20 Eylül 2010 Pazartesi

Arsene Wenger'in değişmeyen yazgısı

Sakatlılardan en çok çeken teknik adamlar sıralaması yapsak sanırım Arsene Wenger mutlaka ilk 3'te yer alır. Arsenal adına bu sezonun güncel sakatlık tablosunu (Fabregas hariç) resmi sitelerinden alıp yukarıya iliştirdim. Yine klasik olarak en formda oyuncularını sırayla sakatlıklara kurban verdiler bu sene. Önce sezona süper bir başlangıç yapan Theo Walcott'u milli takımda ve en formda olduğu zamanda kaybettiler. Ardından Robin Van Persie de ayak bileğinden sakatlandı ve her iki oyuncu da Ekim sonuna kadar yoklar. Hatırlarsınız Van Persie geçen sezonunun da büyük bir bölümünü kaçırmıştı. 2004-2005 sezonunda geldiği Arsenal'de sezon ortalaması 20-25 arasında değişiyor. Belki birçok lig için kötü bir ortalama sayılmaz ama söz konusu olan Arsenal gibi "top class" bir takım olduğunda bu rakam oldukça düşük kalıyor. Yine bu sezon Nicklas Bendtner'den şu ana kadar hiç yararlanamadılar. Arsene Wenger şu sıralar Manuel Chamakh'ı Emirates'e getirdiği için bolca dua ediyordur sanırım.

Son olarak bu haftasonu oynanan Sunderland maçında da Fabregas'ı kenara gönderdiler. İşin kötü tarafı şu an için açıklanmış bir dönüş tarihi yok bildiğim kadarı ile. Defansın önemli ismi Vermaelen aşil tendonundan ve Diaby de ayak bileğinden sakatlar. Haftaya dönmeleri bekleniyor.

Geçen sene ayağı kırılan ve hala dönemeyen Aaron Ramsey, şu an sağlıklı olsa da yıllardan beri dizindeki müzmin sakatlığından çok çekmiş olan Rosicky'yi saymıyorum bile.

Belki de gelecek sezon Arsene Wenger'in kadroyu, devamlılığı daha fazla olan bir kaç isimle takviye etmesi gerektiği sezondur. Her sezon Van Persie ve Rosicky gibi isimlere güvenerek çıktığı yolda sezon içinde yalnız kalıyor. Yoksa geniş kadrosu, imkanları ve yükselen grafiği ile Manchester City'nin de arkasına düşecekler.


Not: Bu sezon uzun süreli sakatlıklar çok sık yaşanmaya başladı. Antonio Valencia ve Bobby Zamora'nın ayaklarının kırılmasının üstüne bu hafta da Ujfalusi'nin bence hapse girmesine neden olacak kadar acımasız bir hareketiyle Messi 3 haftalığına olmayacak. Belki de Guardiola'ya hak vermeliyiz. Hakemler artık sadece Ronaldo'yu değil diğer yıldızları da korumalılar!

Orta sahalar belirledi...


İki takımın kadrosu da ince ayarlar verilerek kurulmuş, tahmin ettiğim gibi iki teknik adamın da sağlam kafa patlatarak çıkardığı kadrolardı. İlk baktığımda gördüğüm Beşiktaş'ta Aurelio'nun varlığı ile maçın orta sahada sıkışabileceği ve Fener'in Beşiktaş'ı sağ tarafından vurmayı hedeflediği idi. Schuster'in de burda yaptığı Nihat tercihine, Aykut Kocaman da kadroları görünce sevinmiştir sanırım. O bölgede gerek taktik disiplin açısından gerekse de şu anki durumu açısından en son oynayanacak isim Nihat. Holosko, Tabata, Hilbert ve hatta orda kullanılması halinde Ekrem bile onun önünde. Nihat mevzuuna geleceğim yine. Hatta ayrı bir yazı konusu bile yapabilirim.

Maça iyi başlayan taraf Beşiktaş'tı. Pas yaptı, kaleye gitti, öne oynadı ve aynı zamanda kontrollüydü de. Tempoyu yavaş yavaş yükseltti. Ta ki Hakan'ın klasikleşmiş bir yan top hatasından yediği gole kadar. Bu gole kadar Fenerbahçe organize olamayan ve hücum yapamayan taraftı. Bu andan sonra maçın senaryosu değişti birden. Fener özgüven kazandı, Beşiktaş'ın bilindik zaaflarından yararlanmaya başladı. Dia ile soldan geldi ve Niang'ı iki stoperin arkasına sarkıtarak önemli pozisyonlar buldu. Bu dakikalarda bulacağı gol ile maçı koparma ihtimalleri çoktu ama yapamadılar.

Bu esnada Beşiktaş ne yaptı? Çok ilginç bir şekilde Fenerbahçe'nin 3. bölgede top yapmasına izin verdi. Bu aslında Aurelio/Ernst ikilisini görünce benim beklediğim birşeydi. Ama neredeyse bu 20 dakikalık süreçte ilk toplara hiç basılmaması zaten uyumsuz olan iki stoperin dengelerini iyice bozdu. Göbeğe atılan her top pozisyon oldu Fenerbahçe adına bu dakikalarda. İşte Ernst faktörü burada önemli. Bence Schuster burada tercih hatası yaptı. Ernst'i önde kullanması, Aurelio'nun fizik gücünün zayıf olması bu bölgede çok boş alan bırakmasına sebep oldu Beşiktaş'ın. Ernst pres gücü yüksek oyunu ile geride oynadığı zaman ilk toplara basıyor ya da rakibi döndürmüyor. Aurelio ise stoperlerin arasında kayboluyor maç boyunca ve rakiple o temaslara Ernst kadar giremiyor. Burada bir hamle yapabilirdi Schuster belki ama Ekrem ve Hakan ile yaptığı iki zorunlu değişiklik onun da elini kolunu bağladı.

İkinci yarıya Aykut Kocaman Emre/Özer değikliği ile başladı. Zorunda kalmasaydı Emre'yi çıkarmazdı sanırım. Özer, Emre kadar dolduramadı bu bölgeyi ve Guti daha rahat oynama fırsatı buldu. Bence maçı çözen olay da bu idi. Guti'nin de bu yarıdaki performansı, bir oyuncunun bir takımı ne kadar ileriye taşıyabileceğini gösterdi. Aslında Alex tartışmalarının merkezinde de Fenerlilerin Alex'ten beklediği performansın işte bu Guti performansı olması yatıyor. Geriye gelmesi, top alması, oyunu kurması ve sorumluluk alması...Guti bunların hepsini yaptı bugün. Gol de onun verdiği pas ile Bobo'nun yaptırdığı penaltıdan geldi zaten. Onun performansı Quaresma'nın da oyuna daha çok girmesine sebep oldu ayrıca. Hem oynayan hem de oynatan adamdı.

Birkaç kısa not vererek bitireyim.
  • 80'de Dia'nın kaçırdığı pozisyon Fener adına maçı bitirebilirdi eğer gol olsaydı. Dia fundementali vasat olan dengesiz bir oyuncu. Hızlı ama çok savruk ve topla arası kötü. İzlediğim maçlarda 3-4 kere saçma denilebilecek hareketlerle çok basit vuruşları yapamadı. Stoch'u muhtemelen kondisyonu ve oyun içindeki istikrarsızlığı yüzünden tercih etmedi ama niye sonradan hiç kullanmadığını da anlayamadım Aykut Kocaman'ın.
  • Volkan'ın penaltısı çok anlamsızdı. Çıkmasına hiç gerek yoktu. Ya da madem çıktın yere yatma, ayakta kal, açıyı daralt ve adamı da köşeye gönder. 
  • Hakan da yediği golde inanılmaz bir yan top hatası yaptı. Göremediği bir topa çıktı ve ıskaladı dolayısı ile. Oysa iyi bir çizgi kalecisi bence. Kalsa yerinde, sırtı dönük adama çıkmasa hiç bir problem çıkmaz.
  • Hakan ve Volkan'ın aksine son derece istikrarlı ve özgüveni yüksek bir kaleci parladı bu sene.  Cenk kaleye geçtiğinde evdeki Beşiktaşlılardan aldığım reaksiyon "tamam abi Cenk varsa en azından geride rahatlarız" şeklinde idi. Biraz daha maç tecrübesi kazandıkça önünde oynayan Toraman/Zapo/Ferrari de aynısını düşünecektir.
  • Cüneyt Çakır bir ara kontrolü kaybetse de kötü maç yönetmedi. Belli bölümlerde takdir haklarını Beşiktaş'tan yana kullandı ama genelde iyiydi.
  • Belki erken ama ara transferde Beşiktaş'ın acil sağ bek bulması lazım.
  • Belki geç ama Beşiktaş'ın Nihat problemini çözmesi lazım. Aldığı ve takıma verdikleri arasında uçurum var. Daha ilk yarıda yine her zaman yaptığını yaptı ve oyuna küstü. İnanılır gibi değil...

19 Eylül 2010 Pazar

Orta sahalar belirler...


Favorisi olan bir derbi izleyeceğiz bugün. Beşiktaş'ın sezon başından beri arkasına aldığı rüzgar, Saracoğlu'nda bu sene Fenerbahçe'nin önünden oldukça sert bir biçimde esiyor. Hal böyle olunca Beşiktaş'ın kazanmasını bekleyenler daha fazla kamuoyunda. Ben onlardan biri değilim açık söylemek gerekirse. Bu düşüncemi somut nedenlere dayandıramıyorum. Tamamen içsel birşey...Fazla ayrıntıya girmeden maç öncesinde fikirlerimi paylaşmak istiyorum.
  • Mevcut psikoloji: Sezon başındaki tüm eleştirilere rağmen 3 büyükler 5. haftada nerdeyse dengeli bir duruma geldiler. Galatasaray dün kazanınca 9 yaptı. Bugün derbiden beraberlik çıkması halinde 10-9-7 olacaklar ve o kadar yaygaraya ne gerek varmış denilecek. Dolayısı ile bugün bu tabloda yenilmemeye ihtiyacı olan takım Fenerbahçe. Bu psikolojinin Fenerbahçe'nin biraz daha dikkatli olacağına ve kontrollü bir oyunu tercih edeceğine yol açacağını sanıyorum. 
  • Orta sahalar: Beşiktaş sezon başından beri oynamaya çalıştığı futbol felsefesinden ödün vermedi bugüne kadar. Hatta Schuster hafta içi CSKA maçında olduğu gibi nispeten kolay takımlarla oynadığı maçlarda sonuca çabuk gitmek adına, orta göbekte iki hücumcuyu kullanıyor ama bugün bu ikiliden birini Necip ya da Aurelio olarak yapması kuvvetle muhtemel. Dün Lig TV'de Süper Gol programında bazı istatistikler verildi. Bunlardan bana göre en göze çarpanı ve bu maçın kilit noktası olacak nokta  Emre/Christian ikilisi ile Ernst/Guti&Necip ikilisinin maç içinde aktif oldukları alanlardı. Emre/Christian daha göbekte ve geride konuşlanmışken, Beşiktaş'ta Ernst'in yanında oynayan adamın daha önde oynamaya çalıştığı gözüküyor analizlerde. Bu da bu bölgeyi verimli kullanabilen takımın maçı koparabileceği fikrini veriyor bana. Burada Schuster'in Aurelio/Necip tercihi de çok önemli. Aurelio'yu tercih etmesi halinde bu bölgede oyun sıkışabilir Brezilyalının fizik olarak hazır olmaması yüzünden. Ben şahsen tercihini Necip'ten yana kullanmasını bekliyorum. Böylece onun hücuma ani çıkışlarını ve Guti ile pas trafiğini düzenlemesini, ona yardımcı olmasını orta sahada avantaj olarak değerlendirebilir. 
  • Kanat hücumları: Kağıt üstünde iki takımın da en güçlü olduğu yanları olarak gözüküyor. Bu yüzden teknik direktörlerin bu bölgelere önlem almış olma olasılıkları fazla. Aykut Kocaman, Quaresma için ve Schuster de Stoch-Niang için mutlaka birşeyler düşünmüştür. Burada maçı çözebilecek hamleler ise hocaların maç içinde yapacağı değişikliklerdir. Bu anlamda ben Querasma'nın solda başlayacağını ama maç içinde sık sık Santos'un kanadına geçeceğini düşünüyorum. Sağ kanatta ise takımın istikrarı tutturamamış olması şu an Schuster için en büyük sorun. Bugün o bölgede hücum olarak istediklerini vermese de fizik olarak iyi durumda olan ve defansif görevlerini yapmaya çalışan Hilbert'i kullanacağını ya da kullanması gerektiğini düşünüyorum. Stoch ve Santos'a boş alan bırakmamak adına daha doğru bir tercih olur bana göre. Zaten Holosko kadroda yok ve Nihat'ın durumu da belli. Fazla seçeneği yok Schuster'in...
  • Defans kurgusu: Beşiktaş'ın sezon başından beri dar bir alanda oynamaya çalışması yüzünden stoperlerin önde ve çizgide yakalanması hastalığının da bu maçta belirleyeceği olabileceğini sanıyorum. Toraman'ın olması bu açıdan avantaj. Ancak Zapo ile mutlaka maç içinde kalmalılar. En ufak bir dikkatsizlikte özellikle Niang bunları değerlendirecektir. Hafta içi haberlerinden bağımsız Aykut Kocaman'ın sağ tarafta Kazım'ı oynatacağını ya da en azından maçın belli bir bölümünde kullanacağını düşünüyordum ama şu anda ilk 18'de göremedim onu. Eğer mental anlamda hazır ise değerlendirilebilirdi Kazım. Sürpriz olarak da, Beşiktaş'ın bu zaafını değerlendirmek adına Niang'ı kanada çekip Semih ile önde daha fazla top tutmaya çalışabilir Kocaman.
Sonuç: Yukarıdaki maddelere bakınca sanki benim penceremden de Beşiktaş favoriymiş gözükebilir. Realist olmak gerekirse, iyi konsantre olmaları durumunda kağıt üstünde favoriler de. Ancak dediğim gibi içimden bir ses öyle demiyor. Bunda da sanırım Fenerbahçe'nin bu maça ihtiyacının daha fazla olması önemli rol oynuyor.

Mourinho'nun sınavı


Maç sonuna doğru yayıncı televizyon Mourinho'dan kesitler sundu ekrana. Onun vücut diline bakarak takımı hala bir Mourinho takımı haline getiremediğini anlayabiliriz kolaylıkla. Bitime doğru kanattan verilen bir pozisyonda ise nerdeyse delirmenin eşiğine geldi. Maç sonlarında verdiği görüntülerden takımın mevcut durumundan hiç memnun olmadığı apaçık belli.

Bu ana kadar kendi takımlarını yaratan Portekizli şimdi Real felsefesine uygun ama kendi felsefesinden de minimum ödün verecek bir sistemin arayışı içinde. Dünyanın tatmin edilmesi en zor taraftarının önünde her hafta ayrı bir sınav veriyor neredeyse. Onun belki de kariyeri boyunca en zor sınavı bu olacak ama birşeyi kesinlikle biliyoruz ki o asla pes etmez.

Her ne kadar kendi isteği ile alınmış olsa da Khedira ve Alonso'lu orta saha tipik bir Mourinho orta sahası değil. Real'i sadece 2 kere seyrettim bu sene ancak bu iki maçta onun felsefesine ters bir biçimde rakibe çok fazla alan bırakan bir takım ile karşılaştım. Daha önce Essien'li, Makalele'li, Cambiasso ve Zanetti'li bir takım yok artık elinde. Real'deki ömrü uzun olması halinde yeni sezonda en çok parayı bu bölgeye harcayacağını kestirmek zor değil. Önde ise bu sefer Etoo ve Milito gibi esnek oyun anlayışına sahip hücum opsiyonları da yok. Etoo'dan zaman zaman sağ açık ya da orta saha yapıp defansif görevleri yükleyebiliyordu ona ama şu anda aynısını uygulayabileceği oyuncular yok elinde. Higuain ve Benzema anti-Mourinho felsefesinde iki adam ve topu ayağında ya da önünde isterler sürekli. Bir de Ronaldo olunca onun aslında Mesut gibi yıldızı yeni parlayan birisini neden tercih ettiği anlaşılabilir. Geçen hafta Mesut'u neden tercih ettiği hakkında onun oynadığı oyunun basitliğini gerekçe göstermişti. Elinde bu kadar top aşığı adam varken ortadaki kurguyu kendi mantığına göre basit oynayan adamlarla yapması anlaşılır. Ama ben bu takımda Alonso'nun ömrünün uzun olmayacağını ya da en azından bu bölgeye Lassana Diarra'yı ilerleyen zamanlarda monte edeceğini düşünüyorum Portekizli'nin. Kaka'nın da şu anda sakat olması da belki onun işlerini bir anlamda kolaylaştırdı.

Şu ana kadar az gol atan ama sonuca giden bir takım var ortada. Ama rakibin oynamasına da çok izin veren bir takım...Zaman geçtikçe Mourinho ipleri daha çok eline alabilmek için bazı hamleler yapacaktır.

Rasic Trabzon'da!


Geçtiğimiz senelere göre kısır geçen bu transfer sezonunda M.P. Trabzon'dan güzel bir hamle geldi bugün. Dünya Şampiyona'sında Sırbistan'ın 2 numarası olarak izlediğimiz Aleksander Rasic ile 1 yıllık anlaşmışlar. Son 2 maçta Ivkovic'ten zaman zaman şamarı yese de turnuvanın genelinde iyi performans sergilemişti Rasic. Evren Büker'in takımı aniden terketmesi lige yeni bir yıldız kazandırmış oldu. Evren'in de hem Galatasaray'dan hem de daha sezonu açmadan Trabzon'dan aynı nedenden kaçması onun adına düşündürücü. Yıldızının parladığı bir sezonun ardından kariyerini küçük hesaplar uğruna çöpe atmaz umarım.

Bucaspor:0 - GS:1


Stadlar bu sene hangimizin zemini daha kötü diye birbirileri ile yarışıyorlar adeta. Atatürk Stadı'ınınkine zemin bile denmez. Hakikaten içler acısı bir halde. Yani bu zeminleri iyi hale getirmek bu kadar mı zor? Dünyanın her yerinde, her iklimde gayet güzel zeminlere sahip stadlar var iken neden Türkiye'de her sene aynı konuyu konuşmak zorunda kalıyoruz bilmiyorum. Vurdumduymazlıktan başka birşey değil...

Galatasaray geçen hafta Antep maçındakina benzer bir oyun ortaya koydu. Geçen hafta sadece 45 dakika dayanabildiği Ali Turan/Elano ikilisine bu hafta dakika bile vermedi Rijkaard. Beke hızlı Mendy'nin önüne Serkan'ı koyarak, onun önüne de "yeni Keita" Pino'yu koyarak sağ kanadı işler hale getirmiş. Ama ilginç bir şekilde sol kanatta aynı canlılığı son iki maçta göremedik. Üstelik hücumcu bir bek olan Insua'nın katılmasına rağmen. İlk yarıda Kewell'in birebir zorlamaları dışında rakip kaleye gidemedi Galatasaray. Bunda tipik Bülent Uygun felsefesi olan "rakibe boş alan bırakma" yı her hafta daha da iyi uygulayan Buca'nın da etkisi büyüktü. Nerdeyse maçın tamamında rakibe oynayacak boş alan bırakmadılar.

Rijkaard orta saha kurgusunu henüz istediği seviyeye çekemedi. Misimovic henüz daha o pas bağlantısının merkezi durumuna gelmedi. İki maç ile de gelmesi beklenemezdi zaten. Oyun içinde çok kayboluyor. Bunda arkasında oynayan Sarp/Ayhan ikisilinin öne doğru oynamadaki isteksizliklerinin etkisi de çok büyük. Wolfsburg'da iken top alışverişini iyi yapabilen Josue zaman zaman Gendtner ile oldukça iyi anlaşıyordu. Önünde de iki yetenekli ve hızlı forvet (Dzeko ve Grafite) varken topu öldürücü noktalara hızlı ve etkili bir biçimde atabiliyordu. Şu iki haftada benim gördüğüm top aldığında bu alışverişi yapabilecek kimse bulamıyor yanında ve fizik gücü de yerinde olmadığı için çoğu zaman top kaybediyor. Belki bazı maçlarda, 90 dakika olmasa da maçın belli bölümlerinde Elano'nun arka ikiliden birinin yerine kullanılması ile onun da verimliliği arttırılabilir. Arda'nın dönüşü de elbette onun işine de yarayacaktır.

Bucaspor ise ilk haftalara göre daha iyi duruma gelmiş. Bülent Uygun'un kafasındaki oyun planı savunma kısmı için tamam gibi ama rakip kaleye gitmekte çok zorlanıyorlar. Manucho, Mehmet Yıldız gibi önde çok top tutabilen bir oyuncu olarak gözükmedi bana. Yetenek açısından kısır olan Dağaşan/Ragıp ikilisi de fazla çıkamıyorlar öne. Dolayısı ile bütün hücum planları Manucho'nun topu tutup kanatlardan Mendy ve Dahmane/Erkan ikilisinin destekleri ile yaratacakları pozisyonlar üstüne kurulu. Zamanla daha iyi olabileceklerinin sinyallerini verdiler. Bu takım o zamanki Sivas'a göre daha yaratıcı ve yetenekli ama sertlik olarak o seviyede değiller. O sertliği biraz kazanırlar ise ilk 8'i zorlayabilecek yenmesi zor bir takım haline gelebilirler.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Yaralı hayvan = Yaralı aslan


Problem: Schuster'in CSKA maçı sonrası Star'a verdiği röportajda, canlı yayında Fenerbahçe maçında dikkatli olmaları gerektiğini Fenerbahçe'yi "yaralı hayvan" a benzeterek yapması...Yönetimin de açıklamaları neden kulüp tercümanı kullanarak yapmadığı konusunda Alman hocanın kulağını çekmesi...

Tespit: Magazine inanılmaz düşkün bir medya var bizde. Özellikle mevzu spor olunca bu tarz açıklamalar ve dil sürçmeleri sakız gibi uzatılarak üzerlerinde saatlerce konuşulan polemik konuları haline getiriliyor. Schuster'in de aslında ne demek istediğini herkes gayet iyi anlamıştır. Ben zannetmiyorum ki o canlı yayını dinleyen Fenerbahçelilerin çok rahatsız olup neler diyor bu adam dediğini. Eğer tercüman olsaydı "hayvan" kelimesi muhtemelen "aslan" kelimesi ile yer değiştirecekti. Sözün özü aynı kalacaktı...

Sonuç: Bu tarz olayları büyütmeye gerek yok. Eğer bir kulak çekme olayı gerçekten yaşanmışsa gereksiz olmuş. Schuster kendi dilinde açıklama yapmak istiyorsa yapar. Tercümanı oraya sansür yapsın diye koymuyorsunuz, adamın dediklerini izleyenlere aktarsın diye koyuyorsunuz.