiyeti ile Şenol Hoca'nın bu denli olumsuz bir tavır içine girmesi ilginç geldi bana. Üstelik de maçın üzerinden 5-6 gün geçtikten sonra yapılan bir açıklama. Zamanlama ve tarz açısından da garip...Yani zihnimde mantıklı bir yere yerleştiremedim bu açıklamayı. Şenol Güneş'in böyle hesaplar içine girdiğini pek görmedim ama aklıma gelen tek sebep bu ardarda gelen istifalar karşısında dikkati başka yöne de çekme adına verilmiş olması bu demecin. Zira ortada iyi giden bir sezon var ve tamamen yönetim kaynaklı zaaflarla bunun çöpe atılmasını istemeyecektir hiç kimse. Yoksa başına büyük bir taş düşmüş olması lazım bunları hele bu üslupla söyleyebilmesi için.

Bugün de internet sitesi üzerinden bilindik mazeretlerle özür dilemiş. Bu ligin şu anda ciddi şampiyonluk adaylarındandır Trabzonspor. Uzun zamandır ilk defa kadro, kulübe ve yönetim bir uyum içindeler. Şenol Güneş'den kulübenin dışında da birçok şey bekleyen bir camia var karşısında. Bu yüzden de güzel şartların oluştuğu bu sezonda en çok onun soğukkanlı kalması lazım.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Şenol Güneş'in ikilemleri

Trabzonspor'un maçlarında bu sezon bu tarz beklenmedik skorları görmeye alışmamız lazım. Geçen haftaki yüksek tempolu  maçın ve 6 gollü galibiyetin ardından Manisa maçına da aynı kadro ve kurgu ile çıktı Şenol Güneş. Peki fark neydi?

Manisalı oyuncular hafta içinde Hakan Kutlu/Hikmet Karaman değişikliğinin ardından o tek maçlık itici güç ve ekstra motivasyon ile sahada idiler. Bunu ilk golü yemelerine rağmen dağılmayıp aynı disiplin ile mücadele etmelerinden anlayabiliriz. Oysa ligin başından beri görüntü olarak ligdeki en kırılgan takım idiler belki. Hikmet Karaman'ın başına geldiği takımlar bir kaç hafta bu artı performansları verirler. Manisaspor'un kadrosu kaliteli bir kadro ve bu post-motivasyon döneminde de belli bir performansın üstünde olacaklardır. Karaman da gelir gelmez ilk 11'den 6 oyuncuyu değiştirerek kadroya ani bir şok verdi ve bundan da maksimum fayda sağladı maç içinde. Makakula'nın takıma katılması da ciddi bir dönüm noktası oldu Manisa için. Ayrıca onun varlığı bundan böyle onun hemen arkasında oynayacak olan Isaac ve Simpson ikilisine de yaramış gözüküyor. Her iki oyuncu da bu hafta oynayabilecekleri daha çok alan buldular, her ne kadar bunda Trabzon'un katkısı çok olsa da. Özetle Manisa bundan sonra o ilk 4 haftadaki kırılgan görüntüsünü bir daha tekrar etmeyecektir ve ilk 10 içinde kendine yer bulacaktır şahsi fikrime göre.

Trabzon'un sezon başı itibari ile oynadığı futbol herkesi heyecanlandıran ve zevk veren bir oyun idi. Dün akşam da maça Yattara-Jaja-Umut-Teofilo ile başladı Şenol Hoca. Öndeki oyuncularının tamamına yakını ayağa pas yapan, yaratıcı ve hücumcu oyuncular. Bunun avantajını da özellikle iç sahada kullanmak istiyor hoca ve haklı da. Ancak bu tarz bir kadro yapısı ile başarılı olmak için her maçı aynı ölçüde ciddiye alıp topa sahip olmaları gerekir. Oyunun kontrolünü karşı tarafa bıraktıkları anda özellikle Jaja-Yattara-Teofilo üçlüsü oyundan çabuk düşerler. Dün akşam olduğu gibi...Her maçı da yüksek tempoda oynamak kolay bir iş değil. O yüzden maç sonrası Şenol Hoca'nın da kabul ettiği gibi "galip takım bozulmaz" mantığının her zaman doğru olmadığını görmüş olduk bu maçta.

Şenol Güneş'in bu sezon çözmesi gereken bir diğer bulmaca Teofilo'nun varlığı olacaktır. Şu ana kadar yüksek gol yüzdesi ile oynadığı için ceza sahası dışındaki performansı çok gündeme gelmedi. Aynen Jardel'de olduğu gibi Teofilo'da takım savunmasına ve hatta hücum kurgularına çok katkı yapabilen bir isim değil. Hani gerektiği durumlarda onu oyun içinde başka bir rol ile kullanamazsınız. Bu golleri atamadığı zaman ya da takım bu bahsettiğim yüksek tempoyu yapamadığı, kontrolü ele geçiremediği zaman Teofilo saha içinde bir hayalet oluyor adeta. Ben bu kadroda sürekli yer bulabileceğini sanmıyorum. Hoca ilerideki maçlarda muhtemelen Umut tercihini yapıp arkaya Alanzinho ya da Engin/Burak ikilisinden birini koyacaktır.

Trabzonspor'un oynadığı futbolu herkes sevecektir. Ancak bu devamlılığı ve oyun yapısını devam ettirebilmeleri için mutlak suretle Şenol Güneş'in iyi bir rotasyon sistemini devreye sokması lazım.

Not: Hikmet Karaman'ın maç sonunda Lig Tv canlı yayınında verdiği görüntü hoş olmadı. Kendine göre haklıdır belki ama daha göreve geldiği ilk hafta ne gerek var sağa sola mesaj gönderip böyle açıklamalar yapmaya. Kümede bırakan değil şampiyon yapan isim olmak istediğini söylüyor ama bu görüntü ve imaj ile zor be hocam!

20 Şubat 2010 Cumartesi

Engin Baytar



Bazen hayatta insanlar, ikinci şansı hakederler. Hatalarını düzeltmek, yeniden başlayabilmek için...Bazıları maalesef bu şansı bulamaz ve silinir giderler piyasadan. Bazılarına ise ikinci şans bir kez değil, birkaç kez verilir. Ama yine de ısrarla değişmezler, değişmek için çaba göstermezler.

Trabzonsporlu Engin Baytar da bu ikinci şansın, üstelik birkaç kez, ayağına kadar geldiği isimlerden birisi. Bu sezon zaman zaman iyi performans gösterdiği maçlar oldu. Belki de birçok kişinin, onun bu şansını iyi kullandığı yönünde düşüncesi olabilir, ancak Engin'in saha içindeki itici yanları o kadar çok ki, ben kendi adıma futbolundaki ilerlemeyi göremiyorum. Futbola karşı tarafsızlığımı yitirdiğim ve kızgınlığımın, futbol sevgimin önüne geçtiği ender durumlardandır saha içinde bu tarz futbolcuları izlediğim anlar. Engin belki gerçekten de yetenek olarak vasatın üstünde bir oyuncu kategorisine girebilir. Ancak saha içinde rakiple, hakem ile, takım arkadaşları ile, top ile ve hatta kendisi ile olan kavgası yaptığı herşeyin önüne geçiyor. Yere her düştüğünde, rakibe yaptığı her faulde, attığı her yanlış pasta ve kendisine atılan her yanlış pasta, kısacası herhangi bir pozisyonun içinde, öfkeli, sevimsiz ve kavgacı bir tavrı var bu oyuncunun. Gençlerbirliği ve Eskişehirspor'da tutunamamasının sebeplerinden biri de herhalde oyuna olan bu yaklaşım tarzıdır. Geçen sene saha içinde takım arkadaşları ile yaşadığı tartışmaları hatırlıyoruz. Bir futbolcu için, sebep her ne olursa olsun, üzerine yapışabilebilecek en kötü etiketlerden biridir takım oyuncusu olmaması.

Engin'de olan bu tavırlar maalesef oyunu, benim adıma izlenmesi tahammül edilmez bir hale getiriyor. Yine bu akşamki İBB maçında, Engin ve Belediyespor'un can sıkıcı oyunu birleşince ortaya 0-0 lık, tekmelerin, zaman çalmaların, yalan yere yerde yatıp bağırıp çağırmaların bol olduğu bir maç ortaya çıktı.

Özet olarak, Engin için bu bulduğu şansın çok önemli olduğunu ve iyi kullanması gerektiğini söylerdim ama bu hikayenin sonunu o kadar iyi biliyorum ki...