11 Kasım 2010 Perşembe

5N 1K


Nerede: NTV Maslak stüdyoları, %100 Futbol
Ne zaman: 03.09.2010
Ne (demiş): "Geçen Nisan ayında Rijkaard'a 2 senelik sözleşme uzatma teklif ettim. Bana "aldığım parayı hak etmem gerekiyor. Önce bunu yapmalıyım" dedi. Sezon sonuna kadar Rijkaard ne olursa olsun takımın başında kalacak ve isterse sözleşmesini uzatacağız."
Neden: Alınan sonuçlar üzerine Rijkaard'ın geleceği hakkında sorulan sorulara cevap vermek için...
Nasıl: Gayet kendinden emin bir dil ile...
Kim: Adnan Polat
SONUÇ: 20.10.2010 tarihinde Rijkaard kovuldu.
-----------------------------------------------------------------
Nerede: NTV Maslak stüdyoları, %100 Futbol
Ne zaman: 15.10.2010
Ne (demiş): "En büyük hatam olarak her zaman Del Bosque’yi söylerim keşke göndermeseydim diye. O zamanlar yeniydik.........Mühim olan aynı hataları tekrar yapmamak."
Neden: Ben değiştim mesajını camiaya verebilmek için...
Nasıl: Hatalarından pişman olduğunu gösteren bir dil ile...
Kim: Yıldırım Demirören
SONUÇ: ???

Yukarıdaki iki olay arasında basit bir korelasyon kurarsak Schuster'in ipinin de 3 Aralık'ta çekileceğini söyleyebiliriz. Ya da kaba bir tahminle Aralık'ın ilk haftası diyelim. 28 Kasım'da da Beşiktaş Ali Sami Yen deplasmanına gidiyor. İronik değil mi?

Türkiye siyasette, sporda, sanatta, medyada ve hatta sokakta "ben değiştim" diyen insanlar ile dolu olan bir ülke...Bazı sonuçlara varmak ya da bazı olayları önceden kestirmek çok da zor olmuyor bu yüzden.

NOT: Beşiktaş'ı yenmek isteyen takım isminin sonuna "Belediye" eklesin, 3 puan garanti...

Emenike Galatasaray'a iyi gelir

Karabük tarafından açıklama geldi Emenike'nin resmi olarak Adnan Sezgin tarafından kendilerinden istendiğine dair. Sezonun en popüler oyuncusunun, sezonun santrafora en çok ihtiyaç duyan takımı tarafından istenmesinden daha doğal birşey olamaz. Emenike için mutlaka başka kulüpler de nabız yoklayacaklardır ancak Galatasaray'ın bu takımlar arasında en isteklisinin olacağını tahmin etmek zor değil. Her ne kadar Karabük başkanı bu transferin en iyi ihtimalle sezon sonu olabileceğini söylese de, ihtiyaçlar ve zorunluluklar bu tarihi öne çekecektir. Emenike Galatasaray'a ne verir kısaca bakalım.

Öncelikle bu transferin astronomik rakamlara gerçekleşmesi durumunun en büyük sorumluları, 2 seneden beri bu takımın santrafor sorununu çözmek bir yana bu sorunu yaratan insanlar olan Polat ve Sezgin olacaktır. Bakınız Nonda vakası, bakınız Baros'un durumunu bile bile sezon başı riske girilmesi...Galatasaray'ın bu zaafının da farkında olan Karabük de bu transferi en karlı bir şekilde kapatmayı isteyecektir doğal olarak. İşin ekonomik boyutu bir yana Emenike futbol olarak Galatasaray'a fayda sağlayacaktır. Her ne kadar Pino oradaki açığı şu an kapatıyormuş gibi gözükse de ileri uca takviye yapılması herkesin beklentisi. Geçen sene devre arası yapılan Jo ve Dos Santos operasyonları kağıt üzerinde iyi hamleler olarak gözükse de her iki oyuncunun tabiri caizse "ununu elemiş, eleğini asmış" tipler olması yüzünden saha içinde katkı yapamamışlardı. Nereden mi belli? Birisi Manchester City'de diğeri Totthenam'da yedek kulübesini dövüyorlar bu sezon. Hatta çoğu zaman kadroya dahi giremiyorlar. Devre arası transferleri her zaman risklidir. Ama Emenike tarzı, uyum sürecini çabuk aşacak, kendini gösterme ve geliştirme fırsatı arayan ve en önemlisi oyun yapısı olarak takıma uyacak ama takımı bölmeyecek bir oyuncunun transferi bu riskleri en aza indiriyor bana göre. Patlayıcı gücü olan, hızlı, güçlü, ortalama üstü gol vuruşlarına sahip ve en önemlisi kendini göstermek için sebepleri var. İsminin geçtiği Türk Milli takımı için, Avrupa için...

Baros'un sakatlık hikayesi belli iken buna rağmen sadece Mehmet Batdal ile yola çıkılması yönetimin büyük yanlışıydı. Şimdi ellerinde Emenike gibi bir opsiyonları oluştu. Mutlak suretle devre arası transferi yapılmalı eğer Galatasaray bu sezonu halen gözden çıkarmadıysa.

9 Kasım 2010 Salı

"İsyan" sadece tribündeydi!

Dün akşam saha içinden çok tribünler ile ilgiliydik aslında maç başlamadan önce. "Allen Iverson gala" 'sı için İnönü Stadı'nı seçmişti Beşiktaş yönetimi ve çok da iyi etmişti işin gerçeği. Avrupa'ya yapılan gelmiş geçmiş en büyük transfere, Avrupa'nın tanıdığı bir mekanda hoşgeldin demek doğru bir PR'dı bana kalırsa. Beşiktaş taraftarı hayatla sorunu olan adamlara, isyan eden adamlara ve hiç bir zaman pes etmeyen adamlara tapar. Allen Iverson da bu tanıma tıpa tıp uyan bir isim. Çok sorunludur, çok sorumsuzdur şeklindeki basketbol dışı yanları satırlarca devam eder ama inadı, isyanı ve hırsı onun yetenekleri kadar karakterinin de konuşulmasına, efsaneleşmesine sebep olmuştur. Şimdi bu isim İstanbul'da ve herkesin gözü onun üzerinde. Bakalım neler verecek Türk sporuna Iverson.

Kısa bir Iverson girizgahının ardından maça gelmek gerekir ise işte tribünlerdeki o isyanın adından ufacık bir zerre kadar yoktu sahadakilerin kafasında. Denizli dönemi de dahil olmak üzere açık ara en kötü, isteksiz ve bitkin oyununu sergiledi Beşiktaş dün akşam. "UEFA yorgunu" klişelerine hiç girmek istemiyorum çünkü fazlaca kabak tadı vermeye başladı Avrupa maçları öncesi ve sonrası ile ilintili istatistikler. Yanlışlığından mı? Hayır tam aksine doğruluğundan...Bu bütçeler ve hedefler ile kurulmuş bir takımın Avrupa dönüşü lig maçlarında tam 13 puan kaybetmesi, takımın mental olarak da fizik olarak da bu tempoyu kaldıramadığını gösterir. Schuster sezon başından beri eleştirildiği halde vazgeçmediği ve bana göre de doğru olanı yaptığı rotasyonu bu maçta öyle yerlere uyguladı ki hani hakemler için kullanılan "ince ince doğradı" terimini bu kez kendi takımı için yaptı Alman. Eğer fiziken ve mental olarak bu tempoyu kaldıramayacak adamlar varsa bunları geride değil ileri bölgede aramalı Schuster. Hilbert fizik olarak sezon başından beri iyi. İbrahim Üzülmez ise hep bildiğiniz gibi. Ki Beşiktaş'ın oyununda bekler de inanılmaz tempo yapan bekler değil. Kaptanı yaşlı diye dinlendirirsin onu anlarım da "bek" kavramının yanından bile geçmeyen Erhan Güven ile maça başlamasının hiç bir anlamı yoktu ve zaten de bu yanlış seçim yüzünden ikinci yarıda en kritik zamanda son oyuncu değişikliği hakkını bu mevkide kullanmak zorunda kaldı. Geride olan ya da golü arayan bir takım bekini bek ile değiştirmez. Ama Erhan o kadar kötüydü ki takım o kanattan hiç gelmedi maç boyunca. Bundan önceki değişiklikte ise orta sahası yavaş yavaş düşen takıma bir de Holosko/Tabata değişikliği resmen darbe gibi geldi. Guti iyice geriye çekildi ve koca orta saha sadece Ernst'e kaldı. İşin özeti yanlış yanlışı doğurdu ve İsmail'in attığı şans golü de olmasa son 5 dakika hala ve ısrarla uyutan ve bezdiren futboluna devam edecekti Beşiktaş.

Bir takım fizik olarak bitebilir, verilen taktikleri uygulayamaz ya da ne bileyim saçma tercihler yapar ancak lig sıralamasında önünde 7-8 takımın olduğu ve hedefini şampiyonluk koyan bir takımın oyuncuları nasıl isyan etmez saha içindeki bu bezginliğe. En azından bir iki tanesi nasıl başkaldırmaz bunu anlamak mümkün değil. Rakip takıma birkaç hafta önce Fenerbahçe 6, Trabzon 7 atmış ve mental olarak da dağılmış bir vaziyetteler. Hafta içi Dragao'da moral bulmuş bir takımın oyuncuları, dengelerin bu kadar lehlerine olduğu bir ortamda nasıl kabullenirler bu teslimiyetçi oyunu çözmek mümkün değil.

Beşiktaş'ın sorunu saha içinden saha dışına taşmaya başladı yavaş yavaş. Takımı bekleyen en büyük tehlike de bu. Bu dengesizlik ve istikrarsızlık sinir bozukluğunu da beraberinde getirir. Schuster'in yola mental olarak sağlam oyuncular ile devam etmesi gerekir böyle dönemlerde. İbrahim Üzülmez, Hilbert hatta Fink bile sahada olmalılar. Takım biraz sertleşmeli...Tabata, Holosko, Erhan gibi isimler o gereken zihinsel dayanıklılığı gösteremezler.

Akatlar'a asi bir adam geldi. Yenilgiyi hiç bir zaman kabul etmeyen bir adam...Belki de Iverson'ın arada Ümraniye'ye uğrayıp futbol takımına psikolojik destek vermesi gerekir. Delinin halinden deli anlarmış derler ya!

NOT: Q7 nihayet geri döndü. Ama her halinden hazır olmadığı belli. 45 dakikalık kondisyonu yoktu bana kalırsa ama Schuster mecburiyetten erken sürdü onu oyuna. Portekizli takım iyi iken ve herşey yolunda gider iken iyiydi. Bakalım işler sarpa sararken ne verebilecek. Bünyesinde pek barındırmadığını bildiğimiz liderlik vasıfları İnönü'de ortaya çıkar mı yoksa kendine ve tribünlere mi oynar göreceğiz.

7 Kasım 2010 Pazar

Ada havası...

Haftanın maçını bir önceki yazıda değerlendirdikten sonra, haftasonunu kapatırken Ada'da neler olmuş kısaca göz atalım...

Bu sezon beklentilerin üstüne çıkan iki takımın maçı vardı Emirates'te. Geçen hafta Sunderland'ı 5'leyen ve Steve Bruce'u neredeyse ipe gönderen Newcastle bugün de Wenger'in canını sıktı. Sezonun en göze batan isimlerinden Andy Carroll, son maçlarda fena performanslar sergilemeyen Lukas Fabianski'nin hatalı çıkışını iyi değerlendirdi. Arsenal'de herkes hala Fabianski'den umutlu olsa da ne o ne de Almunia bu kaleyi doldurabilecek isimler değiller. Atletico'lu David De Gea ismi geçiyor transfer piyayasında Arsenal kalesi için ki olumlu bir hamle olur bence. Arsenal'de eksikler geri döndükçe takım daha iyiye gideceğine işler kötüleşiyor. Geçen sene kendi evlerinde sadece 2 kere kaybetmişlerdi. Bu rakama bu sene daha şimdiden ulaştılar.

Manchester City ise 3 maçlık mağlubiyet serisini WBA deplasmanında, diz sakatlığından geri dönen ve Premier Lig kariyerinin ilk maçını oynayan Balotelli'nin 2 golü ile bozdu. Aslında onun adına ne kadar güzel bir başlangıç olması lazım değil mi? Ama hayır...Adam alamet-i farikasını burada da gösterdi ve Mulumbu'ya attığı dirsek ile direk kırmızı kart görerek atıldı. Muhtemelen 3-4 maç da ceza alacak. Mancini ise maç sonrası yaptığı açıklamada Balotelli'nin kırmızı kart görmesini engellemek için değişikliğe gitmek üzere olduğunu ama yetişemediğini söyledi. Bu sahneleri daha çok yaşayacak, alışması lazım. Zira bu adamı Mourinho bile adam edemedi ki Mancini'ye bir gömlek büyük gelir Balotelli.

Cumartesi maçlarında ise, bir önceki haftanın gazisi Sunderland, Stoke'u 2-0 ile geçti ve Steve Bruce da üzerindeki baskıyı biraz olsun hafifletti. Tuncay da Stoke City'de son 3 maçta kadroya girmeye başladı. Manchester'a attığı gol Pulis'in onu hatırlamasına yardımcı oldu. Bu maçta da fena oynamadı. Mücadelesi her zamanki gibiydi, farkı ise eskiye oranla gelişen pas yüzdesi idi.

Manchester United ise Bursa dönüşü son dakika golü ile geçti Wolverhampton'ı. Her iki gol de ilk görüşte herkesin "bu adamın bu takımda ne işi var" dediği Park Ji Sung'dan geldi. Manchester ismi ile kadrodaki bazı isimlerin klasları kağıt üzerinde uymuyor gibi gözükse de o kadar değerli "takım" oyuncularına sahip ki Ferguson hepsinden de aynı verimi her zaman alabiliyor. Fletcher, Gibson, Scholes, Park, Carrick gibi adamlar ile yine sonuna kadar varolacaklardır bu sene de yarışta.

Son olarak da sezonun iyi top oynayan takımlarından Bolton ile bitirelim. Owen Coyle'un ekibi bu sene çok formda ve bu hafta da Inter fatihi Totthenam'ı geçtiler 4-2 ile. Zirvenin hemen altında 5.sıradalar şu anda. Özellikle kendi evlerindeki performansları bu şekilde devam ederse sezonu sürpriz bir yerde bitirebilirler.

Mavi'yi görünce azan boğa: Fernando Torres


İkinci yarısının bir kısmını Trabzon-Galatasaray maçı için feda ettiğime sonradan pişman olduğum bir maç oldu bugün Anfield'da. Liverpool nihayet kendine gelmeye başladı ve bunda en büyük pay da bu takımın ruhu olan Gerrard ve Torres'in sezon başındaki tutuk görüntülerinden kurtulup şöyle bir silkinmeleri oldu. Özellikle Torres'in Güney Afrika sendromu, yaşadığı sakatlıklar ile birleşince takımın hücum gücünü yarı yarıya azaltan en büyük etkendi.  Liverpool'un kadro kalitesindeki düşüş malum...Alonso ve Benayoun gibi bileği iyi adamlar yerine artık Meirelles ve Lukas gibi daha düz adamlarla oynamak zorundalar. Üstüne üstlük bu seneki orta saha kurgusu için biçilmiş kaftan olan Alberto Aquilani'yi de Juventus'a kiralık göndermişlerdi sezon başında. Ama bu düz adamlar bugün tribünlerdeki isyan eden ruhu sahaya taşıyan isimlerdi. Ağır favori gösterilen Chelsea karşısında inanılmaz bir mücadele verdiler.

Chelsea'de Ancelotti hafta içi Torres transferi dedikodularına "iyi oyuncu ama düşünmüyoruz" şeklinde bir cevap vermişti. Mavi Chelsea formasını görünce tam bir İspanyol boğasına dönüşen Torres bu açıklama ile daha da motiveydi bugün sahada ve yine 2 gol ile imzasını attı Chelsea kalesinde. Bunun üstüne Ancelotti'nin Drogba ile başlamama gibi garip bir tercihi de eklenince ilk yarı tamamen Liverpool'un istediği gibi geçti. Anelka en uçta oynayacak bir hücumcu olmadı hiç bir zaman. Zaten ikinci yarı Drogba'nın girişi, Anelka'nın serbest adam olarak arkaya geçmesi Chelsea'nin hücum gücünü arttırdı. Ancak belki de Avrupa'nın en dominant orta sahalarından olan Chelsea orta sahası Essien'i ve Lampard'ı çok aradı bugün. Sebebi ise Liverpool'un çok dirençli bir oyun oynaması idi bu bölgede.

Liverpool'un bu kadro yapısı ile bu sezon yukarıyı zorlaması gerçek bir futbol mucizesi olur. Ama yeni sahip John Henry'nin transfer hamlesi sezon arasına kayar ise bu ivme ile beraber "bir ihtimal var" diyebiliriz. Ben Roy Hudsgon'ın Liverpool kariyerinin uzun olacağını düşünmüyorum. Seneye muhtemelen yollar ayrılacaktır yeni yapılanmada. Ayrıca bu takımın gelecek planlarında bu sene Juventus'a kiralık verilen Aquilani'nin düşünülmesi gerekir.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Saraçoğlu'nda hava durumu...

Sisli İstanbul gecesinde tempolu ve zevk veren bir karşılaşma oldu Fenerbahçe-Eskişehir maçı. Fenerbahçe'nin futbolu akıcı oynama isteği ve bol gol vaadi kendi seyircilerini de diğer izleyicileri de cezbeden taraflar. Bu akşam her ne kadar Pele'nin "akıl tutulması" yaşadığı bir anda yaptırdığı penaltı ile öne geçseler de bir an olsun oyunu tutmaya ya da arkada beklemeye çalışmadılar. Sezon başından beri hücumda kanatları çok ve verimli kullanma yolunda bugün daha da iyidiler. Ama savunma için aynı şeyi söyleyemem. Gökhan Gönül tartışmasız Türkiye'nin en iyi kanat adamı. Birkaç hafta önce anlamsız bir yüklenme vardı ona karşı formsuz olduğuna dair ancak ben onun bu formayı üzerine geçirdiğinden beri "rezalet" bir maçını hatırlamıyorum daha. Bu kadar tempolu ve "Maicon" stili top oynayan bir adam bırakın da arada devir düşürsün. Maicon'u bile şu son iki haftada dağıttılar (bkz. Bale vakası). Özetle Gökhan bugün sahanın en iyisiydi. Bu yaptığı gol vuruşu onun eksik olan bir tarafının da düzelme yolunda olduğunu gösterdi bence. Devamlılık, oyun zekası, hız falan herşey yerli yerinde. Sıkıştığında solda da kullanabileceğin gayet komple bir kanat oyuncusu Gökhan. Bek değil, kanat oyuncusu...

Gökhan'ın performansı Emre çıkıncaya kadar önünde oynayan Topuz'u da itti. Ardından Emre'nin sakatlığı ile Topuz'un ortaya geçmesi de Fenerbahçe ve Aykut Kocaman adına bu kadronun esnekliğinin onlar için ne büyük bir avantaj olduğunu gösterdi. Stoch, Dia, Topuz, Emre, Niang ve Semih (hatta Kazım) hepsi de ileri 4'lünün her tarafında oynayabilirler. Maç içinde işlerin yolunda gitmediği durumlarda bu tarz takımlar maçı çevirecek potansiyele sahiplerdir. Orta göbeğe iki yönlü bir oyuncu takviyesi daha ön tarafı daha da sağlamlaştıracaktır. Hele ki Emre'de yine bu tarz adale problemleri sıkça başgösterecekse bu takviye acilen lazım demektir.

Aynı şeyleri savunma için söylemek zor. Hücumdaki akıcılıkları ve goller aynen sisin geceyi örtmesi gibi defanstaki aksaklıkların üzerini örtüyor. Caner ne kadar geçen seneye göre gelişme göstermiş gibi dursa da kademe hataları yapıyor. Yobo dışında diğer iki savunmacı da devre arası koridorda kırmızı kart görecek kadar tehlikeli adamlar. Bilica artık tek hatasında ıslıklanacak kadar prestij kaybetmiştir seyircinin gözünde. Lugano da bence bu ligden silinmesi gereken bir adam. Bu iki oyuncunun alternatiflerini (İlhan ve Bekir) ise bu geride kalan 11 haftada göremedik bile. Aykut Kocaman'ın "temiz eller" operasyonunda Bilica/Lugano ile yollar ayrılıp Yobo gibi problemsiz görev adamları alınırsa değişim adına önemli bir hamle yapılmış olur.

Eskişehir ise herşey bir yana herkesin gözünde sempatik bir camia olmuştur daima. Ama bu Bülent Uygun hamlesi onları oyun ve imaj anlamında geriye götürmüş gibi. Bence Rıza Çalımbay veya Uygun gibi isimlerden daha aklı başında ve temiz adamları hakediyorlar. Eskişehir hep pozitif oynamaya çalışır, Eskişehir taraftarı olay çıkarmaz, daima takımını destekler, Eskişehir'e iyi oyuncular gelir, Eskişehir'in adı bulanık konuların içinde geçmez gibi kafalardaki pozitif kavramları bu Bülent Uygun hamlesi ile kaybetmezler umarım. Çok değerli oyuncular var ellerinde ama yeterli oranda yararlanamıyorlar. Bir kere Tello gibi bir adam neden kenarda? Pele neden bu kadar sorumsuz oynuyor? Batuhan son Eskişehir macerasına göre geriye gitmiş. Adem Sarı gibi bir yeteneğe hala ikinci yarıların golcüsü muamelesi yapılıyor. Doğa Kaya da bence A planı içerisinde düşünülmesi gereken bir adam. Özet, Eskişehir kenardan daha iyi yönetilmeyi hakediyor. Kentin ismine yakışan isimler ile yönetilmeyi hakediyor. Kayseri'yi örnek alıp biraz daha cesur ve radikal olmaları lazım teknik adam seçiminde.

Son söz Fenerbahçe'de hücum planlarında işler yolunda. Ama defansta hava sisli. Sisi dağıtmak da bir iki hamle ile Kocaman'ın görevi. Eskişehir'de ise hava buz gibi ve yaklaşan bir fırtınayı görmemek için kör olmak lazım. 

Margareta Kozuch

Futbolun testesteron dolu havasından arada sıyrılabilmek için en güzel alternatiflerden birisi de bayanlar voleybolu. Elbette voleybol spor olarak çok ilgi çekici ve izlemesi/oynaması zevkli bir spor ama bayanlar voleybolunun estetiği ve rekabetçi yapısı (uzun ralliler, smaçlar, bloklar ve çekişme) da başka dallarda kolay kolay rastlayamayacağımız yönler. Buradan hareketle size Margareta Kozuch'u takdim edeyim. Polonya asıllı Alman smaçör 1986 doğumlu. 2009 Avrupa Şampiyonası'nda en iyi skorer seçilmişti. Bugünlerde de Japonya'da devam etmekte olan Bayanlar Dünya Şampiyonası'nda Almanya adına en dikkat çeken isim belki. Dikkat çeken diğer tarafı ise güzelliği...Paylaşmak istedim:)